İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

Fesih kararı- Kooperatifler- Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi- Muvazaa-

Fesih davası ve kesinleşmiş fesih kararına rağmen gerçekleştirilen tapu devirleri ve yapılan sözleşmelerin, arsa sahibi kooperatifler ile yüklenici şirket arasındaki, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ilişkisinin devam ettiğini, tarafların gerçek iradelerinin sözleşmenin feshi yönünde olmadığını, sözleşmeyi devam ettirme iradelerini sürdürdüklerini, sonuç olarak, feshin muvazaalı olduğunu gösterdiği- Arsa sahibi kooperatifler ile yüklenici şirket arasındaki sözleşmenin feshine ilişkin yaratılan muvazaanın, mutlak muvazaa niteliğinde olmakla def’i değil, itiraz mahiyetinde olduğundan, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği- İlk Derece Mahkemesince, açıklanan bu sebeplerle, sözleşmenin geriye etkili feshine ilişkin kararın, davacı kooperatif ile davalı dışı yüklenici şirketin gerçek iradesine uygun olmadığı, feshin muvazaalı olduğu, hiç kimsenin kendi muvazaa ve hilesine dayanarak hak ve menfaat temin edemeyeceği gibi üçüncü kişilerin hukuki durumunu ağırlaştıramayacağı, bu durumda, tapu siciline güvenerek iyiniyetle mal iktisap eden davalının iyiniyetinin korunması gerektiği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-

Yurt dışındaki iş kazası- Yabancılık unsuru- 5510 sayılı Kanunun uygulanıp uygulanmayacağı-

Irak ile Türkiye arasında sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı, davacının iş kazası geçirdiğini iddia ettiği şirketin Irak mevzuatına göre kurulmuş bir şirket olduğu, davacının hizmet cetveli incelendiğinde, davacının davalı şirketten herhangi bir bildirimi olmadığı, davalı şirketin davacıyı geçici olarak yurt dışına götürüldüğüne dair bir kanıt bulunmadığı, taraflar arasında yazılı hizmet sözleşmesi bulunmadığı, davalı işveren tarafından Kurumla arasında yapılmış bir topluluk sigortası bulunmadığı, işveren sıfatının yabancı firmaya ait olması karşısında, mülkilik prensibi gereği davacının Türkiye'de sigortalı kabul edilemeyeceği ve geçirdiği kazanın iş kazası olarak nitelendirilemeyeceği- Davacı her ne kadar kazayla neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla bu davayı açmış ise de; olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek İş Kanunu ve 5510 sayılı Kanun kapsamında iş mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı- Dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan TBK m. 49 vd. çerçevesinde genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek çözüme kavuşturulması görevinin genel mahkemelere ait olduğu, İş Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerektiği- "Davacının davalı işveren tarafından herhangi bir kayıt olmaksızın, Türkiye İş Kurumu aracı edilmeksizin Kuzey Irak’ta üstlenilen iş için davalı işveren tarafından götürüldüğü, burada iken iş kazası geçiren davacının tedavi için iş kazasını takiben Türkiye’ye işveren tarafından getirildiği ve iş kazası tespitinin kurum yanında işverene karşı da açılmadığı gözetildiğinde, hukuki yararın bulunduğu ve mahkemece iş kazası tespitine karar verilmesinin isabetli olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Arabuluculuk- Tahkim- Avukatlık sözleşmesi-

Hakem kararının HMK m. 439 gereğince iptali istemi- Avukatlık sözleşmesinde, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözümlenememesi hâlinde tahkim yoluyla çözüleceğine dair taraf iradelerinin açık olarak belirtildiği- Tahkime konu uyuşmazlığın avukatlık sözleşmesinden kaynaklandığı, davalı avukatın davacıya vekaleten yerine getirmeyi üstlendiği avukatlık hizmetinin tüketici işlemi niteliğinde olmadığından tahkime elverişli olduğu- Alternatif uyuşmazlık çözüm usulü olarak önce arabuluculuk başvurusunda bulunulup anlaşma gerçekleşmediğinde sonrasında tahkim (Med-Then-Arb) yargılaması yöntemine gidilmesi mümkün olduğundan tahkime elverişli olan somut uyuşmazlıkta da terditli olarak önce arabuluculuk yoluna gidilip anlaşma sağlanmadığından sonrasında tahkim yargılamasına gidilmesinin hukuka uygun olduğu-

