Tasfiye konusu taşınmaz satın alındıktan sonra taşınmaza evlilik birliği içinde iyileştirmelerin (tadilat) yapıldığı, taşınmaza yapılan iyileştirmelerin mevcut delil itibariyle taraflarının kişisel malları ile karşılandığının taraflarca ispatlanamadığ-; Mahkemece taşınmazın tadilatsız edinme ve güncel değeri ile taşınmaza yapılan iyileştirmeler nedeniyle değerindeki artış gözetilmeden davacı lehine değer artış payı ve katılma alacağı hesaplandığı anlaşılmakla, öncelikle, davacının taşınmazın edinilmesinde kullanılan kişisel mal oranı ve evlilik birliği içinde ödenen kredi oranı taşınmazın tadilatsız edinme değerine göre belirlendikten sonra taşınmazın tadilatsız güncel değeri dikkate alınarak değer artış payı ve artık değere katılma alacağının belirlenmesi, sonra taşınmaza yapılan iyileştirilmelerin tarafların edinilmiş malı ile karşılandığı gözetilerek iyileştirmeler nedeniyle taşınmazın değerindeki artış oranı yönünden de değer artış payı alacağı belirlenmesi gerektiği-
Anlaşmalı boşanma davası sırasında tarafların duruşmada "paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur" şeklinde beyanda bulundukları, boşanma kararının kesinleştiği, anlaşmalı boşanma protokolünde "yasal mal rejiminin tasfiyesine" yönelik bir hükme yer verilmediği gibi boşanma kararının hüküm fıkrasında da eşler arasında geçerli edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine ilişkin bir karar verilmediği uyuşmazlıkta, eşlerin salt duruşmadaki beyanlarından hareketle; rejim süresince edindikleri mal varlıklarını paylaşarak veya tasfiyeye yönelik haklarından feragat iradesi göstermek suretiyle mal rejiminin tasfiyesini gerçekleştirdikleri sonucuna varılamayacağı- "Eşlerin duruşmada 'paylaşacak bir malımız yoktur' şeklindeki beyanlarında yer alan 'mal' tabirinden mal rejiminin tasfiyesini kapsadığı sonuca ulaşılması gerektiği, eldeki tasfiyeye ilişkin davanın boşanma davasının kesinleşmesinden dokuz yıl sonra açıldığı dikkate alındığında davanın reddi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Mahkemenin tasfiye konusu taşınmazın edinilmesine davacının çalışarak elde ettiği gelirle katkısının olduğuna yönelik kabulü yerinde ise de, tasfiye konusu taşınmazın edinme bedelinin tamamının davacı tarafından karşılandığına yönelik kabulün hatalı olduğu- Davacının taşınmazın edinilmesine çalışarak elde ettiği gelirle katkı iddiasında bulunduğu, davalının ise taşınmazın takılan altınları ile edinildiğini savunduğu, davacının çalışarak elde ettiği gelirle taşınmazın edinilmesine katkısının mevcut delillerle ispatlandığı, ayrıca özellikle tarafların ortak çocukları olan tanıkların davacı ve davalıdan duyumlarına dayalı beyanlarına göre de, davalının bir kısım altınlarının da taşınmazın edinilmesinde kullanıldığının ispatlandığı, ancak taşınmazın edinilmesinde kullanılan altınların miktarının tam olarak ispatlanamadığı anlaşıldığından, mahkemece, tasfiye konusu taşınmazın edinilmesine erkeğin çalışarak elde ettiği gelirle, davalı kadının da altınları ile katkısı olduğu kabul edilerek tarafların katkı oranı mevcut delil itibariyle belirlenmesi mümkün olmadığından hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir edilerek katkı payı alacağına hükmedilmesi gerektiği-
