1. HD. 13.03.2017 T. E: 2014/20258, K: 1181-
Olayları bildirmek taraflara hukuki nitelendirmeyi yapmak ve ona uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamak görevlerinin mahkemeye ait olduğu- İ. sözleşmesinin taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil ettiği- Gayrimenkul rehni bakımından geçerliliği olan Medeni Kanunun mad. 873'ün inanç sözleşmelerine dayalı temlike konu taşınmazlar bakımından uygulama yeri olmadığı- İ. sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan tarafın ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği ya da o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabileceği- Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamayacağının izahtan vareste olduğu- Meri hukuk sistemimizde herhangi bir düzenleme olmamasına karşın inanç sözleşmelerinin kendine özgü bir müessese olup, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgu olduğu- İ. sözleşmelerinin tarafları arasında, onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu, taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nisbi haklarını talep etme olanağını verdiği ve uygulamada bu meselenin 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İ.ları Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidildiği- İ. sözleşmelerinin bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan, mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmeler olduğu ve bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığının kabulü gerektiği- İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatının şekle bağlı olmayan yazılı delil olduğu ve inanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesinin gerekli olduğu, bunun dışındaki bir kabulün, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamayacağı- Uyuşmazlıkta mahkemece belirtilen yönlerde inceleme ve değerlendirme yapılmış olmadığından inançlı işlem yönünde araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken değinilen yönler gözardı edilerek ve nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
E.tmanın önlenmesi-ecrimisil birleştirilen dava ise, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istekleri- Davacının karşılıklı edimler içeren inanç sözleşmesine dayanarak taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyebilmesi için, öncelikle kendi edimini yerine getirmesi gerektiği (TBK. mad. 97)- Banka dekontlarının bir kısmında davalı- davacının ödeme yaptığı anlaşıldığından, dekontların yazılı delil başlangıcı kabul edilmesi gerektiği- Mahkemece ödemelere ve krediye ilişkin bilgilerin bankadan temin edilmesi, ödemelerin kim tarafından yapıldığının tespiti, tanık anlatımlarının değerlendirilmesi ve öncelikle inançlı işleme ilişkin uyuşmazlığın çözülmesi, daha sonra asıl dava bakımından TBK 97. maddesi de değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği-
Muvazaalı uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesinin davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlı olduğu- Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığı ve ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk olduğu- Mirasbırakanın temlikteki gerçek iradesinin davalı torunlarının kendisine bakması amacını taşımadığı, davalı torunlarına mal kaçırma kaydıyla hareket ettiğinin kabulü gerekeceğinden davacının miras payı oranında tapu iptali ve tescil istemli talebinin kabulüne karar verilmesi, bu hususun kesinleşmesinin beklenilmesi sonrasında ölünceye kadar bakma akdine konu taşınmazların da tenkis hesabında terekeye dahil edilmesi suretiyle bilirkişi raporu alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Her bir istek hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakları sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi ve infaza imkan sağlayacak içerikte bulunmasının zorunlu olduğu-
Muris muvazaası hukuksal nedeni yönünden gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması, taraf delillerinin toplanması, miras bırakanın temlikteki gerçek iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak nitelikte ortaya konması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve soruşturmayla yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
İlave tediye ücreti alacağı- İşverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla İş Kanununun 2 nci maddesinde bazı muvazaa kriterlerine yer verilmişse de, bunların aksi kanıtlanabilen kanunî karineler olduğu-Davacının davalı işyerinde muvazaa tespiti yapılan dönem sonrası işe girdiği, muvazaa tespitinin temizlik işi dışındaki işlerde çalıştırılan işçileri kapsadığı, davacı tanık beyanı haricinde taraflar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğuna ve/veya davacının asıl iş kapsamındaki hangi işlerde çalıştırıldığına ilişkin bir delil bulunmadığı anlaşıldığından, bozma sonrası mevcut delil durumu ve dosya kapsamı nazara alınarak davanın reddi gerektiği-
Dava konusu taşınmazın yargılama sırasında imar uygulaması gördüğü ve bir parselin kaydının kapatılarak, farklı numaralı parsellerin oluştuğu görüldüğü halde infaz kabiliyeti olmayacak şekilde sayfası kapatılan pasif kayıt üzerinden karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
24.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5272 s. Belediye Kanunu ve 13.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 14. ve 15. maddeleri ile 5393 Sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca belirtilen işlerin hizmet alım yoluyla üçüncü kişilere gördürülmesinin mümkün olduğu- Sözü edilen düzenlemeler ile asıl işin tamamı ya da bir kısmı 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinde öngörülen sınırlamalara tabi olmaksızın alt işverene verilebileceği ve bu durumda sadece 4857 s. K. mad. 2/7 ve TBK. mad. 19 çerçevesinde muvazaa denetimi yapılabileceği- 24.12.2004 tarihinden itibaren asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna uygun olarak kurulduğu ve muvazaaya dayanmadığı anlaşıldığından 12.08.2004 - 24.12.2004 tarihleri arasındaki dönem bakımından asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayalı olup olmadığının tespiti ise dava zamanaşımı nedeniyle 08.06.2007 öncesi ilave tediye alacağı zamanaşımına uğradığı için sonuca etkili olmayacağı-
Mirasbırakanın uyuşmazlığa konu olan taşınmazı davalıya temlik etmesi için dava dışı vekalet verdiği, vekaletin kötüye kullanılması sonucu dava konusu taşınmazların davalıya devredildiği, bu haliyle mirasbırakanın gerçek iradesinin diğer mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olduğu hususunun açıkça saptanamadığı, murisin verdiği vekalet yetkisi kullanılarak vekil tarafından davalıya temliklerin yapıldığı kanaatine varıldığından muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı-
