Hakimin ceza mahkemesinde yargılaması yapılan sanık yerine davacının gıyaben tutuklanmasına ilişkin kararının gerekli kontrol yapılmadan haksız ve hukuka aykırı olarak verildiği ileri sürülmek suretiyle, mülga 1086 s. HUMK.'nun 573 vd. (6100 s. HMK.’nun 46 vd.) maddelerine dayanıldığına göre; hakimin genel olarak hukuki sorumluluğundan kaynaklanan böyle bir davanın konusunun, koruma tedbirlerine aykırı tazminat istemine ilişkin bulunduğu ve 5271 s. CMK.'nun 141 ila 144 maddeleri hükümlerine göre ağır ceza mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden söz edilemeyeceği, bu davanın, 6100 sayılı HMK.'nun 47. maddesi uyarınca Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nde görülüp sonuçlandırılması gerekeceği-
Mahkemenin hükmü; kıyıda kaldığı belirlenen kısmın tamamını kapsamakta ve bu haliyle dava dilekçesindeki talebin de tamamının kabulüne ilişkin olduğundan talebin reddedilen bölümü varmış gibi davalı lehine de vekâlet ücreti takdiri ve yargılama giderlerinin kabul red oranlaması yapılarak, taraflara yükletilmiş olmasının hukuka aykırı olacağı-
Davacı şirketin adli müzaheret talebinin reddine dair Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün kesin olduğu ve bunun aleyhine kanun yoluna başvurulamayacağı-
Taşınmaz malların aynına dair davaların, taşınmazın idari olarak sınırları içinde bulunduğu yer mahkemesinde görülüp; sonuçlandırılması gerekeceği- İdari taksimatta değişiklik olması ve gayrimenkulün bir başka ilçenin sınırları içerisine alınması halinde buradaki yetkinin taşınmazın yargı çevresine yeni girdiği mahkemeye geçeceği; bu sebeple davaya bakan mahkemenin dava dosyasını taşınmazın yargı çevresine yeni girdiği mahkemeye göndermesi gerekeceği-
Direnme kararlarının, Anayasanın ve yasanın aradığı anlamda gerekçe içermesi gerekeceği-
Usul hükümlerinin kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacağı, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacağı, buna karşın, tamamlanmamış usul işlemlerin yeni kanun hükümlerine göre yapılacağı- Davacı vekilinin aleyhe olan boşanma hükmünün gerekçesini temyizinde müvekkilinin hukuki yararının bulunması ve bozmaya konu yapılan temyiz dilekçesi içeriğinde davacı vekilinin davadan açık, kesin ve koşulsuz feragatini gösterecek bir irade beyanının da olmaması karşısında davacı vekilinin temyiz dilekçesinin davadan feragat olarak nitelendirilemeyeceği-
Bir davanın taraflarının, o dava yönünden davacı veya davalı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme davaya konu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu, taraf sıfatının yokluğunun, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında davaya konu hakkın doğumuna engel teşkil etmekle def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraza ilişkin olduğu-
Yüksek Özel Daire'nin ve Yargıtay HGK.'nun verdiği bozma kararlarıyla yerel mahkemenin önceki kararları ve bunun doğal sonucu olarak bu kararların gerekçesi de ortadan kalkmış olduğundan bu kararlara atıf yoluyla hüküm kurulmasının olanaklı olmadığı-
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan durumun maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davalarda da uygulanmasının zorunlu olduğu ve mahkemece Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiği-
Direnme kararı da dahil olmak üzere, yerel mahkemelerce kurulan hükümlerin temyizinin ve temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Daireleri ya da HGK.'nca verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesinin mümkün olup olmadığı belirlenirken, temyiz ya da karar düzeltme istemi hangi karara yönelik ise, o karar tarihinde yürürlükte olan Kanun hükmünün esas alınması gerekeceği-