Gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu-
Tasarrufun iptali davalarında; alacaklı davacının alacağının gerçek olması, kesinleşmiş bir icra takibi bulunması, alacaklının İİK.'nın 105. veya 143. maddesi uyarınca kat’i veya geçici aciz belgesi sunması, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması dava ön şartlarındandır.Bu şartların mevcudiyeti halinde davacının hukuki sebebiyle bağlı olmaksızın İİK'nun 278. maddesi uyarınca tasarrufun ivazsız ya da bu nitelikte bulunması, İİK'nun 279. maddesindeki acizden dolayı butlan ve aynı yasanın 280. maddesindeki zarar verme kastından dolayı gerekli şartların olması halinde tasarrufların iptaline karar verebilecektir.
Davalı bankanın ipotek tesisinin borçlu açısından İİK’nin 279/1 kapsamında iptal edilebilecek bir tasarruf olarak değerlendirilemeyeceeği-
Tasarrufun iptali davasına konusu mal borçlunun borcu nedeniyle davalı üçüncü kişinin elinden çıkmış ise üçüncü kişi yapılan satıştan elinde artı bir para kalır ise o miktar ile sorumlu olacağı- Somut olayda; borçlunun borcu nedeniyle yapılan satış sonucu üçüncü kişi konumundaki davalının mamelekinde kalan bir para olmadığı anlaşıldığından davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği- Davanın konusuz kalması sebebiyle, davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama gideri ve vekalet ücretinin haksız olan tarafa yükletilmesi gerektiği-
Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması, davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların gerçekleşmesi halinde İİK'nin 278., 279. ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Davalı (S)'nin maliki olduğu taşınmaz payını murisin ölümü üzerine tüm mirasçıların katılımı ile yapılan miras taksim sözleşmesi doğrultusunda kardeşi davalı (M)'ye temlik ettiği, anılan devrin alacaklıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapılmadığı sonucuna varılmaktadır. Öyleyse, Mahkemece iptali istenen tasarrufun davalı borçlu tarafından diğer davalı kardeşine alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapılmadığı dikkate alınarak sabit olmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK m. 277 ) bulunması ve davanın iptali istenen tasarruftan itibaren beş yıllık hakdüşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nin 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Borçlu (M)'nin mirasının en yakın mirasçıları tarafından reddedildiğine göre mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesi için yasal prosedürün uygulanıp, sonuçlandırıldığı takdirde mirası reddedilen borçlu için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile davaya devam edilmesi ve buna göre taraf teşkili sağlandıktan sonra karar verilmesi gerekirken anılan hususun göz ardı edilmiş olması doğru değildir.
Davalılar arasındaki taşınmaz satışı iptal edilse dahi davalı bankanın ipoteği devam edeceğinden, ipoteği bulunan taşınmazı kredi borcuna karşılık davalı bankanın satın almasının İİK 279/2 maddesi gereğince devrin iptalini gerektirmeyeceği- Taşınmazda davalı borçlunun oturmaya devam etmesinin de davalı banka ile aralarında bulunan protokol gereği olduğu, daha sonra davalı banka tarafından davalı-borçluya taşınmazı boşaltması ve ecrimisil bedelinin yasal faizi ile ödenmesi için ihtarname gönderildiği, davacının, borçlunun muvafakati ile alacağına karşılık davalı bankanın taşınmazı devir almasında mal kaçırma olgusu bulunduğunun ispatlanmadığı- Taşınmaz satış bedelinin ipotek alacaklılarının alacağını dahi karşılamadığı- "Borcun ödenmemesi halinde mülkiyetin alacaklıya geçeceği" şeklindeki sözleşmenin geçersiz olacağına ilişkin TMK'nun 873. maddesindeki hükmün somut olayda uygulanmasının söz konusu olmadığı- İşlemin borcun ödenmemesi üzerine borcun tasfiyesine ilişkin protokol gereği yapıldığı ve yasal olarak bankaların borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin mevzuata uygun bir işlem olduğu-
Tasarruf tarihine yakın tarihte üçüncü kişinin hesabından çekilen paranın tasarrufa yapılan ödeme olarak değerlendirileceği- Taşınmazın rayiç ve anlaşma değeri kadar bir ödemenin yapıldığı sabitken, üçüncü kişinin "tasarruf tarihinden 7 ay sonra kendisine yapılan mahsül satışının satış bedelinden düşüldüğünü" belirtmesi halinde, "satıştan 7 ay sonra yapılan ödemenin alacağa mahsuben yapıldığının ve bu nedenle mutad ödeme olmadığının" kabul edilemeyeceği, mahkemece "tasarrufun iptali davasının reddine" karar verilmesi gerektiği-
Dava ön şartlarının irdelenmediğinden karar verilememeği- Aciz halinin nasıl gerçekleştiğinin açıklanmaması ve alacağın kesinleşip kesinleşmediğinin incelenmemesinin hatalı olduğu- Dava önşartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde, İİK.nın 278, 279 ve 280. maddeleri kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği- Dava konusu taşınmazın işlem tarihindeki değeri için bilirkişi raporu alınmış ise de, dosyaya sunulan kıymet takdiri raporu ile belirlenen değeri arasında misline yakın fark olup gerçek değer konusunda şüphe oluştuğu halde davacı vekilinin tekrar değerlendirme yapılması talebinin reddinin hatalı olduğu- Dava konusu taşınmazın satış tarihinden sonra davalı-borçlu tarafından kullanıldığı ve satış tarihinden 6 ay sonra yine borçlu şirket yetkilisi tarafından satışa sunulduğu iddia edilmiş olup, bu hususların gerçek olup olmadığı ve borçlu şirket tarafından kullanılmasının, 6 ay sonra yine kendileri tarafından satışa sunulmasının dayanağının ne olduğunun ispatlanması, tasarrufun muvazaalı olup olmadığının tespiti açısından önem arzedecek olmasına rağmen bu hususlarda araştırma yapılmamasının yerinde olmadığı- Davacı tarafından, davalı-borçlu ile davalı üçüncü kişi şirketler arasında, tasarruf tarihinden önce doğmuş ve devam eden ticari ilişki olduğu, aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri belirtilerek İİK'nun 280/1 maddesi anlamında emarenin olduğu iddia edilmiş olup, davalı şirketlerin ticari defterleri, vergi kayıtları, ticaret sicil kayıtları celp edilerek, konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınması ve ticari ilişkinin olup olmadığının belirlenmesi gerektiği- Davaya konu taşınmazlar tapuda atölye ve arsası olarak kayıtlı olup, davalı-borçlu şirketin mevcut ticari malvarlığı tespit edilerek, bu taşınmazların ticari işletmesi olup olmadığı veya emtiasının mühim kısmını oluşturup oluşturmadığının araştırılması gerektiği- İİK'nın 277 ve devam maddelerine göre tasarrufun iptalinin gerekmediği sonucuna ulaşılır ise, dava dilekçesinde BK'nun 19 maddesine dayalı olarak da tasarrufun iptalinin istendiği dikkate alınarak bu hususta da araştırmaların yapılması gerekeceği- Davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmakta olup, tek bir vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği- Mahkemece öncelikle takip dayanağı ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, kesinleşmemiş ise kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması, dava ön şartlarının irdelenmesi, ön şartların varlığı halinde, gerekli nicelemelerin yapılması gerektiği-
Borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu; davalı üçüncü kişinin, borçlu ile ticari ilişkisini temlik tarihinden öncesinde ve sonrasında devam ettirdiğini ve temlik miktarı kadar gerçek bir alacağı olduğunu ispat etmiş ise tasarrufun iptal davasının kabulü gerekeceği-
