İcra takibi kapsamında üçüncü kişilere gönderilen haciz ihbarnamelerine itiraz edilmemesi neticesinde açılacak menfi tespit davasının belirli bir hak düşürücü süreye tabi kılınmasının, özünde hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama teşkil ettiği ancak söz konusu yasal sürenin, icra sürecinin süratle tamamlanarak malvarlığı üzerindeki hukuki belirsizliğin ivedilikle ortadan kaldırılması şeklindeki meşru ve kamusal amaca hizmet ettiği- Üçüncü kişiye önceki ihbarnamelere harçsız itiraz imkânı tanınması, mazeret hâlinde gecikmiş itiraz yolunun açık tutulması ve menfi tespit davası açma süresinin kaçırılması durumunda dahi sonradan genel hükümlere göre istirdat davası açılarak ödenen haksız bedelin geri alınabilmesi yönündeki yasal telafi mekanizmaları gözetildiğinde, getirilen hak düşürücü sürenin üçüncü şahsa katlanılamaz bir külfet yüklemediği, hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasındaki makul dengeyi zedelemediği ve anılan kuralın ölçülülük ilkesi ile Anayasaya aykırılık teşkil etmediği- Karşı oyda ise "Menfi tespit davası için öngörülen kısa hak düşürücü sürenin mahkemeye erişim hakkını orantısız ve ölçüsüz biçimde sınırlandırdığı gerekçesiyle kuralın iptali gerektiği" görüşünün ileri sürüldüğü-
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 13. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949 say ...
