Eldeki tasarrufun iptali davasında amaç; davacının tazminat alacağının tahsiline ilişkin olup davalılar arasındaki satışın iptaline gerek olmaksızın davacıya alacak miktarının tahsiline imkan verecek şekilde satış yetkisinin verilmesi gerekirken davalılar arasında satış işleminin iptali yönünde hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu, ne var ki, belirlenen bu yanılgının giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği-
Mahkemece davalı 3. kişi tarafından dava konusu gayrimenkulün elinden çıkartıldığı tarihteki gerçek değerini bilirkişi marifeti ile belirlenmesine rağmen, taşınmazın tapudaki satış bedeli üzerinden davalıların tazminata hükmedilmesi bozma nedeni ise de yapılan yanlışlığın giderilmesinin yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte olmadığı-
Dava konusu taşınmazlardan ........ parsel no'lu taşınmazın yargılama devam ederken, borçlunun bir başka alacaklısının ....... no'lu takip dosyasından ......... tarihli ihalede dava dışı bir şahsın satın aldığı, ancak ihale bedelinin alacağını karşılamaya yeterli olmadığı, bu durumda, davanın konusu kalmadığından, mahkemece HMK’nun 331. maddesi gereğince bu taşınmaz yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği- Dava konusu bağımsız bölümün gelen tapu kayıtlarına göre yargılama devam ederken, dava dışı şahıslar adına kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, bu halde davalının taşınmazı elinden çıkardığı akit tablosunun getirtilerek, alacaklı vekilinden İİK’nun 283/2 maddesi gereğince tazminat olarak mı yoksa dördüncü kişiler hakkında da iptal davası olarak devam edip etmediği sorularak alınan cevaba göre iptal davası olarak devamı halinde davalıdan taşınmazı satın alan şahıslarında davaya dahili sağlanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-
Dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerektiği- Somut olayda davaya konu taşınmazın tapu kayıtları incelendiğinde; borçlu şirkete ait taşınmazın, üzerinde bankaya ait 3.000.000,00 TL bedelli ipotek ile birlikte 1.200.000,00 TL bedelle başka şirkete satıldığı anlaşılmakta olup; davalı şirket ise bankadan davalı şirkete ait 1.200.000,00 TL ipotek borcunu ödeyerek satın aldığını belirttiği, bu durumda mahkemece; bankadan taşınmaz üzerine konulan ipoteğin nevi de sorulmak suretiyle taşımazın şirkete satış tarihindeki ipoteğin fekki için gereken bedelin ne kadar olduğu, satışla birlikte ipotek fek edilmiş ise ödenen bedelin miktarı ve kimin tarafından ödendiği saptanarak ve İİK.nın 278. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taşınmazın üzerinde yapısı başlamış depo inşaatı olduğu, inşaatın %45 oranında bitmiş olduğu, dava tarihi itibariyle arsa değerinin 1.186.999,00 TL, %45 tamamlanmış inşaatın değerinin 292.572,00 TL olduğu belirtilmiş olup, yargılama sırasında davaya konu taşınmaz üzerindeki ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verildiği, taşınmazın 4. kişi beton şirketine tapuda satış yoluyla devredildiği tespit edilerek davacı alacaklının talebi ile beton şirketinin davaya dahil edildiği, mahkemece; davacı alacaklı ile davalı 3. kişi şirketin ticari defterleri incelenmiş, borçlu yönünden herhangi bir araştırma ve İİK 280. madde kapsamında değerlendirme yapılmadığı- Mahkemece, borçlu şirketin Ticaret Sicil Müdürlüğü’nden şirket sermayesi ve malvarlığı yönünde bir araştırma yapılarak, 4. kişi Beton şirketi ve borçlu şirketin ticari defterleri de incelenmek suretiyle dava konusu taşınmazın satış tarihindeki durumu da dikkate alınarak tüm delillerin değerlendirilmesi ve satışın İİK 280/3-son maddeler gereğince ticari işletme veya ticari işletmenin önemli bir kısmının devri niteliğinde olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- Rayiç bedelli banka ödemesi ile davalı şirketin, satın aldığı taşınmaz üzerine inşaat yapmaya başladığı, dava konusu taşınmazın boş arsa niteliğinde olup ticari işletme veya emtia sayılamayacağı belirgin olduğu, dava konusu taşınmazın ticari işletmenin önemli bir kısmını teşkil ettiği, davalının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinin sonuca etkili olmayacağı gerekçesiyle de davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı-
İptal davasının konusunun, iptale tabi bir tasarruf ile borçlunun 3. kişiye devretmiş olduğu mal ve hak üzerinde davacı alacaklının cebri icra yolu ile hakkını alma yetkisini elde etmesi olduğu- İptal davasının, aynî bir dava olmayıp şahsi bir dava olduğu- Dava konusu mal ve hak, lehine tasarruf yapılmış olan 3. kişinin elinde ise iptal davasının konusunu o mal veya hak üzerinde cebri icraya devam edilmesi; lehine tasarruf yapılan kişi satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dâhil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekeceği- Üçüncü kişinin mal veya hakkı dava sırasında elinden çıkarması veya elinden çıkardığının dava sırasında öğrenilmesi halinde, davanın ıslahına gerek olmadan davacı alacaklının davaya bedel davası olarak devam edilmesini isteyebileceği veya devralan 4. kişiyi davaya dahil ederek davaya devam edebileceği-
