Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin feshi/feshin tespiti talebi yönünden sözleşme bedeli olan 819.000,00 TL üzerinden harç ikmâli yapılmasının ve harcın yatırılıp yatırılmamasına göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği-
Nispi harca tabi bir şikayetin yürütülmesinin kanunda belirtilen nispi harcın yatırılmasına bağlı olduğu, Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine göre harç yatırılmadıkça müteakip işlemlerin yapılamayacağı, bu düzenlemenin sonucu olarak davayı yürütmeye yönelik hiç bir işlemin yapılamayacağı, diğer dava şartlarının incelenemeyeceği, dava harcının diğer dava şartlarından önce geleceği- Şikayet, tapunun 184, 392 ve 493 parselinde kayıtlı ipotekli taşınmazlara ilişkin olup, bunlardan 184 numaralı parselin malikinin ............... olup, bu taşınmazın ihalesinin feshini istemekte diğer ipotek borçlusu olan şikayetçi .............’ın şikayet hakkının bulunmadığı, yine 392 parselde kayıtlı olanın malikinin takip borçlusu .................. olduğundan, bu taşınmazın ihalesinin feshini istemekte ipotek borçluları ............ ile ..............’ın şikayet haklarının bulunmadığı nazara alınarak, İİK’nın 134. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları gereğince bu taşınmazlar yönünden yapılan şikayetin nispi harca tabi olduğu ve teminat gerektirdiği- Mahkemece, kanunda belirtilen ve harç ile teminattan istisna tutulan taraflar dışında kaldığı anlaşılan şikayetçiler ........... ve ............’e anılan taşınmazlar yönünden nispi harç ve akabinde ihale bedelinin %5'i oranında teminat yatırtılmadan yargılama yapılması ve bu hususun Bölge Adliye Mahkemesince gözden kaçırılması hatalı olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği, o halde mahkemece yapılacak işin öncelikle; adı geçen şikayetçi ipotek borçlularına söz konusu taşınmazlar yönünden nispi harcı tamamlamaları için Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca işlem yapmak ve akabinde teminatı yatırtıp sonuca gitmek olduğu-
Noksan harcın tamamlanmaması halinde işlemden kaldırma kararı verilmeden, 3 ay beklenmeden açılmamış sayılma kararı verilemeyeceği-
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi gereğince, ilgilisine harcın tamamlanması hususunda takip eden celseye kadar süre verilmesi gerekirken, mahkemece müteaddit kereler iki haftalık ve bir aylık olmak üzere kesin süreler verildiğinin anlaşıldığı, mahkemece nispi harcın tamamlanmasına yönelik iki haftalık ve bir aylık olmak üzere 2 kez kesin süre verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmış olup, mahkemece, öncelikle davacıya birinci haciz ihbarnamesindeki borç miktarı üzerinden nispi harcı tamamlaması için Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine uygun şekilde kesin süre verilerek, nispi harcın tamamlattırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesinin "davacı vekiline 1 aylık kesin süre verilmesine, tamamlamadığı takdirde, dosyanın harçlar kanunu gereği işlemden kaldırılacağının ihtarına", "2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde yerine getirmediği takdirde mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtarına" şeklindeki ara kararları 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine uygun olmayıp, mahkemece verilen kararın isabetsiz olduğu- İlk Derece Mahkemesince 21.12.2023 tarihli son celsede "süresinde harç tamamlanmadığından Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi gereği dosyanın işlemden kaldırılmasına" karar verildiği anlaşılmış olup, HMK'nın 150/1. maddesi uyarınca yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 aylık süre içinde harç ikmal edilerek yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, mahkemece 3 aylık süre beklenmeksizin verilen dava dosyasının işlemden kaldırılmasına ilişkin kararın nihai karar olmadığı görülmekle, kararın isabetsiz olduğu- Bu nedenlerle, İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesinin yok hükmündeki 04.01.2024 tarih ve ............ Esas, ............. Karar sayılı kararının bozulmasına, HMK'nın 373/2. maddesinin 3. fıkrası gereğince, usuli işlemlerin tamamlanması için dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .............. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermek gerektiği-
