• “1998 ve 1999 Tasarısı”ndaki Gerekçe

     “Gayrimenkul Mükellefiyeti” şeklindeki Ayırım başlığı, “Taşınmaz Yükü” olarak değiştirilmiştir.

    “Madde 839 - Yürürlükteki kanunun 754 üncü maddesini karşılamaktadır.

    Hüküm değişikliği yoktur. Madde kenar başlığıyla birlikte arılaştırılmıştır.”



  • “1984 Tasarısı”ndaki Gerekçe

     

    ‘Madde 757 - Madde, yürürlükteki kanunun 754. madde-sini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.’:

     

    “A. Konusu

    Madde 757 - Taşınmaz yükümlülüğü, bir taşınmazın ma- likini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya yapmakla yükümlü kılar.

    Hak sahibi olarak, bir başka taşınmazın maliki de gösteri-lebilir.

    İrad senedi ve kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükümlülükleri saklı kalmak kaydıyla, taşınmaz yükümlülüğünün konusu ancak yükümlü taşınmazın iktisadî niteliğinden doğan veya yararlanan taşınmazın iktisadî ihtiyaçlarını karşılayan bir edim olabilir.”


  • “1971 Tasarısı”ndaki Gerekçe

     

    ‘1) Terim ve ifade: Terimler yukarıki maddelere uygun duruma getirilmiş, ifade düzeltilmiş, özellikle ikinci fıkrada taşınmaz yükümünün topraksal yükümlenim niteliğinde kurulabileceği açıklanmıştır. Bu maddede terim olarak yapılan en önemli değişiklik (edim) teriminin kabul edilmesinde görülür. Buna Almanca’da (Leistung), Fransızcada (prestation) denilmektedir. Bizim Medeni Kanunumuzda ve Borçlar Kanunumuzda bu kavram, değişik terimlerle ifade edilmiştir. Bu kanunların kimi yerlerinde buna, yanlış olarak, (ivaz) kimi yerinde, sanki bir tanım yapılıyormuş gibi, (yapılacak iş veya şey) kimi yerinde (verilecek şey); kimi yerinde (yapmak veya vermek); kimi yerinde ise (taahhüt olunan iş veya şey) denilmektedir. Görülüyor ki bu kavramı belirtmek için bir terim birliği sağlanamamıştır. Yeni Ticaret Kanunumuzda buna (edâ) denilmek-tedir. Oysa (edâ) nın anlamı (ifa) dır. Mesela Türkçede (Tanrıya borcumu eda ettim) denilir, ve bundan da borcun yerine geti-rildiği, ifa edildiği anlaşılır. Halbuki (edim), ifanın konusudur. Bu belirli bir şey olmayıp, borçlu tarafından alacaklıya karşı yerine getirilmesi taahhüt edilen bir davranıştır. Mesela bir alım satım sözleşmesinde satıcının yerine getirmekle yükümlü oldu-ğu edim, (satılan şeyin mülkiyetini alıcıya geçirmek); alıcının yerine getirmekle yükümlü olduğu edim ise (satış parasını satı-cıya ödemek) tir. Bir iş sözleşmesinde işçiye düşen edim, saptanan işi görmek, iş verene düşen edim ise, iş ücretini ödemektir. Bu örneklerde (edim) müspet bir davranış bir eylem biçiminde görülmektedir. Rekabet yapmamak veya bir yerde belirli saat-lerde gürültü etmemek gibi tahahütlerde ise borçluya düşen (edim), bir (sakınma) (yapmama) menfî olarak görülmektedir. Bu nedenle bu kavramı, yani borçlu tarafından alacaklıya karşı yerine getirilmesi üslenilen şeyi (ifa edim, eda edim, inşa edim, itina edim v.d.) biçiminde yani gerek müspet bir eylem ve ha- reket tarzı ve gerek menfi bir hareket arzı olarak görmekteyiz. Bu sebeple hem (yapma) yı, hem (sakınma) yı kapsayan ve (etmek) mastarından gelen, Almancasında olduğu gibi tamamen soyut bir sözcük olan (edimin) yukarıki kavramları en yi ve en geniş bir şekilde belirttiğine kani bulunan Medeni Kanun Komisyonu, bu terimin Medeni Kanuna ve Borçlar Kanununa teknik bir terim olarak yerleştirilmesini uygun görmüştür.

    2- Biçim değişikliği, yoktur.

    3) Hüküm değişikliği, yoktur.’:

     

    “A. Konusu

    Madde 754 - Taşınmaz yükümü, bir taşınmazın malikini yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere, bir kişi yararına bir edimle yükümlü kılar.

    Taşınmaz yükümü bir taşınmaz yararına da kurulabilir; bu durumda yararlanıcı taşınmaza malik olan herkes, taşınmazı dolayısiyle hak sahibi olur.

    Gelir senedi ve kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükümleri saklı olmak üzere, taşınmaz yükümünün konusu, ancak yükümlü taşınmazın iktisadi niteliğinden doğan veya yararlanıcı taşınmazın iktisadi ihtiyaçlarına uyan bir edim olabilir.”