22. HD. 09.10.2018 T. E: 2017/15183, K: 21557-
22. HD. 04.02.2019 T. E: 596, K: 2175-
Alacak davası-
Franchise sözleşmesinin kendine özgü isimsiz bir sözleşme olduğu-
Sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği, MÖHUK’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında ise tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanacağından ve bu hukukun, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutat meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun iş yeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok iş yeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan iş yeri hukuku olarak kabul edileceği, eldeki davada, taraflar arasındaki sözleşme tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olup, bu tür sözleşmelerde tek satıcının edimi karakteristik edim olarak kabul edildiğinden, karakteristik edimin ifa yeri de Antalya ili olduğundan Türk Mahkemeleri'nin yargı yetkisine haiz olduğu- Davacı şirket vekilince haksız fiilin bir türü olan haksız rekabete dayalı olarak davalılardan tazminat talebinde bulunulmuş olması esas alındığında da, yine MÖHUK’un 40. maddesinin atıfta bulunduğu HMK’nın 16. maddesi gereğince haksız rekabet olgusunun gerçekleştiğinin ve zararın doğduğunun iddia olunduğu yer de Antalya ili olduğundan eldeki uyuşmazlıkta Türk Mahkemeleri'nin yargı yetkisine sahip olduğu- Davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan dava haksız rekabet ve uğranılan zarar iddiasına dayalı olarak açılmış olup, bu şirketin diğer davalı yabancı şirket ile aralarında organik bağ bulunduğu ve diğer davalı tek satıcılık sözleşmesinin tarafından bağımsız bir 3. kişi olmadığı iddialarıyla bu şirkete karşı açılmış davanın, mahkemece bu iddialar nazara alınıp deliller toplanıp değerlendirilmeden sırf davacı şirket ile aralarında sözleşme bulunmadığı gerekçesiyle sıfat yokluğundan reddinin doğru olmadığı-
HGK. 16.05.2019 T. E: 2017/11-60 , K: 579-
Davacı tarafın üyelikten düşürüldüğü (çıkarıldığı) ve semt pazarlarındaki yerlerinin iptal edildiğine ilişkin gönderilen mesaj dikkate alındığında davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının olduğu, üyelikten çıkarılmaya genel kurul tarafından karar verileceği sabit olduğuna göre davacının dava tarihi itibariyle oda üyeliğinin devam ettiği sabit olup mahkemenin buna ilişkin tespitinin yerinde olduğu, ancak davacının dava tarihi itibariyle oda üyeliğinin devam ettiğinin tespitine ve muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmesi gerekirken "davacının karar tarihi itibariyle de üyeliğinin devam ettiğinin tespitine" karar verilmesinin yerinde olmadığı-
Cezai şart ifadesi içermeyen taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesindeki hükmün, 6098 sayılı Kanun'un 438. maddesinde düzenlenen bakiye süre ücreti tutarında tazminata ilişkin düzenlemenin tekrarı mahiyetinde olup cezai şarta ilişkin olmadığı- Eldeki davada sözleşmenin belirsiz süreli olduğunun kesinleşmesine göre 6098 sayılı Kanun'un 438. maddesinin de uygulanma olanağı da bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği- Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, sözleşmenin 4. maddesindeki hükmün cezai şarta ilişkin olduğu, belirli süreli olarak yapılmış ancak objektif neden yokluğundan belirsiz süreli olarak kabul edilen iş sözleşmesinde kararlaştırılan haksız feshe bağlanan cezai şarta ilişkin hüküm uyarınca davacının cezai şart alacağına hak kazandığı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Avukatın vekâleten takip etmekte olduğu bir davada; taraflara oranla üçüncü kişi konumunda olduğundan görevi nedeniyle öğrendiği hususlar dışında, tanıklık etmek zorunda olup, tanık olarak dinlenilmesinde de yasal engel bulunmadığı, diğer tanıklar gibi HMK 240 vd gereğince dinlenilmesi gerektiği, aksi durumda; hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının ihlal edilip, savunma hakkı kısıtlanacağından davacı tanığı dinlenilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği- "Avukatlık görevini bıraktıktan sonra tanık olarak dinlenilmesi gerektiği, aynı davada vekillik ve tanıklık görevlerinin bağdaşmayacağı, hukuk davalarında vekillerin yargılamanın tüm safhalarında aktif olarak taraf adına gerek usuli gerekse esasa ilişkin bütün işlemleri yürüttükleri, davada taraf olmayan kişilerin tanık olarak gösterilmesi gerektiği, diğer tanıkların dinlenilmesi aşamasında vekillerin hazır bulundukları da düşünüldüğünde tarafın aynı zamanda vekili olan tanığın dinlenilmesinin hak kaybına da neden olacağı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Bankaların, müşterilerine ait sırları ihtiyari ve keyfi olarak açıklayamayacağı, ancak, bu kısıtlamanın cebri icrayı kapsamadığı-
İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.
