Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda
Danıştay 12. Dairesi'nin 28.10.2008 T. 4343/5507 sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı nedeniyle yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği- Somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin ilgili hükmünün artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline geldiği; dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen HİGŞ’in ilgili hükmünün taraflar arasında uygulanmaya devam edilecek olduğu, bu kapsamda davacı tarafından sözleşme kapsamında düzenlenen hakedişlere usulüne uygun olarak itiraz edilmemiş olduğundan davanın reddi gerektiği- "Hizmet sözleşmelerinde ara hakedişlere itirazı düzenleyen HİGŞ'nin 42. maddesi hükmünün, tesis edildiği andan itibaren Anayasaya (silahların eşitliği ilkesine) aykırı olduğu, sözleşme özgürlüğü sınırlarını aştığı ve ispat hakkını ortadan kaldıracak şekilde delil sözleşmesi yapılamayacağına ilişkin yasa hükümlerine aykırı olduğu, anılan şartname hükümlerinin Danıştay tarafından iptal edilmiş olduğu ve düzenleyici işlem hakkında Danıştay tarafından verilen iptal kararının geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı, derdest davada HMK 448. maddeye kıyasen kesinleşmiş bir işlem olmadığından usule ait bu değişikliğin derhal uygulanması gerektiği, somut uyuşmazlıkta dava, derdest ve kesin hükme bağlanmamış olduğundan iptal kararının sonucuna göre hareket edilmesi ve anılan şartname hükmü ortadan kalktığından diğer yasal delillerinin incelenmesi gerektiği" şeklindeki karşı oyun benimsenmediği-
22. HD. 12.02.2018 T. E: 2017/22967, K: 2752-
Haksız fiilden doğan zarara ilişkin somut uyuşmazlıkta, inceleme sonucu TBK. 66 kapsamında adam çalıştıranın sorumluluğunun bulunduğu- Davalı şirketin, bünyesinde çalışan işçilerin konaklama sırasında verdikleri zarardan TBK 66. maddesi gereğince adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğu-
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 s. BK'nın 179. maddesi hükmü, davalılar arasındaki devir teslim protokolü kapsamı ve davalı şirketin husumeti benimsemesi gözönüne alınarak, kabulüne karar verilen alacağın her iki davalıdan istem gibi mütelselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, işletme devrinin 818 s. BK'nın "Alacağın Temliki ve Borçların Nakli" başlıklı Beşinci Babı'nın "B-Borcun Nakli" başlıklı bölümünde "V-Bir Mamelekin veya Bir İşletmenin Devralınması" başlığı altında düzenlenen 179. maddenin 2. fıkrasının, BK'nın 174. maddesi hükmünde düzenlenen (alacaklı ile borcu üstlenen arasındaki) borcun dış üstlenmesini ifade ettiği, ancak 179. madde hükmünün 174. madde hükmüne göre özel nitelikte ve kanun gereği borç devrini içerdiği gözetilmeden ve işletme devrinin BK'nın 173. madde hükmünde yer alan ve borçlu ile borcu üstlenen kişi arasında gerçekleşen borcun iç üstlenilmesi olmadığı gözden kaçırılarak, davacı ile davalı şirket arasında borcun dış üstlenilmesi anlaşmasının kurulmadığı gerekçesiyle, anılan davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Haksız tahsil edilen KDV tutarına-
HGK. 12.04.2023 T. E: 4-116, K: 326
Davacının 1.2.1984-1.3.1984 tarihleri arasında farklı bir işyerinde çalıştığının anlaşılması karşısında ise, mahkemece, bu devreye ilişkin istemin reddine karar verilmeli, aykırılığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyeceği-
Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine-
Davasını açarken, aynı sözleşmeden kaynaklanan ve miktarları çekişmesiz olan alacağı ile borcu arasında mahsup işlemini bizzat yapan ve böylece mahsup iradesini davadan önce ortaya koymuş olan idarenin (birleştirilen davanın davacısının), birleştirilerek görülen eldeki dava sırasında ayrıca mahsup talebinde bulunmasına gerek olmadığı-
İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.
