Asıl ve birleşen dava; davalı özel hastanede görev yapan doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürüttüğü, bu nedenle vekilin azlinin haksız olduğu, haksız azil halinde ücretin tamamının ödenmesi gerektiği, vekalet ücretinin belirlenmesinde dava tarihi ve azil tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükmünün değerlendirilmesi gerektiği, maktu ücrete ilişkin hükmün 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe girdiği, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 6487 sayılı Kanunla değiştirilen Geçici 6 ncı maddesinin onikinci ve onüçüncü fıkralarının Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin ilgili kararıyla iptal edildiği, davanın 2942 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce 28.05.2013 tarihinde açıldığı, akdi vekalet ücretinin belirlenmesinde hukuki yardımın başladığı bu tarihte yürürlükte olan 1136 sayılı Kanun'un ilgili maddesi gereğince hesaplama yapılması gerektiği, bu bakımdan hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olduğu-
Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle oluşan maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir...
Taşınmazların davalıya yazılı sözleşme ile satıldığı ve vekaletnamenin gerçek düzenleme iradesinin satış sözleşmesindeki işlemlerin yapılması olduğu, davalı tarafından satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil davasında davacının taşınmazın vekili tarafından satılmasına bir itirazının olmadığın, istenseydi tapuda devredeceğini beyan ettiği anlaşıldığından vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasına dayalı olarak açılan alacak istemine ilişkin davanın reddi gerektiği-
Ameliyathane malzeme sayım kontrol formunda sayımların tam olduğu kayıtlı olsa da dava konusu ameliyat dışında kişinin aynı bölgeden başka bir ameliyat olduğuna dair bir bilgi olmadığından, çıkarılan gazlı bezin dava konusu ameliyatta unutulduğunun anlaşıldığı, kişinin operasyon bölgesinde “gazlı bez/spanç” unutulması olayında cerrahi materyal sayımından sorumlu olan ameliyat hemşiresi ve ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmayan doktorun kusurlu olduğu, davalı hastanenin kusursuz sorumlu olduğu, davacıların manevi tazminat talebinde bulunabileceği- İlk derece mahkemesince asıl davada davacılar için hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu-
Uyuşmazlık, vekaletin kötüye kullanılmasından ve vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir...
Tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere davalı kayıt malikinin o yörede yaşayanlar tarafından bilinen iş insanı olduğu, dava konusu taşınmazın satışına yönelik vekâletname dahi düzenlenmeden arsa alımı aracılık sözleşmesinin düzenlendiği bu durumun davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket ettiklerinin göstergesi olduğu, bilirkişi ek raporuna göre dava konusu taşınmazın devir tarihi itibariyle davalı vekil tarafından diğer davalıya tespit edilen rayiç bedelin çok altında bir bedelle temlik edildiği, davalı kayıt malikinin kardeşi olan dava dışı kişi tarafından şirket hesabından satışın yapıldığı gün para çekilmesine ilişkin sunulan dekont ödeme belgesi olarak kabul edilemeyeceğinden satış bedelinin davacıya ödendiğinin de ispat edilemediği, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davalı vekilin vekil eden davacının iradesine uygun davranmadığı davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket etmek suretiyle davacıyı zararlandırdıklarının sabit olduğu- "Davacı ile davalı vekil arasında ortak kazanç ve iş birliği amacı ile birbirlerine temlikname ve vekâletnameler vermek sureti ile yakın ilişki kurulduğu, taşınmazın değerinin düşük belirlenmesinin tek başına kötüniyetin ispatı için de yeterli olmadığı bilirkişi raporunda belirlenen taşınmazın devir tarihindeki bedeli ile alım satım bedeli arasında fahiş fark bulunmadığı, davacı tanığının satışı öğrendiğinde davacıyı da haberdar ettiğini belirtmesine rağmen davacının, vekili uzunca bir süre vekillikten azletmediği, taşınmazının kendisinden habersiz satıldığını öğrenen bir kimsenin vekilini hemen azletmesi gerekirken iki yıla yakın bir zaman sonra azletmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, eldeki davada ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğu, davacının davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket etmek suretiyle kendisini zararlandırdıklarını ve vekil vasıtasıyla taşınmaz satın alan davalının kötüniyetli olduğunu usulünce ispat