Uyuşmazlık, taraflar arasındaki satım sözleşmesine istinaden bir kısım malların davacıya teslim edilip edilmediği hususuna ilişkindir...
Davacı tarafından ............... tarihinde davalının hesabına "Kapora" açıklamasıyla gönderilen 15.000,00 TL'nin cayma parası olarak kararlaştırıldığı hususunun ispatlanmadığı, ayrıca bu bedel cayma parası olmadığından kusur araştırmasına da gerek olmadığı, karşı dava ile ileri sürülen iddiaların tanıkla ispatı mümkün olmadığından bildirilen tanıkların dinlenmemesinin sonuca etkili olmadığı, devre konu şirket, limited şirket olup hisse devrine ilişkin taraflar arasında usulüne uygun olarak yapılmış yazılı bir sözleşme bulunmadığı, davalının sözleşme içeriğini ispatlayamadığı gibi davacı tarafça sözleşme gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle bir zarara uğranıldığı ve oluştuğu iddia edilen zararların ispatlanamadığı gerekçesiyle davalı karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin yerinde olduğu-
Somut olay incelendiğinde dava dilekçesinde ve dilekçenin "Sonuç ve İstem" kısmında sözleşme dışı iş bedeli ile ilgili bir talep yer almadığından, mahkemece davada sözleşme dışı iş bedeli talep edilmediği halde sözleşme dışı iş bedelinin hüküm altına alınmasının HMK'nın 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğu- Dosya kapsamında davalının sözleşmeye aykırı eylemleriyle zarar arasındaki illiyet bağının varlığını kabule elverişli ve yeterli deliller sunulmamış olup, buna rağmen mahkemece illiyet bağının varlığı kabul edilerek davacının tazminat taleplerinin hüküm altına alınmasının doğru olmadığı- Mahkemece HMK 'nın 281/3 maddesi uyarınca, maddi gerçeğin ortaya çıkması için yeniden seçilecek metraj, maliyet, yol alt yapı işleri ve kesin hesap konusunda uzman teknik bilirkişi kurulundan, sözleşme ve ekleriyle taraflarca sunulan tüm deliller, önceki bilirkişi raporu ve ek raporu ile bu raporlara yapılan itirazlar da değerlendirilerek gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak kesin hesabın bilirkişilere çıkarttırılması, kesin hesap çıkartılırken davacı yüklenicinin idareye sunduğu kesin hesap hak edişinde yüklenici alacağının 3.241.778,60 TL olarak belirlendiğinin dikkate alınması, davalı vekili temyiz dilekçesinde davalı belediyenin Giderler Müdürlüğünce "henüz taraflarına iletildiğini" belirterek temyiz dilekçesi ekinde 5 adet temlikname sunduğundan, bu temliknameler de incelenip değerlendirilerek davacının kesin hesap alacak talebi ile ilgili olarak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekeceği- Sözleşmenin 4. maddesinde belirtildiği gibi, taraflar arasında kesin hesap uyuşmazlığı doğduğundan ve uyuşmazlık mahkemece tayin olunacak bilirkişi kurulu tarafından düzenlenecek kesin hesap sonucuna göre çözümleneceğinden, bilirkişilerce yapılacak kesin hesap sonucuna göre ve sözleşmenin 32. ve Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi'nin 45. maddesindeki teminatın iadesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasından sonra, davacının irat kaydedilen teminat mektubu bedelinin iadesi talebiyle ilgili bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle teminat mektubu bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesinin doğru olmadığı- Mahkemece hüküm altına alınan alacağa 23.07.2012 geçici kabul onay tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olup, geçici kabulün yapılması ve onaylanmasının hüküm altına alınan alacaklar yönünden borçluyu temerrüde düşürücü nitelikte bir işlem olmadığı, mahkemece davadan önce faiz başlangıcına esas olacak bir temerrüt ihtarnamesi veya kesin vade bulunup bulunmadığı araştırılmadan hüküm altına alınan alacağa geçici kabul onay tarihinden itibaren faiz yürütülmesinin doğru olmadığı-
Uyuşmazlık, malın ayıplı olmasından kaynaklanan bedel indirimi istemine ilişkindir...
