Davacı 17.09.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu taşınmazlarda Z. M.'dan hak ve hisselerinin tamamını satın aldığı, Z. M. 2003 yılında vefat etmiş ve payı mirasçılarına intikal ettiği, davacı tüm mirasçılarını davalı göstermek suretiyle dava açtığından Z. M.'dan mirasçılarına intikal eden hisseleri tespit edilerek tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi gerektiği-
Satış vaadinde bulunan Ş. ile davacı M.'in kardeş oldukları, davalının ise hem davacı hem de satış vaadidnde bulunanın yeğeni olduğu, tarafların yakın akraba oldukları, keşifte dinlenen davacı  tanıklarının beyanlarına göre davacı M.'in satış vaadi sözleşmesi ile satın almış olduğu paya karşılık olan yerin zilyetliğini de devralarak kullanmakta olduğu belirtildiği, dava konusu taşınmazdaki payın ve zilyetliğinin satış vaadi sözleşmesiyle davacıya devredildiği, satış vaadinde bulunan Ş. mirasçılarının satış vaadini boşa çıkarmak amacıyla dava konusu payı davalıya tapuda devrettikleri anlaşıldığından mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmayıp bozmayı gerektirdiği-
Harçlar Kanununun 13. maddesinde harçtan muaf olan kişi ve kurumlar sayıldığı, arsa sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü ile diğer davalı yüklenici P. Tic. Ltd. şirketi Harçlar Kanununda sayılanlar arasında bulunmadıkları, dolayısıyla harçtan muaf olmadıkları halde harçtan muaf tutulmaları doğru olmayıp bozmayı gerektirdiği-
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciden temlik alınan bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili isteğine ilişkin davada, yüklenicinin taraf gösterilmediği, kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesinde yer alan arsa sahibinin bir kısım payını satın alan davalı da taşınmazın kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince kendisine ait olduğunu iddia ettiğine göre inceleme ve araştırmanın yüklenicinin de taraf olduğu bir davada yapılması gerektiğinden davacıya, inşaat sözleşmesinin yüklenicisine, ölü ise mirasçılarına karşı dava açması için süre vermesi, açılırsa o davanın eldeki dava ile birleştirilmesi gerektiği-
Elbirliği mülkiyetine (TMK m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemeyeceği ancak, somut olayda satış vaadi elbirliği malikleri arasında yapılmış olup dava konusu payların yine elbirliği maliki olan davacıya geçmesi halinde diğer ortaklar bir zarar görmeyeceğinden iştirakçi malikler arasında yapılan satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı olduğundan mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Satış vaadi sözleşmelerinin ve adi yazılı belgelerin tarihlerinin dava konusu taşınmazların tespit tarihlerinden sonra olduğu ve bu nedenle davacının tespit sonrası nedene dayanarak dava açtığı anlaşıldığından mahkemece, hak düşürücü süre yönünden reddedilen kısım hakkındaki davanın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar vermesinin doğru olmayıp bozmayı gerektirdiği-
Birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazının, dolayısıyla satışının mümkün olmadığı,  ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmadığı, tarım arazisinin hangi sınıfa girdiğinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarım İl veya İlçe Müdürlüklerinden sorulmak suretiyle veya ilgilisi tarafından alınacak yazı ile belgelendirilmesi gerektiği, somut olayda ise dava konusu taşınmazın belirlenen tarımsal niteliği Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl veya İlçe Müdürlüğünden, ifrazının mümkün olup olmadığı ise taşınmaz belediye ve mücavir olan sınırları içerisinde ise belediyeden, belediye dışında ise İl İdare Kurulundan sorularak ifrazının veya taşınmazdan pay satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Satış vaadi sözleşmesi ile taşınmazın zilyetliğinin vaat alacaklısına devredildiği belirtildiğinden zamanaşımı savunması TMK.'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenemeyeceği, mahkemece esastan incelenerek bir karar verilmesi gerektiği-
Satış vaadi sözleşmesinin mülkiyeti nakil borçlusu M.’nin mirasçıları arasında yer alan H. S.nın mirasçısı dahili davalı O. S. Ordu Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/651-818 sayılı kararıyla mirası reddettiğinden davanın O.S. hakkında pasif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerekeceği-
Taraflar arasında düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi noterde resmi şekilde düzenlendiğinden geçerli ve iki taraf için de borç doğurmakta olup, (6098 s TBK. mad. 27 ve 112) sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirmemeleri sebebiyle davacının bundan doğacak müspet (gerçek) zararını gidermeleri gerektiği sonucu ortaya çıkmakta ise de, tanık beyanları, satış vaadi ve taksim sözleşmelerine konu muris  adına kayıtlı taşınmazda, tarafların da içinde yer aldığı mirasçılar adına yapılan miras payları oranında intikalden sonra taksim sözleşmesine uygun şekilde mirasçılardan ...’in paylarını üç kardeşine, annenin de miras payını üç çocuğuna devretmeleri, sonrasında davacının da kendi payını önce kısmen sonra tamamen dava dışı gerçek kişilere satması, tapudaki tedavüllerin miras taksim sözleşmesine uygun olarak yerine getirilmesi karşısında, tüm mirasçıların katılımı ile yapılan tarihsiz miras taksim sözleşmesinin davada dayanılan satış vaadi sözleşmesinden sonra düzenlendiğinin, bu durumda da satış vaadi sözleşmesi ile taraflara yüklenen yükümlülüklerin, daha sonra tüm mirasçıların katılımı ve özgür iradeleri ile düzenlendiği anlaşılan ve tapuda da devirlere konu edilen miras taksim sözleşmesi ile ortadan kalktığının, tarafların miras taksim sözleşmesi ile satış vaadi sözleşmesinden caydıklarının (vazgeçtiklerinin) ve satış vaadi sözleşmesinin bozulduğunun kabulü gerektiği, artık tarafların ortak ve özgür iradeleri ile düzenlenen miras taksim sözleşmesi sebebiyle satış vaadi sözleşmesinden sonra davalıların kusuru olmaksızın ortaya çıkan imkansızlık nedeniyle davalılar borçlarından kurtulduklarından, davacı tarafın caydığı (vazgeçtiği) satış vaadi sözleşmesine dayanarak gerek mülkiyet gerek tazminat isteme hakkının da ortadan kalkmış olduğu ve bu sebeple davacı taraf lehine hüküm kurulma imkanının da kalmadığı-