İİK 89/3 uyarınca açılan menfi tespit davasının kabulü- Yargılama giderleri-

İİK m. 89/3 uyarınca açılan menfi tespit davasının davacı-üçüncü kişi lehine sonuçlanması halinde; davacı-üçüncü kişinin önceki haciz ihbarnamelerine itiraz etmeyerek davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hatalı olduğu, HMK m. 326 uyarınca aleyhine hüküm kurulan ve ön inceleme duruşmasından önce kabul beyanı bulunmayan davalı alacaklının, yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Y. 3. HD. Kararı)-

Eser sözleşmesi- Komisyon sözleşmesi- Katılmalı ödünç sözleşmesi- Alacağın temliki-

Müteahhit şirketin arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayacağı; yatırımcı şirketin, müteahhit firmaya inşaat yapım bedeli ve hizmet bedelini ödeyerek sözleşmede belirtilen dükkân ve daireleri satın alacağının kararlaştırdığı sözleşmede şirketler arası 'eser sözleşmesi' ilişkisinin bulunmadığı ve bu sözleşmenin 'komisyon sözleşmesi' ve 'katılmalı ödünç sözleşmesi' olarak kabul edilemeyeceği- Sözleşmenin alacağın temliki niteliğinde olduğu ve adi yazılı şekilde yapılmasının yeterli olduğu- Bölge Adliye Mahkemesinin "sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ve taşınmaz devir borcunu içerdiğinden zorunlu şekil şartı olan resmî şekle uyulmadan yapıldığı için geçersiz olduğuna" yönelik kabulünün doğru olmadığı-

Trafik kazası- Sürücü belgesi olmayan sürücü- İlliyet bağı-

Maddi hasarlı trafik kazasından kaynaklanan araç mahrumiyet bedeli istemli davada; kaza sırasında davacı sürücünün geçerli bir sürücü belgesinin bulunmamasının idari yaptırım gerektiren bir eylem olup tek başına illiyet bağını kesen bir neden veya sürüş kusuru olarak nitelendirilemeyeceği, tazminat sorumluluğunun belirlenmesinde asıl dikkate alınması gereken hususun tarafların kazanın oluşumuna etki eden gerçek kural ihlalleri olduğu gözetilerek, olayda atfı kabil kusuru bulunmayan davacının zararının hesaplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ehliyetsizlik nedeniyle illiyet bağının kesildiği şeklindeki yanılgılı gerekçeyle davanın reddine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulduğu-

Tasarrufun iptali davası- İpotek- Muvazaa- Akrabalık-

Tasarrufun iptali istemiyle açılan davada; davalı banka yönünden yapılan taşınmaz devrinin mevcut ipotek borcuna mahsuben gerçekleştiği ve muvazaanın ispatlanamadığı, diğer davalılar yönünden ivazlar arasında fahiş fark bulunmadığı ve borçlu ile aralarında organik bağ veya tanışıklık ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine; ancak davalı şirket ortağının kardeşi olan diğer davalı yönünden İİK'nin 280/2. maddesi gereğince yakın akrabalık nedeniyle borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bilebilecek kişilerden olduğu ve taşınmazı elinden çıkardığı gözetilerek tazminata hükmedilmesine dair verilen kararın onanması gerektiği-

İcra ceza mahkemesinde vekalet ücreti- Sanık hakkında düşme kararı verilmesi-

İcra ceza mahkemelerinde şikayetçi alacaklının şikayeti üzerine yargılanan sanık hakkında düşme kararı verilmesi halinde, davalı sanıktan tahsil edilmek üzere şikayetçi alacaklı lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği-

Tasarrufun iptali davası- İş yeri komşusu- Aynı köylü olmak-

Tasarrufun iptali davasında; her ne kadar satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen gerçek değer arasında fahiş fark bulunmasa da; borçlu (N) ile davalı üçüncü kişi (E)'nin aynı köylü oldukları, üçüncü kişinin kardeşinin borçlunun iş yeri komşusu olduğu ve aynı zamanda borçlunun babası (M)'nin kiracısı konumunda bulunduğu tespit edilmekle; bu organik ilişkiler ağında üçüncü kişinin İİK'nin 280/1. maddesi uyarınca borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu sabit olup; davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulurken, davacının davayı açmakta haklı olduğu gözetilerek yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu-