Tüzel kişiliğin sona ermesi için, tasfiye işlemlerinin eksiksiz tamamlanması gerektiği, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, şirketin yeniden ihyası sağlanarak, tüzel kişilik aleyhine açılan davaya devam edilmesinin gerekeceği- Davalı şirketin tasfiyesinin sona erdiği tarihte sicilden terkin edilmiş olup, mahkemece davalı şirketin ihyası amacıyla davacı yana süre verilmesi, davacının bu davalının tasfiye memurları ve Ticaret Sicil Memurluğu aleyhine açacağı ihya davasının sonucunun beklenmesi, ihyaya ilişkin karar sunulduktan sonra, taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilmesi gerektiği- Ticaret sicilinden terkin edilen davalı şirketin aleyhine infaz kabiliyeti olmayan hüküm tesisinin doğru olmadığı-
Ortaklığın giderilmesi davasında, mahkemece dava konusu taşınmazın satısı sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi bilirkişi raporunda belirlenen oranlar esas alınarak, muhdesata isabet eden kısmin muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedelin ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılması şeklinde hüküm kurulması gerekirken tespit hükmü ile yetinilmesi ve infazı kabil bir karar oluşturulmamasının hatalı olduğu-
Kadastro tespiti sırasında tespit harici bırakılan yer ile ilgili yerel mahkemece hüküm kurmaya elverişli araştırma ve inceleme yapılıp yapılmadığı, jeoloj, fen ve ziraat bilirkişileri marifetiyle mahallinde keşif yapılması ile tespit bilirkişileri ve davacı tanıklarının yeniden dinlenmesinin gerekip gerekmediği- Ortada verilmiş bir direnme kararı bulunmadığından davalıların temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiği-
Davacı ile davalı arasında açıköğretim kurs sözleşmesi düzenlendiği ve yine aynı tarihli emre yazılı bononun da davalı tarafından verildiği, davacının ise, söz konusu kurs bedelinin ödenmesi için ilamsız takip talebiyle hem bono hem de sözleşmeye dayanarak alacak isteminde bulunduğu, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, davacı tarafından itirazın iptalinin talep edildiği anlaşıldığı, davacının takip talebinde ve dava dilekçesinde, bono ile birlikte sözleşmeye dayandığı anlaşıldığı, davacının takip talebinde ve dava dilekçesinde, bono ile birlikte sözleşmeye dayandığı anlaşıldığı, mahkemece, sözleşme hükümlerine göre davalının davacıya bir borcu olup olmadığı değerlendirilmeden bononun emre yazılı düzenlenmesi nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, o halde davacı bonoya dayalı kambiyo takibi değil sözleşmeye dayalı ilamsız takip yaptığı gözetildiğinde mahkemece, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerine göre davacının alacağının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanunun 30'uncu maddesinin 16.05.2018 tarihli yasa değişikliği nedeniyle, davanın bir kısmının konusu kalmadığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararda vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden davacı tarafın dava tarihi itibariyle dava açmakta haklılığı göz önünde tutulması gerektiği-
Üçüncü kişinin İİK'nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkin davada, İİK'nın 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğundan yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekeceği-
Trafik kazasından kaynaklanan değer kaybı istemi-
Somut olay değerlendirildiğinde; büyükşehir statüsüne sahip olmayan Zonguldak İlinde, davalı tüketici tarafından …/…/… tarihinde yapılan başvuruyu karara bağlama yetkisinin, Zonguldak İl Tüketici Hakem Heyetine ait olduğu- Hal böyle olunca, mahkemece; il tüketici hakem heyetinin, davalı tüketicinin başvurusunu karara bağlamaya yetkili olduğu gözetilerek, davanın esasının incelenmesi ve ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu-
Somut uyuşmazlığa konu iş kazasının Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş kazası olması, davacılar ve toplum nezdinde meydana getirdiği derin acı ve infial, iş bu kaza sırasında 301 madencinin hayatını kaybetmiş olması, kazanın meydana gelmesinde davacılar murisi ve diğer işçilerin herhangi bir kusurunun bulunmaması, davalıların kusurunun ve bu kusura bağlı olarak meydana gelen kazanın sonucunun ağırlığı, ağır iş güvenliği ihlalleri göz önünde bulundurulduğunda tazminat tutarının caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiğinden davacı anne için 100.000 TL, davacı kardeşler için ise ayrı ayrı 40.000'er TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiği- Her ne kadar davalı taraflarca cevap dilekçelerinde davacı tarafın talep ettiği manevi tazminat miktarının çok yüksek olduğu, söz konusu manevi tazminat miktarlarının kabul edilmesi halinde felaketi özlenir hale getireceği gibi itirazlarda bulunulmuş olsa da, söz konusu tazminat miktarlarının çok yüksek olmadığı, bir insan canının değerinin parasal olarak ölçülmesinin mümkün olmadığı gibi, Soma gibi orta ölçekli bir ilçede bile orta düzeyde bir apartman dairesinin değerinin yaklaşık 200.000,00-TL. olduğu dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının çok yüksek olmadığı -
Her ne kadar dava değeri 1.500,00 TL olarak gösterilmiş ise de davanın gerçek değeri yargılama aşamasında belirlenmediğinden ve nitelik itibarıyla anılan taşınmazın değerinin istinaf kesinlik sınırının üzerinde olduğunun takdiri gerektiğinden, İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün istinaf sınırı altında olduğundan bahsedilemeyeceği- HMK’nin 33. maddesi uyarınca, davacı vekilince ............. tarihinde bir haftalık temyiz süresi içinde sunulan dilekçenin .................. tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi olarak nitelendirilmesi ile ortada kesinleşmiş bir karar bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden HMK’nin 363. maddesi uyarınca kanun yararına bozma koşullarının gerçekleşmediği-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • kayıt gösteriliyor