Davacı kadın, dava dilekçesinde nüfus kaydından başka herhangi bir delile dayanmadığından, dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmayacağı ve davacı kadının süresinde bildirmediği tanığının beyanlarının, kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı-
Davalı-karşı davacı erkeğin boşanmaya sebebiyet veren kusurlu bir davranışı ispatlanamamış olup, davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının reddi gerektiği halde kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı, ne var ki erkeğin davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeyerek kesinleşmiş böylece davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının konusuz kaldığı, o halde mahkemece davacı-karşı davalı kadının boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davada haklılık durumuna göre yargılama gideri konusunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği- Boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davacı-karşı davalı kadının tam kusurlu olduğu, erkek yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1. maddesinde düzenlenen maddi tazminat koşullarının oluştuğu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek erkek yararına uygun miktarda maddi tazminata karar verilmesi gerekirken şartları oluşmadığı gerekçesiyle reddinin doğru olmadığı-
Taraflar dilekçeler aşamasında tanık deliline açıkça dayanmamış olduğundan davacı kadının tanıklarının beyanlarına itibar edilerek hüküm kurulamayacağı-
Dava dilekçesinde davalıların ad, soyadı ve maliki oldukları aracın plaka numaralarının bildirildiği; fakat açık adreslerinin bildirilmediği, mevcut bilgilerden istifade edilerek davalıların adreslerinin tespit edilip usuli eksikliklerin tamamlanması ve taraf teşkilinin sağlanması gerektiği-
Usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıaların taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği-
Mahkemece davalının adres ve kimlik araştırması yapılarak adresinin tespit edilmesi, adresinin tespit edilememesi halinde ise, 6099 sayılı Yasa ile değiştirilen 7201 sayılı 21. ve 28. maddeleri dikkate alınarak taraf teşkilinin sağlanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, gerekli araştırma yapılmaksızın yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davacı vekiline hitaben düzenlenen muhtırada, dava dilekçesinde davalılardan birinin adresi bulunmadığından, "adres ve kimlik bilgilerinin gönderilmesi" hususu bildirilmişse de, kanuni süre içinde muhtıra gereği yerine getirilmediği takdirde "davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği" yönünde ihtar sonucununa yer verilmediğinden, ihtar (muhtıra) içeriğinin usulüne uygun düzenlenmediği- İhtiyari dava arkadaşlığında; yargılama safhası ortak olmakla birlikte, her dava arkadaşının davasının diğerlerinden bağımsız olduğu, yani, dava arkadaşı sayısı kadar dava bulunduğu- Tüm davalılar yönünden bir ayrım yapılmaksızın, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu, diğer davalı yönünden davaya devam edilmesi gerektiği-
Davacı kadın dava dilekçesinde "tanık" ibaresini kullanmayarak, böylelikle tanık deliline dayanmadığına göre, dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen sürenin de sonuç doğurmayacağı ve davacının süresinde bildirmediği tanıklarının beyanlarının kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı-
Tarafların dava dilekçesi veya cevap dilekçesi ile vakıalara ve tanık deliline dayanmaları halinde her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmemeleri durumunda her bir tanığın dayanılan bütün vakıalar hakkında beyanda bulunacağının kabulü gerektiği-
Fazla çalışmanın ispatı noktasında sunulan iş yerine giriş çıkış saatlerini gösterir kayıtların da delil niteliğinde olduğu- Davacı işçinin iddia ettiği ücrete ve çalışma süresine göre kendisine ödenmesi gereken kıdem ve ihbar tazminatı alacakları ile ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarını belirleyebilecek durumda olduğu anlaşıldığından, davacının alacaklarını hesaplayabilmesi noktasında objektif veya subjektif imkânsızlıktan bahsedilemeyeceği ve bu durumda, talep edilen alacaklar belirlenebilir nitelikte olduğundan, "belirsiz alacak davası" olarak açılan davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği- "Hukuki yararın tamamlanabilir bir dava şartı olduğu, hukuki nitelendirmenin mahkemeye ait olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması" gerektiğine ilişkin görüşün HGK çoğunuğunca benimsenmediği-