Davalının, babalarının ölümünü definden önce bizzat davacılara haber vermesi gerektiği hususunda örf ve adet anlamında bir yükümlülüğünün var olduğu, davalının bu davranışı sadece toplum içerisinde hoş karşılanmayacak bir davranış olup, manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını gerektirmediği-
Manevi tazminat davasında takdir edilecek tutarın, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiği-
Davaya konu yayının, davacının uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı kapsamında gözaltına alınması üzerine emniyet birimlerinden elde edilen bilgilere göre ve haberin veriliş anındaki veriliş biçimine göre haber konusu yapıldığından, yayının hukuka aykırılığından ve davacının kişilik haklarını zedelediğinden söz edilemeyeceğinden, manevi tazminat isteminin koşulları oluşmadığından, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacının dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olup siyasetçi olduğu, siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır, hatta incitici eleştirilere dahi katlanması gerektiği fakat "Müslüman kanıyla abdest alan zangoç" sözünde; kamu yararının bulunmadığı, eleştiri sınırlarının aşılarak davacıyı toplum önünde küçük düşürmek için kaleme alındığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği-
Avukatlık mesleğine başvuru üzerine, askı ilanı yapılması yasa hükmü gereği olduğu- Olgulara dayalı olarak değer yargılarında bulunulduğu; kullanılan ifade biçimi itibariyle düşünsel bağlılık korunduğu ve bu durumda, hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği-
Taraflar arasında bir evlilik ilişkisi olmadığından, davacının ziynet eşyalarının iadesi ve manevi tazminat istemli davasına aile mahkemesinde değil, asliye hukuk mahkemesinde bakılması gerekeceği-
Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan kararlar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında açılan davaların ağır ceza mahkemeleri tarafından hükme bağlanacağı-
Davalının yapmış olduğu şikayete konu olay hakkında dinlenen davacının meslektaşı tanığın ifadesi de dikkate alındığında, davalının sarf ettiği iddia edilen sözlerin tehdit amaçlı söylenmediği, daha önce aralarında geçen olaylardan kaynaklandığı anlaşıldığından, söylenen sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Dava tarihinde yürürlükte bulunan İYUK 28/4. maddesi gereğince yargı kararını uygulamayan kamu görevlileri aleyhine de manevi tazminat davası açılabileceği-
Davacının gazetede yer alan ifadeler için gazete yazı işleri müdürüne dava açmasının doğru olmadığı ve sıfat yokluğundan davanın reddi gerektiği-