Davalının askerde olduğu dönemde davalının abisi adına alınan plakayı, davalı askerden geldikten sonra beraber çalıştırdıkları, daha sonra plakanın davalıya devredildiği uyuşmazlıkta, ticari plakanın davalı ve abisine ait olup davalı tarafından abisinden devralınan kısmın, abisine düşen yarı payı bulunduğu, bu yarı payın kişisel malı niteliğinde olduğunun ispat yükünün davalıda olduğu, abiden alınan bu kısmın kişisel mal niteliğinde olduğu somut delillerle ispatlanamadığından, ticari plakanın karar tarihine en yakın tarihteki değerinin yarısının davacının edinilmiş malı kabul edilerek, bu kısım üzerinde davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerektiği- "Bilirkişi tarafından belirlenecek değere göre artırılmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla" ... şimdilik bir dava değeri gösterilmek suretiyle açılan katılma alacağına ilişkin davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu- Mahkemece, davanın kısmi dava ve talep açıklama dilekçesinin de ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğu- Mahkemece, (plaka yönünden verilen) bozma ilamına uyulduğuna göre, katılma alacağı talebinin niteliği gereği hukuki sebebi aynı olan tek alacak davası olması nedeniyle bozma ile bir önceki karar ortadan kalktığından, bozma sonrası verilecek yeni karar ile alacak miktarları ve kabul-ret oranları değişeceğinden, infazda tereddüt oluşmaması ve temyiz edilmeyerek bozma kapsamı dışında kalması yolu ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak oluştuğu da gözetilerek bozma kapsamı dışında kalan tasfiye konusu diğer mallar (taşınmaz ve araç) yönünden de yeniden hüküm kurulması gerektiği-
2. HD. 01.11.2024 T. E: 2023/9672, K: 8127
Taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davasında; boşanma davasının yargılaması sırasında davalı erkeğin, davacı kadına dava konusu evlilik birliği içerisinde alınan, davalı erkek adına tescil edilen “araç ve evin üzerindeki katılma alacağı hakkını vereceğini” söylediği ancak vermediği iddiasına karşın; davalı erkeğin beyanlarının “mahkeme içi ikrar” niteliğinde olduğu, tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları ve aralarında düzenlenen protokolün dördüncü maddesinde “malları paylaştırdıkları ve bu konuda edinilmiş mallara ilişkin bir talepleri olmadığı”nın düzenlendiği; çekişmeli boşanma davası açan kadının, boşanmaya zorlandığı ya da iradesinin sakatlandığı iddialarını ispatlayamadığı, kadının katılma alacağı hakkı olduğunu ispatlayamadığı-
Evliliğin boşanma sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi hâlinde, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceği- Somut olayda; taraflar arasında yurtdışında açılan boşanma dava tarihi tespit edilerek sonucuna göre tasfiyeye dahil edilecek malla belirlenerek tasfiyenin gerçekleştirilmesinin gerektiği-
Anlaşmalı boşanma protokolünde "eşlerin birbirlerinden başkaca maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmamaktadır” şeklindeki beyan ve ifadenin, edinilmiş mallara katılma mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkını kapsamadığı-
Davacı kadının tarafların müşterek çocuğunun doğumuna kadar çalışarak gelir elde ettiği, bu suretle dava konusu taşınmazların edinilmesinde az da olsa katkısının olduğu anlaşılmakla, tarafların her ikisi de çalıştığına göre, davacının taşınmazların edinilmesine bir miktar katkı payının olduğunun kabulü gerektiği- Davacının bir katkı oranı belirlenemediği takdirde, TMK 4. ve TBK 50. madde uyarınca, davacının çalışma süresi de göz önünde bulundurularak hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir edilerek hesaplanacak katkı payı alacağına hükmedilmesi gerektiği-
Davacının; edinilmiş mal olduğunu iddia ettiği dava konusu evin, davalı eşi tarafından evlilik birliği içerisinde karşılığını vererek mülkiyetini elde ettiğini kanıtlayamadığı- Dosyada davalı tarafından, davacının iddiasını ispatlar nitelikte mal rejiminin devamı süresince eşinin katılma alacağını azaltma kastıyla yaptığı bir devrin de bulunmadığı; hâl böyle olunca, dava dışı üçüncü kişinin mal varlığına yapılan katkının, TMK hükümleri uyarınca mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan gerek değer artış payı davası gerekse artık değere katılma davası çerçevesinde değerlendirmek suretiyle davalıdan talep edilemeyeceği-
