Davalı kadının, davacı erkeğe yalan ve yanlış beyanda bulunarak evlilik öncesi teyzesinin oğlu ile cinsel birliktelik yaşadığını söylemediği ve davacı erkek başkalarından öğrenene kadar da bu durumu evlilik birliği süresince saklamaya devam ettiği, bu hususun davacı tanığının beyanları ile de sabit olduğu, bu halde davalı kadının, erkeğe karşı bulunduğu yalan ve yanlış beyanlarını davacı erkek başkalarından öğrenene kadar evlilik süresi boyunca da saklamak suretiyle evlilik birliği içerisinde erkeğe dürüst davranmayarak güven sarsıcı davranışta bulunduğu anlaşılmış olup, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut olduğundan, olayların akışı karşısında güven sarsıcı davranışta bulunan kadın tam kusurlu olup davacı erkeğin dava açmakta haklı olduğu, eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Bu durumda, koşulları var ise evliliğin nisbi butlan nedeniyle iptalinin istenebileceği, bu vakıaların boşanma davasında kadına kusur olarak yükletilmesinin mümkün olmadığı" şeklindeki kraşı görüşün kabul görmediği-

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm; davacı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi ve davanın reddi yönünden temyiz edilmekle; kesinli ...