Davacının, davalı bankadaki mevduatının ona ait nüfus ve hesap cüzdanı kullanılmak suretiyle aynı evde kaldığı arkadaşı tarafından çekilmesine ilişkin somut olayda; davalı banka tarafından davacının, dava dışı (ev arkadaşı) ile birlikte bankayı dolandırmak amacıyla el ve iş birliği içerisinde olduğu iddia ve ispat edilebilmediğinden; itimat kurumu olan bankaların aldıkları mevduatları özenle korumak zorunda olmaları ve bu konuda objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu bulunmaları karşısında davacının zararından davalı bankanın sorumlu olduğu ve zarar görenin ortak kusurunun da bulunmadığından tazminatta indirim yapılamayacağı-
Davalı, davacının 60.000,00 TL zararının bulunmadığını savunmuş, zararın miktarı konusunda davacı yetkilisi beyanından başkaca hiçbir delil sunulamamış olmakla ve diğer davalı ceza dosyasında alınan ifadesinde "daha düşük miktarda  parayı kasadan aldığını" kabul etmekle, sırf davacı iddiasından hareketle davalının kabulünden fazlasına hükmedilmesinin hatalı olduğu-
Dava dışı banka çalışanının usulsüz işlemleri ile davacıya ait hesaptan çektiği ileri sürülen mevduatın davalı bankadan tahsili istemi-
Davacının “adam çalıştıran” konumunda olup, sahtecilik işlemi yapan çalışanını seçmede ve denetlemede TBK’nın 66. maddesi uyarınca özen yükümlülüğüne uygun davranması gerektiği, Yükümlülüğe aykırı davranılması halinde adam çalıştıranın zararın oluşumunda müterafik kusurlu kabul edileceği, mahkemece öncelikle tarafların kusur oranlarının tespit edileceği-
Uyuşmazlığın tedavi amaçlı tıbbi müdahaleden kaynaklanmış olduğu, taraflar arasında vekâlet ilişkisinin mevcut olduğu ve TBK mad. 502 ve devamı maddeleri uyarınca; vekil olan doktorun sadakat ve özen borcunun bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre, tedavinin tıbbi usullere ve kurallara aykırı yapıldığı anlaşıldığından, doktorun tedavi ücreti ve iş bedeline hak kazanmadığı ve yaptığı müdahale sonucu ortaya çıkan zararın giderilmesi için, davacı yeniden tedavi masrafı yapmış olduğundan, davalılara ödediği tedavi bedelinin tamamı ile vekâlet görevinin tam olarak yerine getirilmemiş olması nedeniyle zararının giderilmesi için yapılması gereken tedavi masraflarını yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleri ile talep edebileceği- Davalıların özensiz ve tıbbi kurallara aykırı davranışları nedeni ile davacının cismani zarar gördüğü açık olup manevi tazminat istemekte haklı olduğu- Hakimin manevi tazminat miktarında takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermesi gerektiği- Hükmedilecek tazminatın zenginleştirici olmamasına, felaketi özlenir hale getirmemesine, sadaka mahiyetinde kalmamasına dikkat edilmesi gerektiği-
Aracı kurum çalışanının eylemleri nedeniyle gerçekleşen haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkin davada, davacı tarafından hisse senedi alımı için kendisine para verildiği iddia edilen davalının kurum çalışanı olması ve diğer davalının faaliyetlerinde yardımcı kişi kullanması nedeniyle davalı aracı kurumun BK. 100. maddesi uyarınca sorumluluğunun söz konusu olduğu- Kurum nezdinde davacı adına açılmış bir işlem hesabı olmasa da, davalının, davacıyı işlemlerdeki komisyon ücretlerinden kurtarmak için kendi üzerinden alım satım işlemlerini gerçekleştirdiğini ifade etmesi karşısında, davacının adına işlem yapıldığı inancı ile kurum çalışanına paralar vermesi nedeniyle, davacı ile davalı aracı kurum arasında hisse alım satımına dair sözleşme bulunduğunun kabulünün gerektiği- BK. mad. 100 uyarınca, diğer davalının yaptığı işlem sonucu zarar gören davacıya karşı davalı kurumun tam sorumlu olduğu ve BK. mad. 125 gereğince zamanaşımının dolmadığı, davalı yönünden verilen kararın kesinleştiği gerekçesiyle davalı kurum yönünden davanın kabulü gerektiği-
Davalı banka personelinin mudilere ait hesaplar üzerinde usulsüz işlemlerde bulunarak zimmetine para geçirdiği, davalı bankanın çalışanı tarafından hesap sahiplerine verilen zarardan davalı bankanın adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğu, davacının da bu kapsamda zarara uğradığı, ancak davacının ıslah talebinin bozma kararından sonra yapılmış olması nedeniyle geçerli olmadığı, bu nedenle ıslah ile arttırılan miktar bakımından uyuşmazlığın esasına girilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile ıslah dilekçesiyle talep edilen meblağın geçerli bir ıslah olmadığı için reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Ceza dosyasında sanık olan davalı şirket çalışanının aleyhine verilen ve kesinleşen bir mahkumiyet hükmü bulunmasa da, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifadelerinde davacıdan elden para aldığını, bu paraların yatırım hesabında görülmediğini, hisse senedi alıp satarak müşterisinin zarar etmesine neden olduğunu ikrar ettiğinden, ikrarının da değerlendirilerek, davacının uğradığı zararın takdir ve tayininin gerektiği- Davalı şirketin, çalışanının eylemlerinden TBK. mad. 116 gereği sorumlu olacağı-
Davalı bankanın, kendisinin ifa yardımcısı konumunda olan banka çalışanının gerçekleştirmiş olduğu usulsüz, hukuka ve borca aykırı davranışlarından dolayı davacının uğramış olduğu zarardan asli borçlu sıfatıyla kusursuz olarak sorumlu olduğu, ayrıca bankanın söz konusu zararın önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmaması yönünden de kusurlu olduğu, davacının toplam alacağı da likit olduğundan, itirazın iptali davasının kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu-
davalı X vekilinin yetki itirazının haksız fiilden doğan davalarda yetki kuralı gereğince kabul göremeyeceği- Zamanaşımı itirazının ise, 10 yıllık zamanaşımına tabi olması nedeniyle yerinde olmadığı - Davanın şubesi yerine merkeze karşı da açılabileceği, davalı banka çalışanı A'nın davacının imzası yerine kendi imzasını atarak davacı hesabından 7 adet dekontla 16.089,00 TL para çektiğinin adli tıp raporu ve ceza yargılaması neticesinde kesinleştiği- Davacının 19/06/2007 tarihli müfettiş ifadesinde alacağını talep etmesi karşısında davacıdan alınan ibranamenin hükümsüz olduğu- Davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğu-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • kayıt gösteriliyor