Yerel Mahkemece ve Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklandığı gibi davacılardan R. Ç., H. K. (devir sebebiyle İ. G.) ile davalıların murisi C. T. arasında akdedilen inanç sözleşmesi gözetilip yargılama yapılması gerekirken hukuki nitelendirmede hata ile 4721 sayılı TMK'nın 713 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki hükümlere dayalı gerekçe oluşturulmak suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesin isabetli olmadığı-
Davalının askerde olduğu dönemde davalının abisi adına alınan plakayı, davalı askerden geldikten sonra beraber çalıştırdıkları, daha sonra plakanın davalıya devredildiği uyuşmazlıkta, ticari plakanın davalı ve abisine ait olup davalı tarafından abisinden devralınan kısmın, abisine düşen yarı payı bulunduğu, bu yarı payın kişisel malı niteliğinde olduğunun ispat yükünün davalıda olduğu, abiden alınan bu kısmın kişisel mal niteliğinde olduğu somut delillerle ispatlanamadığından, ticari plakanın karar tarihine en yakın tarihteki değerinin yarısının davacının edinilmiş malı kabul edilerek, bu kısım üzerinde davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerektiği- "Bilirkişi tarafından belirlenecek değere göre artırılmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla" ... şimdilik bir dava değeri gösterilmek suretiyle açılan katılma alacağına ilişkin davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu- Mahkemece, davanın kısmi dava ve talep açıklama dilekçesinin de ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğu- Mahkemece, (plaka yönünden verilen) bozma ilamına uyulduğuna göre, katılma alacağı talebinin niteliği gereği hukuki sebebi aynı olan tek alacak davası olması nedeniyle bozma ile bir önceki karar ortadan kalktığından, bozma sonrası verilecek yeni karar ile alacak miktarları ve kabul-ret oranları değişeceğinden, infazda tereddüt oluşmaması ve temyiz edilmeyerek bozma kapsamı dışında kalması yolu ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak oluştuğu da gözetilerek bozma kapsamı dışında kalan tasfiye konusu diğer mallar (taşınmaz ve araç) yönünden de yeniden hüküm kurulması gerektiği-
İstinaf sebebi olarak ileri sürülmeyen hususların, temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği-
Yasal sürede istinaf süre tutum dilekçesi sunulmasına rağmen, gerekçeli karar tebliğinden itibaren 10 günlük yasal sürede gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından, istinaf süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların, temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği-
Yasal sürede istinaf süre tutum dilekçesi sunulmasına rağmen, gerekçeli karar tebliğinden itibaren 10 günlük yasal sürede gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından istinaf süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların, temyiz incelenmesinde değerlendirilemeyeceği-
Yasal sürede istinaf süre tutum dilekçesi sunulmasına rağmen, gerekçeli karar tebliğinden itibaren 10 günlük yasal sürede gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından; istinaf süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların, temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği-
Dava konusu sözleşme taraflarca hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmiş ise de hukuki tavsif hakime ait olduğundan davanın hizmet alım sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin olduğu anlaşıldığı, bu sözleşmeden kaynaklı alacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan davalının davaya ve ıslaha karşı zamanaşımı savunmasının yerinde görülmediği- Uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi raporu alındığı, sunulan kayıtları detaylı olarak inceleyen, seçenekli hesaplama yapan, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporundaki ilgili bölümün hükme esas alındığı, zira taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin "Hakediş Hesaplanmasının Esasları" başlıklı ek bölümünde kararlaştırılan hesaplama yönteminin bu yönde olduğu, her ne kadar bilirkişilerce sözlü olarak faturalandırmanın bir sonraki ay yapıldığı beyanı nedeniyle bu beyana göre de hesaplama yapılmış ise de; yazılı sözleşmelerde bu yönde bir ibare bulunmadığından söz konusu varsayıma itibar edilmediği- Yine her ne kadar bilirkişi raporunda 2013 ve 2014 yılları için de hesap yapılmış ise de; söz konusu yıllarda taraf şirketler arasında sözleşme bulunmadığından bu yıllara ait bölümün dışlandığı sözleşmenin 3.1 maddesi gereği feshedilmediği sürece aynı şartlarda devam edeceğinin göz önüne alındığı-
İcra Müdürünün haciz uyguladığı tarihte taşınmaz borçlu adına kayıtlı olup, o tarihte, satış vaadi şerhinin tapuda kayıtlı olmasının haczin konulmasına engel olmadığı- Taşınmazın mülkiyetinin kazanıldığı ve mülkiyet hakkına dayanılarak haczin kaldırılmasına ilişkin talebin icra mahkemesince incelenemeyeceği- İcra müdürlüğünce usulüne uygun konulan haciz artık genel mahkemeden alınacak bir kararla kaldırılabileceği-
Şikayet dilekçesinde "vekile satış ilanının tebliğ edilmediği" ileri sürülmemiş olsa da borçlu tarafından maddi vakıa olarak açıkça satış ilanının usulsüz tebliğ edildiğinin ileri sürülmesi yeterli olduğu- Borçluya (varsa vekiline) satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesinin başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğu-
Davacı şirketin ortağının talimatı üzerine dava dışı şirket tarafından davalıya devredilen dava konusu bağımsız bölümlerin evlilik dışı bir araya gelerek bir süre karı-koca hayatı yaşamak amacıyla mı yoksa resmî evlilik birlikteliğini sağlamak amacıyla mı devredildiği, taşınmazların meşru olmayan bir maksadın istihsali için mi yoksa irade fesadı sonucunda mı verilmiş olduğu- Yargıtay 7. HD'nin ikinci tarihli bozma kararı, önceki bozmayı ortadan kaldırır nitelikte olup davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış olması sebebiyle de kesin nitelikte olduğu ve ilk derece mahkemesince bozma kararına uyularak verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerektiği- 6460 s. K. m. 1 ile HMK m. 373 üncü maddesine eklenen altıncı fıkranın usulî kazanılmış hakkın istisnasını teşkil etmesi nedeniyle ilk bozma kararına uyulmakla alacaklı yararına usulî kazanılmış hak doğmadığı- Davaya konu taşınmazların devrinin davalının irade sakatlığı yaratan bir davranışı karşılığı yapılmadığı gibi, protokolün iki tarafın hür iradesi ile imzalandığı ve iradi olarak taşınmazların davalıya devredildiği kanaatine varıldığından dava dışı ...'ın ve devir yapan davacı şirketin temlik anında iradelerinin sahih olduğu, meşru olmayan bir maksadın söz konusu olmadığı, dava konusu taşınmazların tesciline dayanak oluşturan resmî senet geçerli olduğundan davalı adına oluşan tescilin yolsuzluğundan bahsedilemeyeceği- "Taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmalar karşısında hata, hile veya ahlaka aykırı bir amacın gerçekleştirilmesine yönelik bir davranış ve olgunun söz konusu olmadığı, ayrıca ispat kuralları çerçevesinde davacı tarafça ileri sürülen vakıaların ispat edilemediği, ispat edilemeyen davanın redde mahkum olduğu ve davanın reddinin de bu değişik gerekçe ile onanması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
