Kesinleşen işe iade davasında parasal olarak belirlenmiş olan boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının işverenden tahsiline yönelik talep belirsiz alacak niteliğinde olmadığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Yargıtay 9. HD. Kararı)-
Muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerektiği- Davalı tarafından ihbar olunan şirketlere ihale edilen işleri asıl işin bir bölümü olduğundan, geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işin, alt işverene verilen bölümünün, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerektiği, bu koşul mevcut olmadığından asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaa nedeniyle değil, "unsur eksikliği" nedeniyle geçersiz olduğu (ancak hatanın kararın sonucuna etkili olmadığı)- 208 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunan davacının yalnızca 22 gün izin kullanarak çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, mahkemece, davacı asıl duruşmaya çağrılarak çalışma süresi boyunca yıllık izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı konularındaki beyanının alınması gerektiği (HMK m. 31)-
Fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı- Davacı tarafın taleplerine ilişkin vakıaları somutlaştırmaması ve uyuşmazlık konusu fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı için ne miktar talep ettiğini belirtmemiş olmasının hatalı olduğu, mahkemece davacıdan fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti talepleri bakımından vakıalarını somutlaştırması, hangi alacak kaleminin ne tutarda dava konusu yapıldığının belirtilmesi (harca esas toplam değer ile tefrikine karar verilen talep konusu diğer alacaklar da dikkate alınmak suretiyle) istenerek karar verilmesi gerektiği- Bölge Adliye Mahkemesince, "çalışma şartlarına ilişkin dosyaya giriş çıkış kayıtlarının sunulmadığı; ayrıca bu yönde tanık beyanları ile çalışma olgusunu ispat edemediği" gerekçesiyle "...alacaklarının reddine..." karar verilmiş ise de, davacının "8 yıllık bilgisayar arşivi, 8 yıllık harddisk arşivi, 8 yıllık e-posta arşivi ile 8 yıllık .. numaralı Telefon/WhatsApp geçmişi" ne dayandığı anlaşılmakla, söz konusu deliller ve tüm dosya kapsamı bir bütün hâlinde değerlendirilmek suretiyle davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına hak kazanılıp kazanılmadığının değerlendirilmesi gerektiği-
Davacı erkeğe miras kaldığını iddia ettiği taşınmaza ilişkin bilgileri açıklaması için süre ve imkan verilmesi, taşınmaz bilgilerinin açıklanması halinde ilgili taşınmazın ilk tesisten itibaren devirleri içeren dayanak evrakları ile birlikte tapu kaydı ile tedavüllerinin ve davacı erkeğin kadının hesabına para gönderdiği banka hesap hareketlerinin getirtilmesi; sonucuna göre banka hesabındaki paranın miras kalan taşınmazın satışından elde edilen para olduğunun anlaşılması halinde davacı erkek lehine değer artış payı alacağının hesaplanması, aksi halde davacı erkeğin kadının hesabına gönderdiği paranın da edinilmiş mal olayacağı gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği-
Davacının dava dilekçesinde haczin kaldırılmasını talep etmesine rağmen yargılama aşamasında ödeme emirlerinin iptalini de istemesi karşısında HMK'nın 31. maddesi uyarınca talebin açıklattırılarak netleştirilmesi gerektiği; ayrıca ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği, hak düşürücü sürelerin geçip geçmediği, davacının şirketteki hukuki konumu, istifa durumu ve mülga 506 sayılı Kanun'un 80. maddesi kapsamındaki müşterek ve müteselsil sorumluluk şartlarının oluşup oluşmadığının ticaret sicil kayıtları ve tebliğ belgeleri üzerinden eksiksiz şekilde araştırılması gerektiğinden bahisle eksik incelemeye dayalı direnme kararının bozulması gerektiği-
Davacının çelişkili taleplerde bulunduğu, hangi bağımsız bölüme ilişkin ihalenin feshinin talep edildiğinin açık olmadığı uyuşmazlıkta HMK m. 31 talep netleştirmeden karar verilmesinin hatalı olduğu-
Senet iadesi istemiyle açılan davada; davacının, bonoların teslim edilmek üzere davalıya verildiğini ancak iade edilmediğini ileri sürerek başlattığı hukuki süreçte, dava dilekçesinde "zayi" ibaresi kullanılmış olsa dahi, istemin özünün senetlerin zilyetliğinin devrine (iadesine) yönelik olduğu, bu durumun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 757. maddesi anlamında çekişmesiz yargı işi olan "zayi nedeniyle iptal" davası olarak nitelendirilemeyeceği ve uyuşmazlığın taraflar arasındaki teslim-iade ilişkisi çerçevesinde genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, hatalı nitelendirme ile zayi nedeniyle iptal kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunarak kararın bozulması gerektiği-
Tüzel kişilik perdesinin aralanması ve yöneticilerin şahsi sorumluluğuna dayalı olarak açılan navlun alacağı davasında; mahkemece hem acentelik ilişkisine dayalı temsil hükümlerine hem de tüzel kişilik perdesinin aralanması kurumuna aynı anda dayanılmasının çelişki oluşturduğu gözetilerek HMK'nın 31. maddesi uyarınca davacıya açıklattırma yaptırılması gerektiği- Yöneticilerin sorumluluğu yönünden yürütülen ceza soruşturmalarının sonuçları beklenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmasının hatalı olduğu-
Hizmet akdine dayalı sürekli ve kesintisiz olarak çalışıldığının tespiti konulu uyuşmazlıkta mahkemece öncelikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacının çalıştığını iddia ettiği davalı şirketteki çalışmasının davalı şirketten iş alan dava dışı işyerlerine gönderilmek suretiyle olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalı, somutlaştırma yükümlülüğü çerçevesinde davacının beyanı alınarak çalışmaya ara verip vermediği, başka işyerlerinde çalışması olup olmadığı, çalışma ve işten ayrılış süreleri, talep ettiği dönemlerde hangi süre ve tarihlerde hangi işyerlerine temizliğe gittiği, bu yerlere tek başına mı yoksa başka işçilerle birlikte mi gittiği, bu işyerlerinde iş bittiğinde evinde mi şirkete ait işyerinde mi beklediği, bu süreler içinde ücret alıp almadığı sorularak talebi tam olarak açıklattırılmalı, davacının çalışmasını bilecek nitelikte olan tanıklar tespit edilerek ayrıntılı beyanlarına başvurulmalı, bu suretle uyuşmazlık konusu husus hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip deliller hep birlikte değerlendirilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Somut olayda, dava dilekçesinde davanın hem TBK'nin 19. maddesine göre tasarrufun iptali davası hem de İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak talepte bulunulduğu, aşamalarda dava dilekçesinin açıklattırılmadığı, Mahkemece davanın İİK'nin 277 ve devamı maddelere göre açılan tasarrufun iptali davası olarak kabul edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Bilindiği üzere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Dairemizce benimsenen uygulamasına göre İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davaları ile TBK'nin 19. maddesine göre açılan tasarrufun iptali davaları birlikte görülemez. Dolayısıyla mahkemece davacıya HMK'nin 31. madde kapsamında talebinin açıklattırılarak davasının İİK'nin 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali mi yoksa TBK'nin 19. maddesine göre mi talepte bulunduğunun belirlenmesi ve belirtilen hukuki nitelemeye uygun olarak yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde hukuki nitelemenin doğru yapılmaması kaldırma nedeni olarak kabul edilmiştir.
