Kira sözleşmesinin, davacılar İ., S., İ. ve M.A. T. ve takip ve dava dışı bırakılan H., Y. ve H. T. ile davalı şirket arasında düzenlendiği, yazılı kira sözleşmesinde, aylık kiranın tamamının kiralayanlardan hangisine özellikle davacılara ödeneceği hakkında bir kayıt bulunmadığı, bu durumda kira parasının bölünerek ve eşit olarak tüm kiralayanlara ayrı ayrı ödenmesi gerekeceğinden, mahkemece davacıların talepleri doğrultusunda, paylarına düşen kira paraları üzerinden itirazın kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile itirazın kaldırılmasına ilişkin talebin tümden reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkin uyuşmazlıkta takibe konu kira tutarının ispatı kiralayana ait olduğu- Davacının tek yanlı kira oranı ve kira bedeli belirlemesine itibar edilemeyeceği, sözleşmenin arkasına eklenen aylık kira bedelinin 6.000,00 TL olduğuna dair ibare davalı tarafından değil, kiracının eşi olduğu anlaşılan dava dışı F. Ö. tarafından imzalanmış olduğundan davacının ibraz ettiği kira sözleşmesinde artış şartı belli ve muayyen olduğundan, mahkemece TBK.'nun 344. maddesindeki sınırlama da gözetilerek sözleşmedeki artış şartı uygulanmak suretiyle talep edilen aylara ait kira bedelinin belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
İİK.nun 269/1. maddesi göndermesi ile TBK’nun 315. (BK 260.) maddesi gereğince 30 günlük ödeme süresinin dolması beklenmeden alacaklı tarafından icra mahkemesinden tahliye isteminde bulunulamayacağı, ödeme emri ile borçluya 30 günlük ödeme süresi verilmiş ve 03.06.2015 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklı vekili tarafından 30 günlük ödeme süresinin geçmesi beklenmeden ve temerrüt gerçekleşmeden 22.06.2015 tarihinde İcra Mahkemesinden tahliye isteminde bulunulduğundan davacı alacaklının tahliyeye yönelik temyiz itirazlarının yerinde olmadığı- Davalının kira bedelinin ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini İİK.'nun 269/c maddesindeki belgelerle ispat etmesi gerekeceği, davalı borçlu İİK.'nun 269/c maddesinde belirtilen makbuz ve belgelerden biri ile takibe konu kira bedellerini ödediğini kanıtlayamadığına göre, mahkemece 2015 yılı Haziran, Temmuz, Ağustos ayları kira bedelinin takip tarihi itibariyle muaccel olmadığı hususu da göz önüne alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkin uyuşmazlıkta davalı borçlunun İİK.nun 269/c maddesinde belirtilen makbuz ve belgelerden biri ile takibe konu kira bedellerini ödediğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini kanıtlayamadığına göre, mahkemece itirazın kaldırılmasına ve tahliyeye karar verilmesi gerekirken, tanzim tarihi belirsiz olan söz konusu protokol hükümleri değerlendirilerek yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Kesinleşen icra takibi nedeniyle kiralananın tahliyesi istemine ilişkin davada mahkemece, ibraz edilen itiraz dilekçesinde belirtilen icra dosya numarasının taraflarının aynı olup olmadığı, taraflarının aynı olması halinde itiraz dilekçesinin Eskişehir 6. İcra Müdürlüğü’nün 2015/13120 sayılı takip dosyasına verildiğinin kabul edilip edilemeyeceği üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde icra takibine itiraz edildiği kabul edilerek temerrüt gerçekleşmediğinden kiralananın tahliyesi talebinin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmadığı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır” düzenlemesi bulunmakta olup, anılan yasa kefaletin geçerli olması için gereken şartları açıkladığından davaya konu ek kira sözleşmesinde ise düzenlemeye uygun bir kefaletin mevcut olmadığı anlaşıldığından mahkemece, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı gözetilerek davanın davalı kefil N. K. yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile borçtan sorumlu tutulmasının doğru olmadığı-
Kiralananın tahliye edildiğinin (kiracının kiralananı iade borcunu yerine getirdiğinin) kabul edilebilmesi için, kiralananın fiilen boşaltılmasının yeterli olmadığı, anahtarın da kiralayana teslim edilmesi gerektiği, kiralayanın anahtarı teslim almaktan kaçınması veya başka bir sebeple anahtarın teslim edilememesi durumunda mahkemeden tevdi mahalli kararı alınması ve anahtarın mahkemece belirlenen yere teslim edilmesi gerektiği, anahtarın teslimine ilişkin tutanağın kiralayana tebliğ edildiği tarihin anahtar teslim tarihi sayıldığı-
Davaya ve icra takibine dayanak yapılan 01.02.2007 başlangıç tarihli, bir yıl süreli yazılı kira sözleşmesinin varlığının, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı; sözleşmenin hususi şartlar bölümünün altıncı maddesinde “ kiracı kontrat bitiminde kira rayiç bedelinin yıllık TEFE-TÜFE ortalaması artı 5 oranında artışını şimdiden kabul ve taahhüt eder” düzenlemesinin yer aldığı- Mahkemece; taraflar arasında kira bedeli konusunda uyuşmazlık bulunduğundan, ihtilafın yargılamayı gerektirmesi sebebiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; uyuşmazlığın, yazılı kira sözleşmesinde taraflarca belirlenen artış şartı hükümleri değerlendirilerek çözümlenmesi gerektiği, davada, genel yargılamayı gerektirir bir husus bulunmadığı, bu durumda Mahkemece, dosyada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda alınan rapora karşı taraf itirazları sözleşme hükümlerine göre değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalı borçlu kira sözleşmesindeki imzasına ve aylık kira miktarına itiraz etmemiş olup, takip konusu kira alacağını ödediğini de yazılı belge ile kanıtlamazsa temerrüdün gerçekleşeceği-
İİK’nun 40. maddesi uyarınca, bir ilamın bozulmasının icra muamelelerini olduğu yerde durduracağı, bu durumda İİK’nun 40. maddesi uyarınca bozulan ilama dayalı olarak işlem tesis edilemeyeceği, bozma kararından sonra verilen hüküm henüz kesinleşmediğinden, borçlunun bozulan ilama dayalı olarak haczin kaldırılması talebinde bulunması ve İcra Müdürlüğü'nün haczin kaldırılmasına ilişkin işlemi usul ve yasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi gerekirken, şikayetin yazılı gerekçe ile reddinin doğru olmadığı-