Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir...
Dava konusu yayın incelendiğinde davacı derneğin tüzel kişiliğine saldırı teşkil eden sözler bulunmadığı, dernek yöneticileri hakkında baston yolsuzluğuna ilişkin olarak açılan davaya yönelik haber yapıldığı anlaşıldığından davacı dernek yönünden matufiyet öğesi oluşmamış olup manevi tazminat takdirinin doğru görülmediği-
Kamulaştırmasız el atma eyleminin 1983 yılından sonra olduğunun kabulü gerekli olup olayda uygulanması gerekli 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6. maddesinin 13. fıkrası Anayasa'ya aykırı görülerek 13.11.2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olmakla uygulanırlığı kalmadığından, mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Vakıf üniversitesi ile öğretim görevlisi arasındaki ilişkinin; özel hukuk kurallarına göre belirlenen özel hukuk ilişkisi olduğu, davalı vakıf üniversitesinin, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa'da belirtilen hükümlere tabi olması, davacının iş sözleşmesi ile çalışma olgusunu ve buna bağlı olarak İş Mahkemesinin görevini ortadan kaldırmayacağından mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, davaya bakmaya idari yargı yeri görevli olduğundan davanın reddinin isabetsiz olduğu-
Konkordato talep eden borçlu şirket yetkilisinin mahkemeye çağrılarak dinlenmeden yazılı şekilde karar verilemeyeceği-
Davacı Vakıf Üniversitesinin mallarının devlet malı sayılması için kamu tüzel kişisi olmasının yetmeyeceği, bütçesinin genel ve katma bütçe içinde yer alması veya kuruluş Yasasında açık bir düzenlemenin bulunmasının gerekeceği, oysa davacı üniversitenin genel ve katma bütçeye dahil olmadığı, Ek 7. maddenin aynı Yasanın 56. maddesine genel atıf yapması, onu genel ve katma bütçeli bir kuruluş haline getirmediği gibi, bu atfın davacı üniversitenin mallarının kendiliğinden devlet malı sayılmasını gerektirmeyeceği, uygulamada İİK.nun 82/1. maddesinde yazılı bir malın, devlet malı sayılması için bu kuruluşun genel ve katma bütçeli daire olması, malların kamu hizmetlerine doğrudan tahsis edilmiş olması, temin ettiği ekonomik ve sosyal menfaatler dolayısıyla yararlanılan ve öz sermayesi devletçe temin edilmiş ve 1050 sayılı Yasaya tabi kuruluşa ait mallar olmasının gerekeceği, nitekim özel Yasalarında Kamu Tüzel kişisi olan TRT, Kızılay gibi benzer kuruluşların malları da devlet malı kavramı
Gazetede yayınlanan köşe yazısının davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği iddiası ile manevi tazminat, kararın yayınlanması ve köşe yazısının internet sitesinden kaldırılması talebi-
Dava konusu paya yönelik önalım davasının açıldığı tarih ile önalım bedelinin repo edildiği tarih arasında 2 yıl süre geçtiği dikkate alındığında, önalım bedelini zamanında depo etmeyerek kullanması nedeniyle davacının amacı dışında zenginleştiği- Nemalandırılmayan satış tarihindeki miktarın depo edilmesi nedeniyle enflasyon oranında veya faiz getirisinden mahrum kalınması oranında davalının fakirleştiği, bir tarafın zararına azımsanmayacak derecede çıkar sağladığı, bu durumun dürüstlük kuralına aykırılık teşkil oluşturulacağı- Mahkemece uzman bilirkişiden denetime elverişli şekilde rapor alınarak; resmi senette yazılı satış bedeli ile tapu masraf toplamının, ön incelemesi yapılacak tarihe kadar nemalandırılması halinde ulaşacağı değerlerin belirlenerek, bu miktarın çıkarılarak arada oluşacak farkın da depo edilen önalım bedeline ilavesi suretiyle karar verilmesi gerekeceği-
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15/son maddesinde açıkça haczedilmezlik için vergi, resim, harç, geliri olma ya da “fiilen kamu hizmetinde kullanılma” koşullarının kabul edilmesi karşısında, belediyeye ait bir paranın haczedilmezliği ancak fiili durumunun tespiti ile belirlenmesi, bu konuda ispat yükünün ise borçluya düştüğü-
Davalının, davacı ... Gazetesinde gazeteci olarak çalışmakta iken iş akdinin feshedildiği, işten çıkarılmasının akabinde 08.01.2014 tarihinde "..." isimli adresten şirket çalışanlarına ve diğer medya organlarında çalışan birtakım gazeteci, yazar ve akademisyenlere göndermiş olduğu "...Bu kez üzüntüm Türk Medyası ve ... Gazetesi için. Ne yazık ki ..., son dönemde gazetecilik anlayışıyla birlikte saygınlığını ve etkisini kaybetti. Özellikle son bir yılda propaganda aracına dönüşüp çıkmaz sokağa girdi. Farklı görüşlerin sesi kesildikçe de marka değeri yok oldu. Artık ... Gazetesinin uluslararası saygınlığı ve etkisi de kalmadı. ...'a veda ederken "Yazık oldu Türk basınına. Yazık oldu ...'a diyorum." Medya dünyamızın üstüne öyle karabutlar çöktü ki saygın gazetecilik bayrağını ayakta tutmaya çalışan bir çok gazeteci adeta kurşuna dizildi. Ben de Türkiye' nin sürüklendiği karanlık yoldan mutlaka çıkacağına ve Türk medyası için de güneşin doğacağına yürekten inanıyorum." şeklindeki mail ve aynı içerikli facebook paylaşımının davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği iddiası ile eldeki dava açılmış ise de söz konusu yazıda kullanılan söz ve ifadeler ile davalının, eleştiri hakkını kullandığı, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul ettiği, davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadelerin, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı-

İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.