Davalının sözleşmenin geçersiz kılındığı tarihler arası dönem için sebepsiz zenginleştiğinden, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca hesaplanacak tutardan davalının yapmış olduğu ödemenin mahsubu sonucunda bakiye alacaktan şimdilik 480.000,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren davalıdan tahsili- (Birleşen dava) Davalıya ihtirazi kayıt altında yapılan ödemenin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemi-
Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden ötürü talep edilen cezai şart, kâr mahrumiyeti, ariyet bedeli istemine ilişkindir...
Taraflar arasındaki ödünç ilişkisinde davacının, bakiye borcunu ödemesi için davalıya süre tanırken kesin bir vade oluşturur şekilde bir tarih ya da belirlenebilir bir zaman öngörmediği, “bir- buçuk yıl sonra”, “bir buçuk yıl sonra başlamak üzere”, “imkânlar dâhilinde taksitlerle” gibi belirsiz ifadelerle ödeme zamanını ve ödemenin ne şekilde yapılacağını bir anlamda borçlunun inisiyatifine bıraktığı- Borçlu sözleşmeyle tanınan imkân çerçevesinde kendi planladığı bir takvimde ödeme yapmaya devam etmiş olup borcun takip tarihinde muaccel olduğu kabul edilemeyeceği ve muaccel olmamış bir borç için alacaklının icra takibinin ve itirazın iptali davasının hukuki himayesinden istifade edemeyeceği- "29.04.2017 tarihli 'Senettir' başlıklı belge ile tarafların bakiye borcun bir-bir buçuk yıl sonra ödenmesi konusunda anlaştıkları, bu anlaşma belirli, kesin bir vade içermemekte ise de tarafların gerçek iradelerinin, dosyaya yansıyan fiili durum da gözetilerek yorum yoluyla ortaya konulması gerektiği, davalı borçlunun bu tarihten hemen sonra (bir buçuk yılı beklemeksizin) ödeme yapmaya başladığının son sunulan belgeden anlaşılacağı, bu belge altında tarih yoksa da açıklama kısmında bahsi geçen bakiye 62.207,34 USD borcun birini takip eden ödeme listesine göre 17.02.2017 tarihli ödeme sonrasındaki duruma tekabül ettiği, dolayısıyla ödenme koşullarına dair açıklamanın bu tarihte yazıldığının açık olduğu, tarafların bu tarihten sonra bir araya gelip 29.04.2017 tarihli senedi imzaladıkları gözetildiğinde en son bu tarihin esas alınması gerektiği, bu tarih üzerinden bir buçuk yıl hesaplandığında takip tarihinden önce borcun 29.10.2018 tarihinde muaccel hâle geldiği, hesap dökümüne şerh düşülen her bir ödemenin tekrar tekrar yeni bir ödeme zamanı yarattığı ve vadeyi ötelediğinin kabul edilemeyeceği, alacağın muaccel hâle gelmesinden sonra başlatılan takibin geçerli olduğu" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Alacaklı tarafından takipten önce gönderilmiş bir muacceliyet ihtarının bulunmadığı, muacceliyet ihtarının takipten ve icra emrinin düzenlenmesinden sonra gönderildiği anlaşıldığından, borçlu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlatılmış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, o halde, mahkemece; şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekeceği-
Eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye hak ediş bedeli alacağına ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin uyuşmazlıkta; bölge adliye mahkemesince davalı vekilinin istinaf dilekçesinde işlemiş faiz yönünden itirazının bulunmadığı gerekçesiyle bu iddiasını değerlendirmemiş ise de, davalı vekilinin istinaf dilekçesinde işlemiş faiz yönünden itirazının bulunduğu, bu faiz yönünden yapılan temyiz itirazı incelendiğinde, davalı tarafın davacı tarafa bakiye iş bedeli alacağı yönünden ihtarname gönderdiği ve davalı tarafın temerrüde düşmüş olduğu, asıl alacağa işlemiş faiz yönünden hesaplama yapılırken davalının temerrüde düştüğü tarih ile takip tarihi arasında hesaplama yapılması gerekirken, temerrüde düşürülme tarihi dikkate alınmadan hüküm verilmesinin bozmayı gerektirdiği-
İş güçlüğü, iş riski tazminatı ile döner sermaye kaynaklarından yapılan ödemeyi almanın haksız olup olmadığı, bunların iadesinin gerekip gerekmediği-