Davacının çalışmalarının Kuruma bildirilmediği gerekçeleriyle Kurum tarafından teşvik kapsamından çıkarılan işverenin %5 puanlık prim teşviki indiriminden yararlanma istemine ilişkin dava sonucunda verilecek kararın, prim tahakkuku işlemi dolayısı ile prime esas teşkil eden çalışmalar da iptal edileceğinden, işçinin de hak alanını ilgilendirdiği bu nedenle davanın Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile birlikte, sigortalıya da yöneltilmesi gerektiği- Sosyal Güvenlik Hukukunun özelliğinden kaynaklanan ve davanın sigortalı ile Kuruma birlikte yöneltilmesini zorunlu kılan bu gereklilik karşısında, Kurum ile dava dışı sigortalı arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu-
Davacı ile ilk el durumundaki dava dışı kişi arasındaki hukuki ilişkinin açıklığa kavuşturulabilmesi için bu kişinin tapu iptali davasında yer almasının zorunlu olduğu- İlk el durumundaki kişinin davada yer almasının sağlanması, davacı ile bu kişinin arasındaki temlikin inançlı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, davacı tarafından bu kişiye yapılan temlikin inançlı olduğunun saptanması durumunda, son kayıt maliki davalının TMK'nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının değerlendirilmesi gerektiği-
Adi ortaklık hasım gösterilerek açılan davanın, ortakların tümüne karşı açılmasının gerektiği- Ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığının olduğu-
İhraç kararının iptali davasında davacıların mecburi dava arkadaşı olmadığı ve bu nedenle davaların ayrı ayrı görülmesinde doğru sonuca ulaşmak için zorunluluk olduğu, davaların tefrik edilerek ayrı ayrı görülüp sonuçlandırılması gerektiği Mahkemece davacılardan talep edilen alacakların dayanakları belirlenip bu alacakların dayandığı genel kurulların iptal edilip edilmediği tespit edilmesi, kooperatif kayıtlarında görünen alacakların ve ihtarların ayrı ayrı karşılaştırılıp ihtarnamedeki alacak miktarlarının gerçek alacak miktarlarını yansıtıp yansıtmadığı ve her iki ihtarnamelerde istenen alacak miktarlarının aynı olup olmadığı belirlendikten sonra sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olsa bile, işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıkların özelliği gereği bu tür davaların birlikte görülmesinin doğru olmadığı, iddia ve savunmanın usule uygun şekilde araştırılması, delillerin tümüyle toplanıp ayrıntılı olarak değerlendirilmesi, hukuki gerçekliğin tam olarak sağlanması ve ayrıca kararın Yargıtay denetimine elverişli olabilmesi için davaların her bir işçi için ayrı ayrı görülüp sonuçlandırılmasının zorunlu olduğu-
Aynı işverene karşı ayrı ayrı açılan davalar birleştirilerek yargılama yapılmışsa da, dava konusu işçi alacakları bakımından davacıların hizmet sürelerinin ve çalışma bölümlerinin farklılığı dikkate alındığında bu tür davalarda birden fazla işçinin açtığı dava dosyalarının birleştirilerek, birlikte yargılama yapılıp, hüküm kurulması doğru olmadığı-
Şekli (usuli) anlamda mecburi dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak amacıyla kabul edildiğinden, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğunun bulunmadığı, aynı zamanda dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemlerinde birbirinden bağımsız olduğu- Davacının nezdinde çalıştığı işveren ile davalı arasında şekli anlamda mecburi dava arkadaşlığı mevcut olduğundan, işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilerek, verilen süre içinde, dava teşmil edilirse işin esasına girilmesi ve davaya devam edilmesi gerektiği-
Davacının çekişme konusu taşınmazı devrettiği ilk el durumundaki kişinin davada yer almasının sağlanmasıyla, davacı ile dava dışı kişi arasındaki temlikin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, taraflar arasında inanç ilişkisi var ise davalının inanç ilişkisini bilebilecek durumda olduğu gözetilerek davacı tarafından temlik edilen pay yönünden davanın kabul edilmesi gerektiği-
Davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı olmadığı gibi, 6100 sayılı HMK'da “dahili davalı” müessesesinin mevcut olmadığı, bu itibarla, mahkemece, aleyhine usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmayan ve taraf sıfatı kazanmayan Karayolları Genel Müdürlüğü'nün taraf kabul edilerek hakkında hüküm kurulmasının hatalı olduğu-
Davacının, davalı Belediye görevlilerinin yasaya aykırı şekilde imar durumu ve inşaat ruhsatı verdiğini, belirtilen idari işlemlerin mevzuata aykırılıklar nedeniyle idare mahkemesi tarafından iptal edildiğini, bu nedenle de imara aykırı hale gelen binanın yıkılmak zorunda kalındığını, binası yıkılan vatandaşın oluşan zararın tazmini için İdare Mahkemesinde açmış olduğu davanın kabulü üzerine de icra takip dosyasına ödeme yapılmak zorunda kalındığını belirterek açtığı kurum zararı nedeniyle rücuen tazminat istemine ilişkin davada, İmar Kanununun ilgili maddelerine aykırı olarak idare adına ihdas etme kararında ve yapı ruhsatında imzaları bulunan görevliler ile anılan parsele imar durumu veren Belediye Başkanı'nın ve diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu oldukları belirlenip rücuya esas kusur oranları da belirlendiğinden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-
