Davacı tarafından idare aleyhine açılan kısmî davanın fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere kabulüne karar verilmesi halinde, kesinleşen kısmî davanın içeriği ile eldeki ek davanın dosya kapsamı dikkate alındığında, kısmî davada belirlenen kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat bedelinin gerek davacı gerek davalı yönünden kesinleşerek bağlayıcı hâl almış olduğu- Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat bedelinin ilk davada tespit edilerek kesinleşmesinden sonra eldeki ek davada, kesinleşmiş karardaki bakiye bedele hükmedilerek ilk dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği- "Davacı vekilinin faiz talebi bulunmamasına rağmen, talep aşımına yol açacak biçimde karar verilemeyeceği, mahkemece faize hükmedilmeksizin ilk davadaki bakiye bedelin tahsiline karar verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Kiracılığın tespiti davalarında, bir yıllık kira bedeli üzerinden nispi karar ve ilam harcı alınması gerektiği-
Davacının dilekçesinde "...dava sehven mahkemenizde açılmış olup İdare mahkemesinde yeniden açılacak olup bu sebeple mahkemeniz doyasından feragat ediyoruz..." şeklinde beyanın, hakkın özünden vazgeçme mahiyetinde olmadığı ve feragatin söz konusu olmadığı, talep sonucundan tamamen veya kısmen vazgeçmediği anlaşıldığından davanın geri alınması niteliğini taşıdığı-
Dava, endüstriyel tasarıma tecavüzün tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir...
Tedavi edilemeyecek aşamada hasta olduğunu öğrenen murisin eşinin baskısıyla taşınmazını tek erkek evladı olan davalıya devrettiği, devre ilişkin resmî işlemlerin murisin hastalığı nedeniyle evinde gerçekleştirildiği, taşınmazın bedelini ödediğini savunan davalının devir tarihi itibariyle henüz on dokuz yaşında olduğu, torna işi ile iştigal ettiği tanık beyanlarından anlaşılsa da satım bedelini ödeyebilecek maddi imkâna sahip olmadığı, savunmada bahsi geçen taksim sözleşmesinin uygulanmadığı gözetildiğinde, "işlemin muvazaalı olduğu" kanıtladığından, devir tarihi ve murisin ölüm tarihi üzerinden 40 yılı sonra açılan muris muvazaasına ilişkin davanın kabulü gerektiği- "Miras bırakanın mirasçılara bıraktığı başka taşınmazlarının da bulunduğu, taşınmazların miras taksim sözleşmesine konu edildiği, miras bırakanın bir çocuğunu diğer çocuğuna tercih etmesi için bir nedeninin bulunmadığı, muvazaa iddiasının kanıtlayamadığı, tenkis yönünden değerlendirme yapılması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Davacı, çeklerin ibrazı üzerine dava dışı ciranta hamile ödemede bulunmuş olup, davacının aleyhine başlatılan icra takibi nedeniyle icra dosyasına ödediği bir bedel olmadığından menfi tespit davası kendiliğinden istirdat davasına dönüşmeyeceği- Davacının dava dilekçesinde alacak talebi de bulunmadığından, mahkemece davacının davalıya borçlu olup olmadığının tespitine yönelik karar verilmesi gerektiği-
Taşınmazın aile konuu olması sebebiyle ipoteğin kaldırılması davasında, taşınmazı ipotek ettiren malik eşin ölümü durumunda, mirasçılarının davaya dahil edilip, taraf teşkili sağlandıktan sonra ve gösterilmesi takdirinde delillerin toplanıp sonucu uyarınca karar verilesi gerektiği-
Borçlu vekilinin “süre tutum” dilekçesi sunması ancak gerekçeli kararın tebliğine rağmen temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi ibraz etmemesi halinde, sadece kanunun açık hükmüne aykırılık ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak temyiz incelemesi yapılması gerektiği-
"Süre tutum” adı verilen dilekçe verilmesinden sonra, gerekçeli kararın tebliğine rağmen temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi ibraz edilmemesi durumunda, sadece kanunun açık hükmüne aykırılık ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak temyiz incelemesinin gerçekleştirilmesi gerektiği- Alacaklı tarafından kiracı borçlu aleyhine başlatılan kira alacağının tahsili amacıyla tahliye talepli ilamsız icra takibinde "2013 yılı Nisan ayı kira bedeli" yönünden borçlunun temerrüde düşüp düşmediği, buradan varılacak sonuca göre sadece Nisan ayı kira bedelinin fer’îleri yönünden itirazın kaldırılmasına ve tahliyeye karar verilmesinin gerekip gerekmediği-
Borçlu vekilinin uygulamada “süre tutum” adı verilen dilekçe ile gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra gerekçe içeren temyiz dilekçesi vereceğini belirtmesine karşın, gerekçeli kararın tebliğine rağmen temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi ibraz etmediği dikkate alındığında, sadece kanunun açık hükmüne aykırılık ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak temyiz incelemesinin gerçekleştirilmesi gerektiği-
