Kamuoyuna mal olmuş, yüksek yargı başkanlığı yapan bir kişi hakkında yazılan bir kitaba itiyatlı yaklaşılmasının, en azından kitabın yayınlanmasından sonra davacının cevap hakkının kullanıp kullanmadığının beklenmesinin gazetecinin ödev ve sorumlulukları arasında kabul edilmesi gerektiği- Gazetecilik etiğine uygun bir biçimde davranmayan, doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen davalıların yaptığı yayının davacının kişilik hakkına saldırı teşkil ettiğinin kabul edilmesi gerekeceği-
Hastanede yanlış tedavi sonucu ölüm gerçekleşmesi halinde, manevi tazminat istemine ilişkin iddianın idari yargıda görülmesi gerektiği-
Davalının, babalarının ölümünü definden önce bizzat davacılara haber vermesi gerektiği hususunda örf ve adet anlamında bir yükümlülüğünün var olduğu, davalının bu davranışı sadece toplum içerisinde hoş karşılanmayacak bir davranış olup, manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını gerektirmediği-
Manevi tazminat davasında takdir edilecek tutarın, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiği-
Davacının dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olup siyasetçi olduğu, siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır, hatta incitici eleştirilere dahi katlanması gerektiği fakat "Müslüman kanıyla abdest alan zangoç" sözünde; kamu yararının bulunmadığı, eleştiri sınırlarının aşılarak davacıyı toplum önünde küçük düşürmek için kaleme alındığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği-
Davaya konu yayının, davacının uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı kapsamında gözaltına alınması üzerine emniyet birimlerinden elde edilen bilgilere göre ve haberin veriliş anındaki veriliş biçimine göre haber konusu yapıldığından, yayının hukuka aykırılığından ve davacının kişilik haklarını zedelediğinden söz edilemeyeceğinden, manevi tazminat isteminin koşulları oluşmadığından, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekeceği-
Avukatlık mesleğine başvuru üzerine, askı ilanı yapılması yasa hükmü gereği olduğu- Olgulara dayalı olarak değer yargılarında bulunulduğu; kullanılan ifade biçimi itibariyle düşünsel bağlılık korunduğu ve bu durumda, hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği-
Dava tarihinde yürürlükte bulunan İYUK 28/4. maddesi gereğince yargı kararını uygulamayan kamu görevlileri aleyhine de manevi tazminat davası açılabileceği-
Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan kararlar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında açılan davaların ağır ceza mahkemeleri tarafından hükme bağlanacağı-
Davalının yapmış olduğu şikayete konu olay hakkında dinlenen davacının meslektaşı tanığın ifadesi de dikkate alındığında, davalının sarf ettiği iddia edilen sözlerin tehdit amaçlı söylenmediği, daha önce aralarında geçen olaylardan kaynaklandığı anlaşıldığından, söylenen sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-