İlk derece mahkemesince usulüne uygun dayanılmayan tanıkların dinlenmesi şeklindeki yargılama hatasının, kamu düzenine ilişkin mutlak bir istinaf sebebi olmayıp taraflarca ileri sürülmesi gereken nispi bir istinaf sebebi niteliğinde bulunması ve davalı tarafça istinaf dilekçesinde bu usuli hataya açıkça dayanılmamış olması karşısında, bölge adliye mahkemesince istinaf sebepleriyle bağlılık kuralı aşılarak resen inceleme yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği- "İlk derece mahkemesince davalı erkeğe yüklenen kusurlu davranışlar usulüne uygun şekilde dayanılmayan tanık beyanları uyarınca hükme esas alındığı, bu karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, istinaf dilekçesinde tanık beyanlarının yeterli ve somut olmadığına ilişkin itirazın ileri sürülmesi nedeni ile bölge adliye mahkemesince verilen direnme kararının onanması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesiyle bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı uyuşmazlıkta, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınmayacağı- İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada; HMK m. 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmişse de bu hususun usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olduğu, bölge adliye mahkemesinin bu sebepleri kendiliğinden araştıramayacağı-
Dava dilekçesinde "saklı payların verilmediğinden bahsedilerek mahfuz hisse araştırması yapılmasının" talep edildiği, mahkemece ana vakıaya zımnen bağlı olan tenkis istemi yönünden hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında talebin açıklattırıldığı, davalı tarafın bu yöne ilişkin itirazları reddedilerek yargılamaya tenkis istemi yönünden devam edildiği, buna karşılık davanın reddine ilişkin gerekçeli kararda davacıların tenkis talebi yönünden hüküm kurulmadığı, ne var ki karar gerekçesinde "sonradan sunulan dilekçe tarihi dikkate alındığında hak düşürücü sürenin dolduğundan" bahsedildiği, bu karara karşı davacılar vekili tarafından sunulan istinaf ve temyiz dilekçelerinde ısrarlı şekilde "tenkis talebi yönünden" bir karar verilmemesinin açıkça itiraz konusu yapıldığı dikkate alındığında, dava dilekçesinde tenkis talebi yönünden yeterli açıklamanın bulunduğu, dolayısıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı ve tenkis istemi yönünden eksik harcın tamamlatılıp esasa girilmesi gerektiği- "Davacıların dava dilekçesinde tenkis talebine ilişkin iddianın yer almadığı, saklı pay ihlâlinin vasiyetnamenin iptali sebebi olarak ileri sürüldüğü" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından kabul edilmediği-
İnançlı işlem ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı şirket hisselerinin terekeye iadesi talebinde; davalı tarafından imzalanmış "beyanname" başlıklı belgelerdeki imzaların aidiyetinin kesinleşmesi karşısında bu belgelerin ikrar ve taahhüt niteliğinde olduğu, murisin sağlığında mirasçıların dava açma hakkı bulunmadığından "uzun süre sessiz kalma" gerekçesiyle davanın reddedilemeyeceği-
Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türü olduğu- Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı-Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçladığı- Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığı olduğu- Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabileceği-Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksız olduğu- Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edileceği- Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahip olduğu-
Somut olayda İlk Derece Mahkemesince; dava İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası olarak değerlendirilerek, bu davanın görülebilmesi için gerekli aciz belgesi istenilmiş ve ibraz edilememesi üzerine dava usulden red edilmiş ise de varılan sonucun dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmediği, davacı vekili dava dilekçesinde açıkça muvazaalı işlemin iptalini istemiş ve hakim ön inceleme oturumunda davayı muvazaalı işlemin iptali olarak değerlendirmiş olduğuna göre, mahkemece işin esasına girilerek ve BK'nın 19. maddesindeki muvazaa olgusunun araştırılarak, bu olgunun ispatı halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
İcra müdürlüğünden gönderilecek bir muhtıra ile kamulaştırılan taşınmazın tahliyesinin mümkün olduğu, bunun yerine örnek 14 numaralı tahliye emri gönderilmek suretiyle takip yapılmasının doğru olmadığı, tahliye ve teslim kamulaştırmanın doğal sonucu olduğundan tahliyenin gerçekleştirilmesinin takip yapılmasına bağlı olmadığı- Alacaklının icra mahkemesine başvurusu, şikayet niteliğinde olduğundan, mahkemece istemin "itirazın kaldırılması" olarak nitelendirilmesinin de hatalı olduğu- Kamulaştırma Kanunu m. 20/1, cümle son gereğince, "itiraz ve şikayetin boşaltmayı durdurmayacağı ve mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği"- İcra müdürlüğüne yapılan itiraz takibi durdurmayacağından istemin kabulüne ve takibin devamına karar verilmesi gerektiği-
Sıra cetveline konu alacağın 2015 yılında temlik edildiği, sıra cetvelinde pay ayrılan alacaklıların haciz tarihlerinin ise 06/02/2018, 05/02/2018 ve 12/02/2018 tarihleri olduğu, paylaşıma konu bedel üzerine henüz haciz konulmadan, söz konusu paylaşım bedelinin şikayet eden üçüncü kişi tarafından alacağın temliki suretiyle devralındığı-
Davacı tapu maliki ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazların değerinin biçilmesi ve bedelinin tahsili-
Bölge Adliye Mahkemesince, "davacının katkı payı alacağı talebi olmadığı" gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu- Davacı vekilinin dava dilekçesinde "müvekkilinin fırıncılık yaparak davalının aşçılık yaparak çalıştığını, müvekkilinin çalışarak biriktirdiği paraların taşınmazların satın alınmasında kullanıldığını, edinilen malların yarı oranında müvekkilinin alacağı olduğunu" belirterek evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların tasfiye anındaki değerinin yarısının faizi ile birlikte katılma alacağı olan müvekkiline verilmesini talep ettiği- İddianın ileri sürülüş şekline göre davanın, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) yapılan katkı nedeniyle katkı payı alacağı, edinilmiş mallara katılma rejimini geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mallara yönelik de katılma alacağı istemine ilişkin olduğu-
