Taşınmazların miras taksimi amacıyla devredilmesi durumunda, her bir mirasçıya tereke payına "değer" olarak denk gelen bir kısım bırakılması esas olmakla birlikte, TMK m. 676 uyarınca terekeye dahil taşınmazların taksiminde tamamen "eşit" bir paylaşımın yapılması zorunluluğu bulunmayıp önemli olan husus, yapılan paylaşımda hisselerin parasal değerine göre "açık bir bedel farkının" bulunmaması, yani edimler arasında ciddi ve objektif olarak makul karşılanmayacak bir oransızlığın mevcut olmamasıdır. Davacı vekilince ileri sürülen, "taşınmazların tapuda gösterilen bedellerinin gerçek değerinin altında olduğu, bu durumun tasarrufların iptali gereğini doğurduğu" yönündeki beyanlar ise; devir işlemlerinin kardeşler arasında yapıldığı ve İcra ve İflas Kanunu’nun 278/3-1 hükmü uyarınca bu tür işlemlerin iptale tabi olduğu savı ile temellendirilmişse de, somut olayın özelliği, kardeşler arasında yapılan rızai taksim sözleşmesi ve özellikle borçluya düşen taşınmazın değerinin yüksekliği dikkate alındığında, bu savların davanın kabulünü gerektirecek derecede inandırıcı ve yeterli delil mahiyetinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda; bir işlemin muvazaalı olduğu, alacaklıdan mal kaçırma kastıyla yapıldığı iddiası soyut iddia ve varsayımlarla değil, somut, objektif ve mahkemeyi ikna edici delillerle ispat edilmesi gerekir, eldeki davada ise bu ölçüde delil bulunmadığı gibi, yapılan taşınmaz devirlerinin şekli, zamanlaması, bedelleri ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği birlikte değerlendirildiğinde, işlemlerin borçtan kurtulma saikiyle ve kötü niyetle yapıldığını ispatlayacak yeterlilikte veri elde edilememiştir.
Bandırma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/281 E., 2023/256 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla yapılan inceleme sonucunda,
GER ...
İlgili bağlantılar
