Şirketlerin kuruluş tarihleri, hisse devirleri ve pay oranları göz önüne alındığında hissedarların aynı soyadını taşımaları bağın varlığını göstermeyeceği gibi, aynı alanda faaliyet gösteren şirketlerde bazı işçilerin değişik tarihlerde çalışmalarının veya hisselerini tamamen devrederek 3. kişi şirket ile bağını koparmış eski ortakların, borçlu şirkette sigortalı olarak çalışmaları şirketler arasında bağın olduğunu göstermeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Alacaklı tarafından "borçlu şirket çalışanlarının 3.kişi şirkette ortak olduğu" iddia edildiğinden, borçlu şirketin çalışanlarını gösterir dosyada eksik olan kayıtlarının getirtilmesi, ayrıca "3. kişi ortakları, borçlu şirket ortaklarından olduğu" iddia edildiğinden, anılan şahsın hangi tarihlerde nerede çalıştığının tespiti için kayıtların istenmesi, öte yandan 3. kişi "hacze konu malların tamamına yakınını icra takibinde açık artırmada satın alındığını" iddia ederek buna ilişkin menkul mal satış tutanağı sunmuş olduğundan, ilgili ihaleye ilişkin tüm evrakların getirtilmesi, konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile dava konusu mahcuzlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, ihaleden satın alınan menkullerin hacizli menkullere uygun olup olmadığının saptanması, yine ihale bedelinin ödenip ödenmediğinin belirlenmesi, davacı tacir olup ticari defter tutmakla yükümlü olduğundan, ticari defterlerin (açılış ve kapanış tasdikleri de göz önünde bulundurularak) ve varsa faturaların istenerek hacze konu mahcuzların davacının envarterinde kayıtlı olup olmadığının bilirkişi incelemesi ile tespiti gerektiği-
Devredilen işletmede haciz yapılabilmesinin, devrin muvaazalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlı olduğu- Muvazaa iddiasının bulunmaması halinde alacaklının, tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanı bulunduğu gibi, TBK ve TTK hükümlerine göre açılacak davalarda da devri yargılama konusu yapabileceği- İİK'nin 44. maddesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin işletmenin devrini sakatlamayacağı-
Mahkemece, davacı üçüncü kişinin, haczin yapıldığı yerde 2006 yılından beri faaliyette bulunduğu, ticaret sicil kaydı ile elektrik, telefon, doğalgaz aboneliklerinin de bu durumu doğruladığı, borçlunun ise farklı bir yerde faaliyet gösterdiği, mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğu, ispat yükü altında olan alacaklının mülkiyet karinesinin aksini kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesinin yerinde olduğu-
Mülkiyet karinesi davalı 3. kişi lehine olup mülkiyet karinesinin aksinin davacı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekeceği, borçlu ile 3. kişi şirketin bir kısım çalışanlarının aynı kişiler olmasının ve 3. kişi şirketin tek ortağının borçlunun eski çalışanının kardeşi olmasının tek başına karineyi tersine çevirmeye yeterli olmadığı- Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın reddi yerine, HMK’nin 318. maddesi gereğince; tarafların dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları nazara alınmaksızın, davacı alacaklı dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamasına rağmen, davacı tanıklarının beyanları da hükme esas alınarak oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Haksız haciz sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemi- Haksız haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalının kötü niyetinin ve ağır kusurunun varlığı ile buna bağlı olarak zararın oluşması gerektiği- Salt davacıya zarar vermek amacıyla haksız ve kötü niyetli olarak takibin yapıldığının söylenemeyeceği bir durumda manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerektiği-
İcra dosyası içeriğinden talebe konu haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği ve takibe dayanak senet üzerinde yazılı adreste yapıldığı anlaşıldığından, mahkemece takibin devamına karar vermekle yetinilmesi gerektiği halde, mahcuz hakkında açılmış istihkak davası varmış gibi esastan değerlendirme yapılarak 3. kişinin istihkak iddiasının yerinde görüldüğüne ilişkin gerekçe ve hüküm ile takibin talikine karar verilmesinin yasaya uygun olmadığı- İcra ve İflas Kanunu'nun 97/6. fıkrası uyarınca, takibin taliki veya devamına karar verildiği hallerde, icra mahkemesinde istihkak davası açabilmesi için, 3. kişiye süre verilmesi gerekirken, alacaklıya süre verilmiş olmasının doğru olmadığı-
Haciz adresi borçlunun önceki tarihlerde kullandığı mernis adresi ise de, şu anda orada ikamet etmediğinin, icra dosyası ve dava dosyası kapsamında yapılan tebligatlarla sabit olduğu, takibe dayanak senet adresi, ödeme emri tebliğ adresi ve haciz adresleri birbirinden farklı olup, haciz sırasında haciz mahallinde borçluya ait evrak veya eşyanın bulunamadığı, mülkiyet karinesi bu bilgiler ışığında üçüncü kişi lehine olup, alacaklının iddiasını ispatla yükümlü olduğu, ispat yükü üzerinde olan davacı alacaklı yerine mülkiyet karinesi yanlış kurularak üçüncü kişiye ispat külfetinin yüklendiği, ispat yükü üzerinde olan alacaklı tarafından karinenin aksi ve taraflar arasındaki boşanmanın muvazaalı olduğunu ispatlayacak herhangi bir delil dosyaya sunulmamış olması nedenleriyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Her ne kadar mahkemenin gerekçesinde İİK'nun 89/1. maddesi uyarınca icra müdürlüğü tarafından Banka'ya gönderilen haciz ihbarnamesinin hukuki değerlendirmesi doğru ise de; eldeki dava haciz ihbarnamesine itiraz niteliğinde olan Banka'nın cevabı nedeniyle değil, Banka'ya yazılan haciz yazısı üzerine İcra Müdürlüğü'nün alacaklıya İİK 99. madde uyarınca istihkak davası açması için süre verilmesi nedeniyle açılmış olduğundan, yargılamaya istihkak davası olarak devam edilip, esastan inceleme yapılması gerekeceği-