İtirazın iptali davaları nitelikleri takibe sıkı sıkıya bağlı olduğundan takibe konu edilmeyen bir başka sözleşmede tahkim şartının esas alınamayacağı-Takibe dayanak sözleşmede MÖHUK m 47 çerçevesinde yabancı bir mahkemenin yetkili olacağının kararlaştırılmasının alacak iddiasında bulunan tarafın Türk icra organları eliyle takip başlatmasına engel olmayacağı, bu takibin yargılamaya konu edilmesiyle birlikte, mahkemenin usulüne uygun ileri sürülen yetki itirazını MÖHUK hükümleri kapsamında ve yalnızca kendisinin yetkili olup olmadığı bağlamında tartışabileceği- Temyiz incelemesine konu karar olmamakla beraber, ilk derece mahkemesinin "Londra icra dairelerinde takip yapılmadığından geçerli bir icra takibinin olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi" gerektiği yönündeki değerlendirmesinin, sonuç itibariyle yerinde olmadığı- Bölge Adliye Mahkemesi "HMK'da düzenlenen kesin yetki hâllerinden birinin varlığı durumunda HMK. m. 18 gereğince yetki sözleşmesi yapılamayacağı" gerekçesine dayanarak "takibin HMK. m. 14/2 gereğince şirket merkezinin bulunduğu icra dairelerinde başlatılması gerektiğini" belirtmişse de, milletlerarası yetki anlaşmasıyla yabancı mahkemenin yetkili kılınması durumunda, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin yetki kuralının getiriliş şekli ve amacı göz önünde bulundurularak yapılacak bir incelemeyle ülke mahkemesinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu tespit edilmedikçe, salt HMK'da konuyla ilgili kesin yetki hâli öngörüldüğü şeklindeki bir gerekçeyle tarafların irade özgürlüğü çerçevesinde kabul ettikleri ve kanun koyucunun buna imkân verdiği yetkili çözüm yerini belirleme konusundaki anlaşmaları bertaraf edilemeyeceği, hâlihazırda aynı şirkette ortak olduğu anlaşılan taraflar arasındaki somut uyuşmazlıkta, ortakların kendi aralarındaki cezai şart istemleri konusunda devletin münhasır yetkisinin bulunduğundan söz edilemeyeceği- Takibe konu sözleşmedeki milletlerarası yetki anlaşması ve davalının Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazı üzerinde durularak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği- "Hukuk Genel Kurulunun mahkemenin yetkili olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca varmasının mümkün olduğu, kararın bu yöne ilişkin bir tespiti de ihtiva eder şekilde farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği" şeklindeki görüşünün "Bölge Adliye Mahkemesinin henüz kendisinin yetkili olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapmamış olması" nedeniyle HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Taraflar arasındaki sözleşmede, tahkim şartından önce, ihtilaf halinde, İstanbul mahkeme ve icra dairelerinin yetkili olacağına dair hüküm bulunduğu, bu şekliyle uyuşmazlığın çözümünde tek yetkili olarak hakem heyetinin kabul edilmediği, taraflara mahkemede de dava açma yetkisi verildiği anlaşılmakta olup, tahkim iradesi açık ve kesin olmadığından tahkim şartının geçersiz olduğu-
Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunmasına yönelik dava şartının tamamlanabilir dava şartı olduğu-
Söz konusu uyuşmazlığın tahkim yargılamasına konu olacağı şeklinde davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, davanın dayanağının taraflar arasında akdedilen sözleşme ilişkisi olmadığı, davacı tarafça ödenen hakem ücretinin rücuen tahsili istemine ilişkin olduğu; bu kapsamda işin esasının incelenip karar verilmesi gerekirken tahkim ilk itirazının kabul edilerek davanın usulden reddine hükmedilmesinin doğru olmadığı- Davacı iş sahibinin yasal zorunluluk nedeniyle iptâl edilen hakem kurulu kararının başhakemine açılan dava sonucu ödemek zorunda kaldığı hakem ücretinden sorumluluğuna ilişkin taraflar arasında bir