Kira sözleşmesinin feshinden kaynaklı kazanç kaybı tazminatı istemine ilişkin davada, tüzel kişi tacir davacının ticari faiz talep edebileceği- Bozma ilamı gereğince "kiracının aynı şartlarla benzer bir yeri kiralaması için gereken makul sürenin ve bu süre içindeki muhtemel cirosunun, kâr oranı, işletme giderlerinin ciroya oranı belirlenerek  tespit edilmesi" gerektiği- Hükme esas alınan raporda; "makul süre tespitinin soyut ve varsayımsal olarak reklam sözleşmesi sürelerinin iki ya da üç yıl süreli olduğu kabulüne dayalı olarak yapılması"; "kâr kaybı hesabının ise davacının faaliyetini yalnızca kiralanan üzerinden mi gerçekleştirdiği, başka alanlar üzerinden gelir elde edip etmediği açıklanmaksızın davacının vergi beyannamelerinin esas alındığı ifade edilerek yapılmasının" hatalı olduğu- Aralarında gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişinin de bulunduğu uzman bilirkişi heyetinden kiracının aynı şartlarla benzer bir yeri kiralanması için gereken makul sürenin tespit edilmesi, sonrasında fesih nedeniyle kiralanandan elde edilebilecekken elde edilemeyen kâr kaybının hesaplanması gerektiği-
Tüzel kişi tacirler arasında ecrimisil talebi- Arabuluculuk dava şartı-
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan alacağın ticari iş niteliği gereği TTK m.19/2 uyarınca her iki taraf bakımından da ticari iş sayıldığı, bu nedenle hükmedilecek alacağa yasal faiz değil avans faizi uygulanması gerektiği; mahkemenin yasal faiz yürütmesinin hatalı olmakla birlikte bu hata yeniden yargılama gerektirmediğinden HMK m.370/2 uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasının mümkün olduğu-
Borçlu Belediye tacir olmasa bile işin niteliği ticari iş olduğundan alacaklı şirketin ticari temerrüt faizi isteyebileceği-
Hakem kararlarının tenfizi davalarında maktu harç alınması gerektiği- Karar harcı ile davacı yararına takdir edilen vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerektiği-
Mahkemece, davalıların dava dışı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olmak üzere ödenen bedelin tamamından sorumlu olduğuna karar verilmesi gerekirken, bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine rağmen taraflar arasındaki sözleşmelerde iş akdinin feshi halinde doğacak işçilik alacaklarından davalı alt yüklenicinin sorumlu olacağına dair açık hüküm bulunmadığı gerekçesiyle davalıların ödenen bedelin yarısından sorumlu tutulmasına karar verilmesinin doğru olmadığı- Davalılar tacir olup uyuşmazlık konusunun hizmet alım işi olduğu, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. ve 3. maddesine göre; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. Taraflar arasındaki işin ticari iş mahiyetinde olduğu ve davacı tarafından ticari faiz talep edildiği dikkate alınarak mahkemece hükmedilen alacağa ticari (avans) faizi uygulanmasına karar verilmesi gerekirken yasal faiz uygulanmasına karar verilmesinin doğru olmadığı- Mahkemece, gerekçeli karar başlığında birleşen dosyaya ilişkin bilgilere yer verilmemesi de doğru olmamış, kararın bu nedenlerle de bozulması gerektiği-
Dava; taraflar arasında imzalanan gayrimenkul satış sözleşmelerinin feshi nedeniyle ödenen bedelin faiziyle birlikte tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir...
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı kurumun ödediği işçilik alacağının yarısından davalı işverenlerin sorumlu olduğu esasına göre hesaplama yapıldığı, bu hesaplamada esas alınan miktarların hüküm fıkrasında davalı şirketlerden tahsiline karar verilmesine rağmen, gerekçede davalı şirketlerin ödenen bedelin yarısından değil işçinin kendi yanında çalıştığı döneme tekabül eden miktarın tamamından sorumlu oldukları yönünde gerekçe oluşturulduğunun anlaşıldığı, bu şekilde hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması nedeniyle HMK 297/son fıkrası gereğince hükmün bozulması gerekeceği- Yükleniciler aleyhine açılan rücu davalarında ayrı sözleşmelerle hizmet ifa eden yükleniciler mecburi dava arkadaşı olmadığı gibi borçtan müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkin kanun hükmünün veya sözleşmenin bulunmadığı, bu nedenle alacak davalarında her davalı aleyhine ayrı tahsil hükmü kurulması gerekeceği, somut olayda; kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler davacı idareye karşı sorumlu olup davalıların ödenen bedelin yarısından sorumlu tutulmasının doğru olmadığı- Dava dışı işçinin bu şirkette çalışmasının bulunup bulunmadığı hususunda tereddüt oluşmuş olup dosya kapsamında yapılan incelemenin hükme elverişli olmadığı, mahkemece yapılması gereken işin dava dışı işçinin SGK işe giriş ve çıkış bildirgeleri ile hizmet dökümünün dosya kapsamına kazandırılarak işçinin bu şirkette çalışmasının bulunup bulunmadığı usulünce araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi ibaret olduğu- Davalılar tacir olup dava konusu alacak ticari işletmesi ile ilgili olduğundan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2.maddesine göre; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, Kanun'da aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağı ve dava konusu alacak için ticari (avans) faiz istenebileceği, hal böyle olunca mahkemece hükmedilen alacağa ticari (avans) faizi uygulanmasına karar verilmesi gerekeceği-
Taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari sayılacağı ve davacıların alacağın avans faizi ile tahsilini isteyebileceği-
Fesih iradesiyle birlikte sözleşme sona erdiğinden, bu sözleşmeye dayalı olarak talep edilebilecek alacak ve borçların da muaccel hale geldiği- Muaccel bir alacağın TBK m. 139/2 uyarınca çekişmeli olsa da takas olarak ileri sürülebileceği-