Hakem kararlarının tenfizi davalarında maktu harç alınması gerektiği- Karar harcı ile davacı yararına takdir edilen vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerektiği-
Mahkemece, davalıların dava dışı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olmak üzere ödenen bedelin tamamından sorumlu olduğuna karar verilmesi gerekirken, bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine rağmen taraflar arasındaki sözleşmelerde iş akdinin feshi halinde doğacak işçilik alacaklarından davalı alt yüklenicinin sorumlu olacağına dair açık hüküm bulunmadığı gerekçesiyle davalıların ödenen bedelin yarısından sorumlu tutulmasına karar verilmesinin doğru olmadığı- Davalılar tacir olup uyuşmazlık konusunun hizmet alım işi olduğu, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. ve 3. maddesine göre; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. Taraflar arasındaki işin ticari iş mahiyetinde olduğu ve davacı tarafından ticari faiz talep edildiği dikkate alınarak mahkemece hükmedilen alacağa ticari (avans) faizi uygulanmasına karar verilmesi gerekirken yasal faiz uygulanmasına karar verilmesinin doğru olmadığı- Mahkemece, gerekçeli karar başlığında birleşen dosyaya ilişkin bilgilere yer verilmemesi de doğru olmamış, kararın bu nedenlerle de bozulması gerektiği-
Dava; taraflar arasında imzalanan gayrimenkul satış sözleşmelerinin feshi nedeniyle ödenen bedelin faiziyle birlikte tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir...
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı kurumun ödediği işçilik alacağının yarısından davalı işverenlerin sorumlu olduğu esasına göre hesaplama yapıldığı, bu hesaplamada esas alınan miktarların hüküm fıkrasında davalı şirketlerden tahsiline karar verilmesine rağmen, gerekçede davalı şirketlerin ödenen bedelin yarısından değil işçinin kendi yanında çalıştığı döneme tekabül eden miktarın tamamından sorumlu oldukları yönünde gerekçe oluşturulduğunun anlaşıldığı, bu şekilde hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması nedeniyle HMK 297/son fıkrası gereğince hükmün bozulması gerekeceği- Yükleniciler aleyhine açılan rücu davalarında ayrı sözleşmelerle hizmet ifa eden yükleniciler mecburi dava arkadaşı olmadığı gibi borçtan müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin kanun hükmünün veya sözleşmenin bulunmadığı, bu nedenle alacak davalarında her davalı aleyhine ayrı tahsil hükmü kurulması gerekeceği, somut olayda; kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler davacı idareye karşı sorumlu olup davalıların ödenen bedelin yarısından sorumlu tutulmasının doğru olmadığı- Dava dışı işçinin bu şirkette çalışmasının bulunup bulunmadığı hususunda tereddüt oluşmuş olup dosya kapsamında yapılan incelemenin hükme elverişli olmadığı, mahkemece yapılması gereken işin dava dışı işçinin SGK işe giriş ve çıkış bildirgeleri ile hizmet dökümünün dosya kapsamına kazandırılarak işçinin bu şirkette çalışmasının bulunup bulunmadığı usulünce araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi ibaret olduğu- Davalılar tacir olup dava konusu alacak ticari işletmesi ile ilgili olduğundan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2.maddesine göre; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, Kanun'da aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağı ve dava konusu alacak için ticari (avans) faiz istenebileceği, hal böyle olunca mahkemece hükmedilen alacağa ticari (avans) faizi uygulanmasına karar verilmesi gerekeceği-
Taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari sayılacağı ve davacıların alacağın avans faizi ile tahsilini isteyebileceği-
Fesih iradesiyle birlikte sözleşme sona erdiğinden, bu sözleşmeye dayalı olarak talep edilebilecek alacak ve borçların da muaccel hale geldiği- Muaccel bir alacağın TBK m. 139/2 uyarınca çekişmeli olsa da takas olarak ileri sürülebileceği-
Dava, taraflar arasında hizmet alım sözleşmesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir...Mahkemece kararın gerekçe kısmında, hükmedilen bedele daha önceden temerrüde düşürülmediklerinden dava tarihinden itibaren ticari faize hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiş olmasına rağmen hüküm kısmına bu gerekçenin yansıtılmayarak, ödeme tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi, yine gerekçe kısmında tam sorumluluğa ilişkin hesaplanma yapan bilirkişi raporundaki bedelin gösterilerek hüküm fıkrasında yarı yarıya sorumluluk esasına göre hüküm tesis edilmesi, gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturularak HMK'nın 297. maddesine aykırı davranılması doğru olmamıştır. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekirken mahkemece davalıların ödenen bedelin yarısından sorumlu tutulması doğru görülmemiştir. Davalı yükleniciler tacir olup, 6102 sayılı TTK'nın 19/2. maddesi gereğince taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm yoksa diğer taraf için de ticari iş sayılır ve dava konusu alacak için ticari faiz istenebilir.
Tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedeceği- İşin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmeyeceği- Yargı çevresinde asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için asliye hukuk mahkemesine genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin görülmesi gerektiği- Asliye hukuk mahkemesinin ticari olmayan bir davayı asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla görmüş olmasının açıkça bozmayı gerektiren bir usule aykırılık halini oluşturduğu- Eser sözleşmesinden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı için uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın birden ticari işletmesi ile ilgili olmasının zorunlu olduğu- Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olduğundan yargılamanın en kısa sürede ve usul ekonomisi gözetilerek, yargılamada gelinen aşama da dikkate alınmak suretiyle, mahkemece işin esasının incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken tarafların niteliğinde ve görevli mahkemenin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru olmadığı, kararın bozulması gerektiği-
Davalıların, kooperatif adına satın aldıkları hayvanların ücretini ödememesi, alacak davası- Ticaret mahkemesinin bakmakla görevli olduğu davanın açıldığı yerde müstakil asliye ticaret mahkemesi bulunmadığından davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılması gerektiği, dava dilekçesinde "ticaret mahkemesi" sıfatıyla dava açıldığından söz edilmemesinin veya mahkemenin davaya "ticaret mahkemesi" sıfatıyla baktığına dair ara kararı vermemiş olmasının hükmün görev yönünden bozulmasını gerektirmeyeceği-
Uyuşmazlık konusu olan imâl ve inşa işi tarafların ticari faaliyetleri ile ilgili olduğundan, TTK'nın 19. maddesi gereğince ticari iş olup aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince taraflardan birisi için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri içinde ticari iş sayılacağından, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2/II. maddesi gereğince davacı yüklenici avans faizi talep edebileceğinden ve bu davada da ticari faiz istenildiğinden, mahkemece yasal faize karar verilmesinin doğru olmadığı-