anlaşma bulunmadığı, ücrete hak kazanan hakemin dahil olduğu hakem kurulunun iş sahibi aleyhine verdiği hakem kararı iptâl edilerek ortadan kalktığından 4686 sayılı Kanun'un 16/B-1 maddesinin uygulanarak haklılık durumuna göre hakem ücretinin ve hakem yargılama giderinin paylaştırılmasının mümkün olmadığı, ücretini alan hakemin katıldığı kurulun davacı iş sahibi aleyhine verdiği karar iptâl edilmekle hukuken kalmadığından hakem ücretinin tamamından tahkim davasını açan yüklenicilerin sorumlu tutulması gerekeceği, bu durumda mahkemece davacının kesinleşen mahkeme kararına istinaden ödemek zorunda kaldığı hakem ücreti ve fer'ilerinin tamamının davalı yüklenicilerden tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile somut olayda uygulanması mümkün olmayan HMK'nın 331/1 maddesine göre haklılık durumu takdir edilerek kısmen kabulünün doğru olmadığı-
Tahkim şartını içeren distribütörlük sözleşmesinde yer alan "uyuşmazlığın mahkemeye de başvurularak düzenlenebileceği" hükmü dikkate alındığında ortada kesin ve açık bir tahkim iradesinin varlığından söz edilemeyeceğinden tahkim şartının geçerli olmadığı- Ticari ilişkinin devamı sırasında davalı tarafından gönderilen tek taraflı mail ya da tanzim edilen faturalarında tahkim şartı içeren belgeye atıf yapılması açık bir tahkim iradesinin varlığını göstermeyeceğinden ortada kesin ve açık bir tahkim iradesinin varlığından söz edilemeyecek olup tahkim şartının geçerli olmadığı-
Faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin somut uyuşmazlıkta; , sözleşme ilişkisinin varlığı, ancak tarafların buna dair sunacakları delillerin toplanmasından sonra tespit edilebileceği- Kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazının ilk itirazlardan olmakla beraber, ilk itirazların ise bir ön sorun gibi incelenerek karara bağlanacağı-
Sürenin uzatılmasına yönelik istem hakkında karar verilmemiş olmasının, talebin kabul edildiği anlamına gelmeyeceği, süre uzatım talebinin akıbetini takip etmeyen davalıların kendi kusurlarından kaynaklanan sonuca katlanmaları gerektiği- Yasal cevap dilekçesi verme süresi içinde veya şayet mahkemece kabul edilmiş olsa idi uzatılmış cevap süresinde ileri sürülen tahkim itirazının varlığından söz edilemeyeceğinden, hak düşürücü süre geçtikten sonra yapılan tahkim ilk itirazının reddi gerektiği-
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 116. maddesinde dava şartlarla, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesinde (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiğinin düzenlendiği, Daire'nin yerleşmiş içtihatlarına göre başvuru şartına ilişkin bu eksikliğin tamamlanabilir bir dava şartı olduğu, İtiraz Hakem Heyetinin, başvurunun usulden reddi yerine yeni bir rapor alınmak üzere davacı tarafa süre verilmesi gerektiğine ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmasa da; anılan eksikliğin başvuru sırasında yerine getirilmemiş olması ve sonradan ikmalinin mümkün olmaması nedeniyle davacıya süre verilmeyerek yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı-
Süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkârı, "ileri sürülen vakıaların inkârı" niteliğinde olup bu inkarın zamanaşımı def'ini de kapsadığının söylenemeyeceği- Süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalının ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin "savunmanının genişletilmesi yasağı" kapsamında kaldığından reddi gerektiği-
Kesin yetki kuralının bulunmadığı durumlarda davalı tarafça yapılacak yetki itirazının ilk itiraz olduğu ve ön sorun olarak inceleneceği- Süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunulması, ancak yetkili mahkemenin gösterilmemesi halinde usulünce yapılmış bir yetki itirazından söz edilemeyeceği-