edemediği, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği" görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşün kurul çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Davalı vekilin, hesap verme ve bu bağlamda aldığı şeyleri iade etme borcunu yerine getirdiği yönündeki savunmasını ispat edip etmediği- Vekâleten satılan taşınmazların bedelinin vekil edene ödendiğine ilişkin ispat yükü davalı vekilde olduğundan ve tanık ifadesinde "Yaklaşık 1.800.000 dolar ile 2.000.000 dolar tutarındaki bir parayı H....'dan alıp .. ..'ye teslim ettiğimi sanıyorum" şeklinde beyanda bulunduğundan anılan bedel kadar ödeme yapıldığının kabulü gerektiği- Mahkemece, öncelikle davalı vekilin delil olarak dayandığı, vekil edene ait 1999-2009 yıllarına ilişkin gelir beyannamelerinin getirtilmesi ve murisin sağlığında vekâlete dayalı olarak satışı yapılan taşınmaz hisselerinin satış tarihlerindeki rayiç değerlerinin bilirkişi aracılığıyla tereddüte yer verilmeksizin tek tek tespit edilmesi, satılan taşınmaz hisselerinin bedelleriyle ilgili gelir beyannameleri içeriğinde bilgi varsa bu bedellerden, yoksa bilirkişi raporunda belirlenen rayiç değerlerden tanık beyanında belirtilen meblağın mahsubu ile varsa kalan bedel yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Vekil eden ile vekilin kardeş olmaları, paydaş oldukları taşınmazların satılması ve payına düşenin ödenmesi konusunda vekil edenin vefatına kadar on yıl süren ilişkide herhangi bir niza çıkmamış olması nedeniyle mirasçıların açtığı davanın reddine ilişkin direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile mahkemece öncelikle 1999-2009 yıllarına ilişkin vekil edenin gelir beyannamelerinin getirtilmesi, bu beyannamelerde taşınmaz satışlarından elde edilen gelirden bahsediliyor ise; her yıl ayrı ayrı değerlendirilerek anılan yıllara ilişkin vekilin ödeme borcunun yerine getirildiğine ilişkin karinenin varlığı nedeniyle aksinin ispatının davacılara yüklenmesi gerektiği, beyanname bulunmayan yıllar ile murisin 31.03.2009 tarihinde vefat etmiş olması karşısında, 2009 yılı içerisinde vefata kadar 24.02.2009, 26.03.2009, 30.03.2009 tarihlerindeki, fiili ve hukuki olarak beyanname verme imkânı bulunmayan, üç satış yönünden ise; ispat yükünün davalı vekilde kaldığı benimsenenerek, tanık beyanı ödemeye ilişkin açık ve net ifadeler içermediğinden dosya kapsamı itibarıyla ödemenin ispat edilemediğinin kabulü ile yalnızca anılan yıllarda yapılan satışlar değerlendirmeye alınarak taşınmazların satış tarihlerindeki rayiç bedellerinin tespiti ile vekilden tahsili cihetine gidilmesi, dolayısıyla kararın değişik gerekçe ile bozulması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Davacıların murisi tarafından vekil kılınan davalının dava konusu taşınmazda murise ait payı kardeşi olan diğer davalıya satış yoluyla devrettiği somut olayda; davacı tarafça vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığı iddiasının ispat edilip edilemediği, dava konusu taşınmazda murise ait payın satış bedelinin ödendiğinin davalı tarafça kanıtlanıp kanıtlanamadığı, davalıların el ve iş birliği içinde hareket ederek davacıların murisini zararlandırdığının kabul edilip edilemeyeceği-
Özel hastane/hekim ile hasta arasındaki sözleşmede vekâlet hükümlerinin uygulanması gerektiği, vekâlet sözleşmesinin niteliği gereği sonucun garanti edilmesinin mümkün olmadığı, tedavi yönteminin seçilmesinde hekim serbest ise de, hasta için en emin yolu seçmek zorunda olup, tedavinin doğru olup olmadığının raporda tartışılması gerektiği, hekimin tedavi metodunun seçiminde hastanın özelliklerini göz önünde bulundurması gerektiği, en güvenilir ve en emin metodu tercih etmesi gerektiği, aydınlatma ve hastanın rızasının alınması konusunda da alınan raporun yeterli olmadığı, mahkemece bu rapora dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğu- Mahkemece öncelikle uygulanan tedavide nadir de olsa görülebilecek olumsuz sonuçlara dair davacının aydınlatılarak uyarılıp uyarılmadığı ve geçerli bir şekilde rızasının alınıp alınmadığı, davalılara yüklenebilecek kusur bulup bulunmadığı, meydana gelen maddi zarar varsa niteliği ve miktarı konularında ayrıca önceki rapora itirazları da değerlendirir biçimde inceleme yapılmak üzere diş hekimliği fakültelerinden seçilecek üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınması ve alınacak raporla birlikte tüm deliller değerlendirilerek manevi tazminat bakımından da sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-