Geçersiz sözleşmeyle ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş %5 gecikme faizi ile tahsili talep edildiğinden, bu talebin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsiline ilişkin olduğu- Davacı tarafça yapılan icra takibine konu edilen alacak talebinde, ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde ödeme yapılması amaçlandığı- Satış bedeli olarak ödenen paranın ödeme tarihinden, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği (davacının kabul ettiği) tarihte ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için bilirkişiden rapor alınması, belirlenecek miktara asıl alacak olarak hükmedilmesi; tespit edilen bu alacağa da takipten asıl alacağın tahsiline kadar olan dönem için yasal faiz uygulanması suretiyle karar verilmesi gerektiği-
Mahkemece davanın kabulüne karar verilerek davalıların murisinden davalılara intikal eden payın iptali ile davacı adına tesciline hükmedilmiş ise de; dava konusu taşınmazın incelenen güncel tapu kaydında muris ve mirasçılarının payı bulunmadığından, kurulan hükmü infaza elverişli olmadığı-
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden, on yıllık zamanaşımı süresinin (TBK. 146) uygulanacağı ve bu sürenin, sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlayacağı- Satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye (vaat alacaklısına) teslim edilmişse on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı- Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince davaya konu taşınmazın zilyetliğinin davacıya devredildiği, davacının dava tarihine kadar zilyetliğini çekişmesiz olarak sürdürdüğü anlaşıldığından, zilyetlik devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlediğinden söz edilmeyeceği ve bu durumda, davanın zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Müspet zarar, alacaklının tam ve doğru ifaya olan menfaati yansıttığı ve bu menfaat, borçlu edimi vaktinde ifa etmiş olsaydı alacaklı hangi ekonomik durumda olacaksa idiyse o durumu ifade ettiği-
Satış vaadi sözleşmelerinde satıcı (borçlu) olan kişiler veya mirasçılarının tapuda mülkiyet haklarının bulunup bulunmadığı, adı geçenlere ait paylı mülkiyet bulunması halinde bu payların iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesi gerektiği, satış vaadi sözleşmelerinin yapılmasından sonra satışa konu paylarını satış vaadi alacaklısı dışındaki üçüncü kişilere devretmiş satıcılar yönünden tazminat tahsiline karar verilebileceği- Dava konusu taşınmaza ait tapu kayıtları tapulama tutanağı ile birlikte ilk tesisinden itibaren tüm tedavüllerinide gösterir şekilde getirierek, davacıların (veya miras bırakanlarınınn) tapuda, satış vaadi sözleşmelerinin düzenlenmesinden sonra edindikleri paylar var ise bu payların nereden geldiği, davalının savunması doğrultusunda onun miras payının tapuda murise devredilip devredilmediğinin incelenmesi, böyle bir devir işlemi var ise hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiği- Satış vaadi sözleşmeleri biçimine uygun olarak düzenlemiş geçerli sözleşmeler olup, satışa konu taşınmaz tapuda muris adına kayıtlı olduğu takdirde tüm mirasçılarının satış vaadi yapması durumunda bu sözleşmenin ifa olanağının bulunduğu,satıcılar adına tapuda paylı mülkiyet halinde hisseler bulunmakta ise de, bu hisseler yönünden de sözleşmenin ifa olanağının bulunduğu- Tapu kaydında adlarına hisse kaydı bulunan satış vaadi sözleşmesi borçlularının paylarının iptal edilerek davacılar adına tesciline karar verilmesi gerektiği-
Adi yazılı şekilde düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi resmi şekle uygun olmadığı için geçersiz olsa da, bunun dışında tarafların ortak iradesi ile düzenlenmiş olan sonraki protokol başlıklı belge ile taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesinin tasfiye edilerek borç ilişkisinin yenilendiği ve tarafların alacak ve borçlarının ayrıntılı olarak açıklandığı, böylece protokoldeki hükümlerle tarafların bağlı olduğu anlaşıldığından, başlangıçtaki geçersiz sözleşmenin esas alınarak sonuca ulaşılmasının hatalı olduğu
Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin yapılacak ön sözleşmelerin geçerliliği ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı olduğundan, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin mülkiyeti nakil borcu doğurması sebebiyle 6098 sayılı TBK'nın 237, Tapu Kanunu’nun 26. ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddeleri uyarınca, resmi biçimde yapılması geçerlilik şartı olup, taraflar arasındaki ön sözleşmenin de TBK'nın 29/2. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılması gerektiği-
Satış vaadi sözleşmesinden doğan hak, kişisel bir hak olduğu için, vaat alan alıcının bu hakkını, sözleşmenin tarafı olmayan başka kişilere dava yoluyla ileri süremeyeceği, taşınmazın mal sahibi tarafından başka kişilere satılması halinde, yeni malike karşı herhangi bir hak iddia edemeyeceği, taşınmaz satış vaadinin bu akdin dışında bulunan kişileri bağlamayacağı, bu akitten doğan hakkın onlara karşı ileri sürülemeyeceği ve taşınmaz satış vaadinin tapu siciline de şerh edilmediği anlaşıldığından şahsi hak doğuran satış vaadi sözleşmesinin üçüncü kişi durumunda bulunan ve tapuda satım akdi ile ayni hak kazanmış olan davalıya karşı husumet yöneltilmesi mümkün olmadığı-
Satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması için vaad borçlusunun satış vaadinin yapıldığı tarihte tapuda kayıtlı taşınmazın maliki olması gerekmediği- Geçerli biçimde kurulan satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın tapu kaydının, açılan kamulaştırmasız elatması davası sonucu idare lehine tescil edilmiş olması durumunda, bu sözleşmeden doğan taraflara ait yükümlülüklerin devam edeceğinin kabulü gerektiği ve bu taşınmazın tapu kaydının üçüncü kişiye devri nedeniyle doğan ifa imkansızlığı durumunda, taşınmazı devir ve temlik yükümünü yerine getiremeyen vaad borçlusu olan tarafın, ifa edemediği bu edim yerine karşı tarafa yani vaad alacaklısına tazminat ödeme yükümlülüğünün söz konusu olacağı- Mahkemece taraflar arasında yapılan şahsi hak doğuran nitelikteki satış vaadi sözleşmesinin geçerli olduğu ve davalı vaad borçlusu tarafların davacı adına tescili sağlanamayan dava konusu taşınmazın devir ve temlik yükümü yerine, vaad alacaklısı tarafa tazminat ödeme yükümlülüğü bulunduğu gözetilerek bu yönde yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin resmi şekilde düzenlenmesinin ve bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin yapılacak ön sözleşmelerin ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı olmasının kanunla zorunlu tutulduğu göz önünde bulundurularak, cezai şartın düzenlendiği sözleşme adi yazılı olup, TBK mad. 29 'a aykırı şekilde, resmi şekle uygun olarak düzenlenmemiş olduğundan, geçersiz ön sözleşmede yazılı cezai şartın talep edilebilmesinin mümkün olmadığı-