Davacı asılın, vekilini azletmesi sonrasındaki iki hafta içerisinde davayı takip ettiğine dair dosyaya bildirimde bulunmadığı gibi aynı süre içinde başka bir vekil de görevlendirmediği- Vekilini azleden asılın davasını bizzat veya tayin edeceği bir vekil aracılığıyla takip etmesinin kendisine ait bir yükümlülük olduğu, vekilin azli, vekâlet verenin iradesi ile gerçekleşen bir durum olduğundan, vekilini azleden davacı asılın duruşma (oturum) gününü öğrenip, o gün duruşmaya gelmesi ya da başka bir vekil görevlendirmesi gerektiği- Azil hâlinde duruşma gününün davacı asıla tebliği gerekmediği gibi dosyanın akıbetini öğrenme ve davasını takip etmesini gerektirir yeterli süre geçmesine rağmen davacı asılın duruşmaya katılmadığı, yerine vekil de tayin etmediği dikkate alındığında "davanın açılmamış sayılması" yönünde verilen kararın yerinde olduğu- "Davacı vekilinin vekillikten azledildiğine ve tebliğlerin asıla çıkarılmasına dair dilekçesi ile azil işlemini yapan davacının duruşma gününden haberdar edilmesi yönünden duruşma gününün davacı asıla bildirilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6100 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin (6) numaralı fıkrası gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir...
Mazeret dilekçesinin de davacı tarafından aynı tarihte varlığı iddia edilen duruşmasının UYAP sisteminden kontrol edilebileceği anlaşıldığından, belge eklenmesine gerek olmadığı-
Usulüne uygun duruşma gün saati tebliğine rağmen davacı tarafın duruşmaya katılmaması ve vekilin mazeret bildiriminde bulunmamasına, mevzuat gereği mahkemenin dosyanın işlemden kaldırılması kararını davacıya tebliğ gibi bir yükümlülüğü olmamasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, "davanın açılmamış sayılmasına" ilişkin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı-
Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeninden esas hakkında verdiği kararın Yargıtay tarafından bozulması hâlinde dosyanın, kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerektiği (HMK m. 373/2)- Özel Daire tarafından dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmiş olmasının, bölge adliye mahkemesinin HMK m. 373/3 kapsamında bozma kararına karşı direnme kararı verme yetkisini ortadan kaldırmayacağı gibi bu yetkinin ilk derece mahkemesine devri sonucunu da doğurmayacağı- Özel Dairenin birinci bozma kararı ile bölge adliye mahkemesinin esastan verdiği hükmün araştırmaya ve incelemeye yönelik bozulmasına rağmen HMK m. 373/2'ye aykırı olarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi sonrasında ilk derece mahkemesince bozma ilâmı ile ilgili olarak HMK m. 373/3 çerçevesinde bir karar vermek üzere bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerekirken anılan hükme aykırı şekilde işletilen yargılama sürecinde araştırma ve inceleme yapılarak neticede direnme adı altında verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davacının 03.06.2014 tarihli duruşma tarihinden önce 23.05.2014 tarihinde öldüğü, Mahkemece 03.06.2014 tarihinde davacının mirasçıları davadan haberdar edilmeden, taraf teşkili usulüne uygun olarak sağlanmaksızın anılan tarihte ölü olan davacı asilin duruşma gününden haberdar olduğu halde mazeretsiz olarak duruşmaya gelmediği belirtilerek dosyanın işlemden kaldırıldığı, dolayısıyla ikinci kez işlemden kaldırma kararının hatalı olduğu, her ne kadar Dairece HMK'nın 150/6. maddesi uyarınca yargılama sırasında 12.06.2012 tarihli celse, 03.06.2014 tarihli celse ve 08.04.2021 tarihli celse olmak üzere toplamda üç kez davacıların duruşmaya gelmediği gibi mazerette bildirmediği gerekçesiyle HMK'nın 150/1. maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olmasının doğru görülmediği belirtilmiş ise de ikinci kez işlemden kaldırma kararının hatalı olduğu gözetildiğinde Dairenin 13.05.2024 tarihli bozma kararının maddi hataya dayalı olduğunun açık olduğu-
