Dava konusu çekin zaman aşımına uğraması halinde, kambiyo hukukundan doğan hakların yitirilmiş olacağı, böyle bir belgeye dayanan taraf ile diğer taraf arasında temel ilişki bulunması halinde belgenin yazılı delil başlangıcı olarak kabulü gerektiği ve bu halde, alacaklının alacağını tanık dâhil her türlü delille kanıtlayabileceği- TTK.’ nun 644. maddesine dayanılmasının taraflar arasında temel ilişki bulunmaması halinde mümkün olduğu- Mahkemece ispat külfetinin davacıda olduğu gözetilerek, davacıya alacağını kanıtlaması olanağı tanınıp, deliller toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği-
Yargılama sırasında davalı şirketin iflasına karar verildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. İİK’ nun 194. maddesi uyarınca acele haller müstesna olmak üzere müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ve ancak alacaklıların ikinci toplantısından 10. gün sonra devam olunabilir. Mahkemece anılan yasa hükmüne göre araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekeceği-
Uyuşmazlık konusu olay; mülkiyeti belediyeye ait olan toptancı halinde bulunan dükkândaki borçlunun tahsis hakkına konan haczin kaldırılması ile ilgili olup, tahsis hakkının tayin ve takdiri belediyeye ait olup, cebri icraya konu olamayacağı gibi, konulan haciz sonucu olarak da cebri ihale ile de bu hak bir başkasına satılamaz. İcra müdürlüğünce tahsis hakkına haciz konulurken hava parası ile devrinin önlenmesi amaçlandığı bildirilmişse de, hava parası olarak adlandırılan ödemenin yasal dayanağı olmadığı gibi, 6570 s.K.’nun 16.maddesi ile de yasaklanmıştır. Bu nedenle “şikâyetin kabulü” yerine “reddine” karar veren mahkeme kararının bozulması gerekeceği-
Mahkemece icra takip tarihinden, yapılan ödeme tarihine kadar davacının isteyebileceği reeskont faiz oranı üzerinden davacı alacağı hesaplanıp bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken, icra takibine yapılan itiraz nedeniyle takibin durduğu da nazara alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektireceği-
Dava, kısmi dava şeklinde açılmış; yerel mahkemece verilen kararın bozulması üzerine yeniden yapılan yargılama sırasında davacı ıslah dilekçesi vererek talebini yükseltmiştir. Bozma kararından sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Mahkemenin bu hususu göz önünde tutarak, ıslah talebini reddetmesi gerekirken, aksi düşüncelerle ıslah talebini kabul etmesi, verilen kararın bozulmasını gerektirir-
Mahkemece, “davacının icra takibinde alacağın dayanağı olarak gösterdiği Newyork mahkemesi kararının Milletlerarası Özel Hukuk’ a uygun şekilde tenfizi yapılmadan icra takibine dayanak teşkil edemeyeceği” gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermiş olmasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığı-
İcra takibi yapan yabancı alacaklı teminat göstermek zorunda olduğu- Yabancı alacaklının teminat gösterme yükümlülüğünün uluslararası sözleşmeyle ortadan kaldırılabileceği-
Uyuşmazlık konusunu teşkil eden her olayın, meydana geldiği tarihteki yasal düzenlemelere tabi olup, olayın meydana geldiği zamanda mevcut olan mahkemeler tarafından çözülmesi gerekeceği, yasa koyucu, D. İhtisas Mahkemelerinin kuruluşunu sağlayan 5136 sayılı Yasada, bu mahkemelerin faaliyete geçmesinden önce meydana gelen hadiselere(olaylara), D. İhtisas Mahkemelerinin bakacağına dair bir düzenlemeye yer vermemiştir. O halde, D. İhtisas Mahkemelerinin faaliyete geçirildiği tarihten önceki olaylarla ilgili olarak Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olup, derdest bulunan davaların, istek üzerine veya doğrudan doğruya, görevsizlik ya da gönderme kararı ile D.cilik İhtisas Mahkemelerine gönderilmesine olanak bulunmayacağı-
BK.’ nun 53. maddesi gereğince ceza mahkemesince saptanan olgular hukuk hâkimini de bağlar. Bu durumda mahkemece, aralarında davacı banka personelinin de sanık bulunduğu usulsüz kredi kullanımına ilişkin ceza davasının sonucu beklenerek tüm delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının hükmün bozulmasına neden olacağı-
Davalının kaçak su kullanımı nedeni ile uğranılan zarar miktarı ancak yargılama sonucu belirlenebileceğinden, icra takibine konu alacak miktarı likit değildir. Likit bir alacak bulunmadığından icra inkâr tazminatı isteminin reddi gerekeceği-
