Hukuki yararın bulunması dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceği, eda davası açılabilecek durumda tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmayacağı, kaldı ki HMK 106.maddeye dayalı tespit davası ile daha evvel verilip kesinleşen bir mahkeme hükmünün neticelerinin ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı, diğer yandan birleşen dava davalılardan ...'e tebligat yapılamamasına rağmen mahkemece davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı) reddine karar verildiği, ancak bu hususun gerekçeli karar da işaret edilerek, bu durumda dosya üzerinden HMK 138.maddesi uyarınca karar verilebileceği belirtilerek ve gerekçelendirilerek hüküm kurulduğu gözetildiğinde ve ayrıca bunun bir usul hatası olduğu kabul edilse dahi; esasa etki eden veya başvuranın temel yargısal haklarını ihlal eden bir hata olmadığı-
Kesin nitelikteki karara karşı verilen direnme kararının da kesin olduğunu kabul etmek, bozma sonucu ortaya çıkan hukuka aykırılığın sürdürülmesine yol açacağından, bu nitelikteki bir karara karşı direnilmesi hâlinde direnme kararına yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmeyip, direnme kararının incelenmesi gerektiği, aksi kabulün, bozma kararı ile doğan hukuka aykırılığın giderilmesi yönünden çözümsüzlüğe yol açacağı- "Yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçenin ilk derece mahkemesince incelenip karara bağlanması gerektiği yönündeki özel dairenin bozma kararının isabetli olduğu" görüşü ile "yargılamanın iadesi talebi, kararı veren mahkemeye verilecek bir dilekçeyle yapılacağından yargılamanın iadesi talebini içeren dilekçenin bölge adliye mahkemesince incelenmesi gerektiği" görüşünün HGK. çoğunluğunca benimsenmediği-
Hukuk davalarında, hükümde kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen kanun yolu süresi içerisinde yapılan kanun yolu başvurusunun incelenmesi gerektiği-
“Taşınır satışının durdurulması”na ilişkin icra mahkemesinin kararına karşı, “yargılamanın yenilenmesi” yoluna başvurulamayacağı–
Mahkemece alınan bilirkişi ek raporuna itibarla tanık beyanları uyarınca fazla çalışma, hafta tatili ile genel tatil ücreti alacakları, sunulan formlar, tanıkların yıllık izin taleplerinin imzalatılmasına rağmen kullandırılmadığına dair beyanları ile ücret bordroları da değerlendirilmek suretiyle ise yıllık izin ücreti alacağı hüküm altına alınmış, hükmü temyiz eden davalı vekili temyiz dilekçesinde; diğer hususların yanı sıra fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile yıllık izin ücreti alacağı yönünden kararın hatalı olduğunu, özetle, dosyadaki ücret bordrolarının, banka kayıtlarının değerlendirilmediğini, yıllık izin formlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüş ve Özel Dairece davalının temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasından sonra davalı vekilinin emsal dosyalarda verilen kararların Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti yönlerinden bozulduğunu belirtilerek içtihat birliğinin sağlanması adına maddi hata düzeltilmesi talebi üzerine bu kez karar bozulmuş olup, davalının temyiz istemlerinin reddi ile onanmasına karar verilen bir kararın, Özel Dairece esasen savunmanın dayanağını oluşturan, yargılama aşamasında ileri sürülmüş ve temyiz konusu yapılmış nedenlerle bozulduğu, delillerin değerlendirilmesi sonucunda varılan hukukî sonucun yanlışlığı hukukî hata olarak kabul edilse dahi maddi hata olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu nedenle onama kararının kaldırılmasını gerektirir maddi hata düzeltim nedenleri bulunmadığından direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu-
İcra ile ilgili olarak Yargıtay icra ve iflas dairesinden verilen ceza kararlarına cumhuriyet başsavcısı otuz gün içinde itiraz edebileceği-
Kamu davalarıyla birlikte açılan ödence davalarının miktarı iki bin beş yüz kuruşu geçtiği takdirde ödenceye dair verilen hükümden miktarına göre ayrıca nisbi harç alınması ve dava konusunun değeri iki bin beş yüz kuruştan fazla değilse hükmolunacak ödence için başkaca nisbi harç alınmamasının gerekeceği-
Cezanın ertelenebilmesi için mahkumiyetin bulunmaması ya da bu mahkumiyetin hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmış olmasının gerekeceği-
HMK'nın 374. maddesi uyarınca yargılamanın iadesinin kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebileceği ve HMK'nın 375. maddesi uyarınca bu yola ancak HMK'nın 303. maddesi anlamında maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıyan kararlar bakımından başvurulabileceği, icra mahkemesince verilen kararlardan kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden bu kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamayacağı, istihkak davalarında verilen kararlar ile ihalenin feshi isteminin reddi kararlarının ise bu kuralın istisnası olup maddi anlamda kesin hüküm gücü taşıdığı, dolayısıyla kesinleşen ihalenin feshi ret kararına karşı yargılamanın yenilenmesi yolunun açık olduğu, ancak HMK'nın 378. maddesi gereğince yargılamanın iadesinin istinaf veya temyiz merciinden değil doğrudan kararı veren mahkemeden istenmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesine yapılan başvurunun görev yönünden reddi gerektiği-
Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair kararın istinaf incelemesinin bölge adliye mahkemeleri tarafından yapılmasının zorunlu olduğu-
İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.
