Davalının askerde olduğu dönemde tedbir nafakası ile sorumlu tutulamayacağı- Boşanmanın fer'i niteliğinde bulunan maddi ve manevi tazminat, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle muaccel hale geleceğinden, faize de bu tarihten itibaren hükmedilmesi gerektiği-
Tedbir nafakasının, çocuğun ergin olduğu tarihe kadar tayin edilebileceği–
Eşine hakaret eden, evden göndermek suretiyle fiili ayrılığı başlatan ve bu dönemde eşine ekonomik şiddet uygulayan erkek karşısında eşine küçük düşürücü sözler söyleyen kadının boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışları kıyaslandığında erkeğin ağır, buna karşılık kadının az kusurlu olduğu ve yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiği-Tarafların ortak çocuklarının bulunmadığı, eşler arasında 22 yaş farkı bulunduğu, erkeğin ekonomik durumunun üst düzey olduğu ve eşinin çalışmasını istemediği, bu nedenle üniversite mezunu olan kadının çalışmayarak tarafların eski evliliklerinden dünyaya gelen çocuklar ve eşinin bakımı ile ilgilendiği, tanık beyanları ile sabit olduğu üzere ailenin yaklaşık 1000 metrekare büyüklüğünde bir villada yaşadıkları, evin temizliği ve bahçe bakımı ile ilgilenen yatılı elemanlarının bulunduğu, yaklaşık on bir yıl süren evliliğin ardından kadının ailesinin yanına döndüğü ve çalışmadığı, bilirkişi raporlarına göre erkeğin sahibi olduğu ticari şirketler yanında çok sayıda taşınmazının bulunduğu ve bunlardan kira geliri elde ettiği gibi sahibi olduğu şirketlerden de gelirinin bulunduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu gözetildiğinde, evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecesi, paranın alım gücü, hakkaniyet ilkesi, yoksulluk nafakasının niteliği, günün ekonomik koşulları dikkate alındığında kadın eş yararına hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının az olduğu, hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmesi gerektiği- "Erkeğe yüklenen 'Ben isteseydim bu varlıkla 18'lik kız alırdım' şeklindeki kusurlu davranışın duyuma dayalı olması nedeniyle dikkate alınmayacağı, boşanmaya sebep olan olaylarda eşine küçük düşürücü söz söyleyen kadın karşında fiili ayrılığa sebep olan erkeğin eşit kusurlu sayılmaları gerektiği ve maddi-manevi tazminatların reddi yönündeki kararın isabetli olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakimin, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine , malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alacağı-
Kadının, başka bir kişiyle duygusal ilişki içinde olduğu sabit ise ve erkeğin akrabasının, kadına karşı gerçekleştirdiği yaralama eylemine erkeğin sessiz kaldığı görülüyorsa kadının daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerektiği- Erkek, her ne kadar akrabasının kadına karşı gerçekleştirdiği yaralama eylemine sessiz kalmış, bu durumda kadını savunmamışsa da kadının başka kimse ile duygusal ilişki içerisinde olmasının erkeğin haklarına saldırı olduğu-
Boşanma davası devam ederken kesinleşen yabancı mahkeme boşanma kararının, tanıma kararı ile kesinleştiği andan itibaren kesin hüküm ifade edeceği; tedbir nafakasına ise boşanma veya ayrılık davasının de­vamı süresince hükmolunabileceği; evliliğin sona ermesinden sonra tedbir nafakasına hükmedilemeyeceği; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşandıkları dikkate alınarak, davacı yararına dava tarihinden bu tarihe kadar geçerli olacak şekilde tedbir nafa­kasına hükmedilmesi gerekeceği-
Davacı-davalı kocanın kadına karşı eylemleri sebebiyle kusurlu olduğu kabul edildiğine göre davalı-davacı kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu- Davalı-davacı kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında hüküm kurulmamasının isabetsiz olduğu--
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda davalı eşin kusurlu davranışlarının ispat edilip edilmediği, burada varılacak sonuca göre davacı eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davası kabulünün gerekip gerekmediği-
Kadına düğünde takılan takıların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md.295 gereğince "bağıştan rucu" sebebine dayalı olarak verilmesi talebinin; Türk Medeni Kanununun 220. maddesine dayalı kişisel malın (eşyanın) iadesine ilişkin olmayıp; bağıştan rücu olarak Borçlar Kanunundan kaynaklanmakta olduğu, görevin genel mahkemeye ait olacağı-
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen almak zorunda olduğundan; tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği- Boşanmaya sebep olan olaylarda kadının daha ağır kusurlu olmadığı, malvarlığı ve çalışarak sağladığı gelirin onu yoksulluğa düşmekten kurtaracak yeterlilikte bulunmadığı anlaşıldığından; kadın yararına davacının mali gücüyle orantılı uygun miktarlarda yoksulluk nafakası takdiri gerektiği-

İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.