TBK'nin 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaa davasında, asıl amacın borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmek ve bu suretle borçludan olan alacağın tahsilini sağlamak olduğu- İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davalarının borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açıldığı, oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladığı- Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişilerin tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilecekleri-
Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği; bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceği- İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerektiği; bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktarın, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeri olduğu- Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmelerinin gerekeceği- Tasarrufun iptali davasının kendine özgü dava şartlarından biri olan "alacaklının kesin veya geçici aciz vesikasına haiz olması"nın İİK'nın 277. maddesinin 1/1. bendinde düzenleme altına alındığı, ancak bunun dışında öğretide ve Yargıtay kararlarında benimsenen özel dava şartlarının da bulunduğu; bu özel şartları, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2013 gün ve 2013/17-224 E., 2013/1478 K.sayılı kararı ile 30.03.2016 gün ve 2014/17-843 E., 2016/433 K. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi davacının gerçek bir alacağının olması, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ve iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olacağı- Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır. tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerektiği- Dava şartlarının, davanın açıldığı tarihten hükmün kurulduğu tarihe kadar aynen bulunması temel bir kural olduğu, hâkimin davanın başında dava şartlarının mevcut bulunup bulunmadığını kendiliğinden (re'sen) araştırmak zorunda olduğu, bir dava şartının bulunmadığını tesbit etmesi halinde işin esasına girmeden davayı usul yönünden red etmesi gerektiği, ancak bu yön ihmal edilmiş ve işin esasına girilmiş olması halinde, dava görülmekte iken başlangıçta noksan bulunan dava şartı da gerçekleşmiş ise artık davanın, usulden reddedilmeyip esastan tetkikle çözüme ulaştırılması gerektiği-
İflasta satış ilanının tebliğine ilişkin İİK’nın 127. maddesinin tatbik edilmeyeceği- İİK. m. 234 vd. gereğince, sıra cetveline ilişkin itirazların ilandan itibaren 15 gün içinde yapılması gerektiği-
Davanın, TBK'nun 19. maddesi gereğince açılmış muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal istemine ilişkin olduğu- Muvazaa davası ile davacı-alacaklının, borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladığı- Davacının bu davadaki amacının, alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu- Muvazaaya dayalı iptal davasında davacı 'muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını' ileri sürdüğünü- Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekeceği- Eldeki davada borçlu ile lehine tasarrufta bulunduğu 3.kişi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmak olduğu-
Tasarrufun iptali davasında İİK. m. 281/2 uyarınca verilen ihtiyati haciz kararının tapu kaydına işlenmesinden ve dava sırasında taşınmazın dördüncü kişiye satılmasından sonra, borçlu vekilinin talebi ile icra dairesince İİK m. 106 ve 110 gereğince haczin kaldırılmasına karar verildiği anlaşıldığından, bu aşamada, taşınmaz, dördüncü kişiye ait olduğundan, bu taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilmesinin mümkün olmadığı, dördüncü kişi, tasarrufun iptali davasına dahil edilip hakkında bir hüküm kurulmadığından, taşınmaz üzerine haciz konulması şartlarının gerçekleşmediği- "Tasarrufun iptali davasında ihtiyati tedbir niteliğinde olan İİK. m. 281/2. uyarınca ihtiyati haciz kararı konulduğu, ihtiyati haciz kararının verildiği aşamada kesin haciz isteme hakkı doğmadığından, İİK. m. 106 ve 110. maddelerinin uygulanma yerinin bulunmadığı, icra müdürünün 'ihtiyati haczin kaldırılmasına' ilişkin kararının yok hükmünde olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tedbir niteliğindeki ihtiyati haczin mahkemece kaldırılmadıkça dava sonuna kadar geçerliliğini koruyacağı, ihtiyati haciz baştan itibaren geçerli olduğu, sonraki şerhin bu durumun teyidi olduğu, ihtiyati haciz borçlunun satın alınmasından sonra değil öncesinde var olduğundan kaldırılması talebinin reddine dair yerel mahkeme kararının onanması gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-