Kadının haberi olmaksızın, onun bilgisi ve rızası dışında müşterek konuta ses kayıt cihazı yerleştirilmek suretiyle elde edilen ses kayıtları hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve hukuka aykırı olarak elde edilen ses kayıtlarının dinlenmesi sonucu tanığın ses kayıtlarının aktarımını içeren beyanlarının da hükme esas alınamayacağı- Kadına yüklenen güven sarsıcı davranış vakıasını ispata yarar delillerin hukuka uygun yollarla elde edildiğinin kabulü mümkün olmadığından bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenmesinin hatalı olduğu, kadına yüklenen diğer kusurlu davranışların ise gerçekleştiği anlaşılmakla, tarafların kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışları uyarınca boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerektiği- Boşanma sonucu manevî tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerektiği- Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurlu olup eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemeyeceği- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebileceği gözetildiğinde, tarafların kusur durumları ile ekonomik ve sosyal durumları nazara alınarak kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
Dosya kapsamındaki tüm bu evraktan davacının yaralanmasının trafik kazasından kaynaklandığı anlaşılmakla, haksız fiil neticesi oluşan zarar ve tazminatın belirlenmesine ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun 50 ve 51 ve 54 üncü maddeleri dikkate alınarak davacının yaralanmasının niteliği ve olayın oluş biçimi gözetilerek davacının talebi hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile kaza ile zarar arasında illiyet bağı kurulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına; davacı-davalı erkeğin, kadına karşı sürekli fiziksel şiddet uygulamak ve küfür etmek, davalı-davacı kadının ise güven sarsıcı davranışta bulunmak ve küfür etmek suretiyle sebep oldukları, tarafların kabul edilen ve gerçekleşen bu kusur durumu ve özellikle erkeğin fiziksel şiddet eyleminin sürekli olduğu dikkate alındığında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-davacı kadının az, davacı-davalı erkeğin ise ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadın eşin ağır ya da eşit kusurlu olmadığının, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinin ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiğinin anlaşıldığı, o halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 50 inci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak kadın eş yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekeceği- Boşanma sonucu manevî tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekeceği-
Satış sözleşmesi taraflara nispi hak sağlayan bir sözleşme olması hasebiyle sözleşmenin tarafı olmayan kişilere karşı talepte bulunma hakkı bahşetmediği, davalı müflis şirket de davacı ile akdi ilişki kurmadığından ve salt satılanın üreticisi olması veya üretici ile satıcı şirketlerin yöneticilerinin aynı olması nispiliğe halel getirmeyeceğinden müflise yönelik açılan maddi ve manevi tazminat davalarının husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği- Davacı alıcının, satılanın ayıplı olduğunu iddia ettiği ve iddiasını ispatla yükümlü olduğu, davacının bu yönde sunduğu laboratuvar sonuçları ile ilgili bakanlıkça yazılan cevap yazısının birbirini doğruladığı görülmekle, davacının gizli ayıptan ötürü imha masraflarını talep etmekte haklı olduğu anlaşıldığından her ne kadar zararın miktarını tam olarak tayin etmek mümkün değil ise de davacının talep ettiği maddi tazminat tutarının hakkaniyete uygun olduğu- Sözleşmeden kaynaklı borçlarda temerrüt için ihtar gerektiğinden ve dava açılmasından önce temerrütün gerçekleştiğine dair delil ibraz edilmediğinden faize birleşen dava tarihinden itibaren hükmedildiği, yine tarafların tacir olması nedeniyle avans faiz talebi mümkün ise de taleple bağlılık ilkesi gereğince avans faiz oranından daha düşük olan reeskont faize hükmedildiği-
Erkeğin kadına hakaret ettiği yönüyle kusurlu bulunduğu ancak dava dilekçesinde, dilekçeler aşamasında vakıa olarak dayanılmamakla kusur olmaktan çıkartılması gerektiği, erkeğe verilen diğer kusurun sabit olduğu, erkeğin ayrıca evlilik birliği içinde ve fiili ayrılık döneminde kadının ve çocuğun ihtiyaçlarını karşılamadığı yönüyle kusurlu bulunduğu-Kadının kusurunun ispatlanamadığı anlaşılmakla; kusura yönelik tarafların istinaf talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, kadın ve ortak çocuk için hüküm altına alınan tedbir nafakası ile ortak çocuk için hüküm altına alınan iştirak nafakasının az olduğu, tarafların gelirlerinin denk olduğu, bu kapsamda kadın yararına yoksulluk nafakası koşullarının oluşmadığı-Kadın yararına hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminatın da az olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kısmen kabul edildiği
Mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden bozulmuş olan kusursuz ya da az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyeceği- Boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceği- Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği-
Mahkemece, işyeri hekimliği, işgücü sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan bir kardiyoloğun da yer alacağı bilirkişi heyetinden kanunda belirtilen ilkeler çerçevesinde ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken ilgili mevzuat hükümleri de incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle, ölen işçinin işyerinde çalışma şartlarının kalp krizini tetikleyip tetiklemeyeceğinin belirlendiği ve iş kazası ile işverenin eylemi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığının saptandığı, kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığının değerlendirildiği kusur raporu alınarak, dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-
Davacı yanın talebinin, davalının davacılar hakkında 6769 sayılı Kanun'a aykırı hareket edildiği iddiasıyla yapılan şikayet nedeni ile haksız şekilde soruşturmaya maruz kalınması ve neticede tecavüz fiilinin olmadığı anlaşıldığından iftiraya dayalı maddi-manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, dolayısıyla söz konusu talebin fikri mülkiyet hukuku kapsamında talep edilen bir tazminat olmayıp, davacıların davalının iftira eylemi sonucunda haksız şekilde yargılanmaları nedeniyle uğradıkları zararın tazminine yönelik olduğu, mahkemenin davayı, tecavüzün tespiti, kaldırılması ve tazminat davası olarak nitelendirilmesi doğru olmayıp, davacının iftiraya dayalı tazminat talebinin 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi gereğince arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı dikkate alınarak işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekeceği-
Sürekli iş göremezlik oranı tespit edilirken uygulamada yeksenaklığın oluşturulabilmesi amacıyla 4. Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış kararlarında; kaza tarihine göre 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmesinin gerekli olduğu-
Denetime elverişli olmayan bilirkişi raporları ve eksik inceleme ile hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı bulunduğu-