Eser sözleşmelerinde kural olarak iş sahibi ile yüklenici arasında bağımlılık ilişkisi bulunmadığından iş sahibinin adam çalıştıran sıfatının doğmayacağı ve yüklenicinin üçüncü kişilere verdiği zararlardan kural olarak sorumlu tutulamayacağı, ancak sözleşmede veya fiili uygulamada iş sahibine yükleniciye emir ve talimat verme, yapılan işi denetleme ve kontrol yetkisinin tanınmış olması durumunda bağımlılık ilişkisinin gerçekleştiği ve iş sahibinin Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca adam çalıştıran sıfatıyla yüklenici ile birlikte üçüncü kişilerin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumlu olacağı-
Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-davalı kadın yararına takdir edilen maddî tazminatın az olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Kanun'un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî tazminat takdiri gerekeceği-
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174/1. maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği öngörüldüğünden toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade veya eşit kusurlu olmadığı anlaşılmış olduğu- Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiş olduğunun anlaşıldığı- O halde Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (4721 sayılı Kanun md. 4, md. 50,51) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmesi gerektiği-
Davacının, hukuka aykırı içerikleri kaldırması için noter vasıtası ile davalıya davadan önce ihtar gönderdiği ve bu ihtara rağmen davalı tarafından içeriklerin kaldırılmadığı, davalı tarafından davacıya gönderilen cevabi ihtarnamede ise yayının kaldırılmasına ya da durdurulmasına yönelik tedbiren verilmiş herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığından yayından kaldırma talebinin hukuken mümkün bulunmadığı, ayrıca davacının marka hakkı üzerinde hukuken ihlale sebebiyet verecek herhangi bir tasarrufta bulunulmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Davalı yanca gönderilen bu cevabi ihtarname ile davacının marka hakkı sahibi olduğu kabul edilmekle, davacının üstün hak sahibi olduğuna yönelik yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği-Bu durumda, davalının tazminat sorumluluğu bakımından davacının üstün hak sahibi olduğuna yönelik yaklaşık ispat koşulunun var olduğu gözetilerek yapılacak değerlendirme sonucunda bir karar verilmesi gerekeceği-
Taraflardan her birinin, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği- Islahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği- Islahın harca tabi olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı- 492 sayılı Harçlar Kanununda "ıslah harcı" şeklinde bir harç türü yer almadığı, sırf ıslah istemi sebebiyle harç alınamayacağı- Islah sonucunda dava/talep konusunun miktar veya değeri artarsa ve artan miktar veya değer için harç ödenmesi gerekiyorsa, ancak o zaman harç ödenmesi/tamamlanması gerektiği-
Davanın, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki araziye davalı tarafından hafriyat dökülmesi, bu şekilde fuzulen işgal edilerek haksız kazanç elde edilmesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkin olduğu-
Başvuru sahibinin, zarar verenin kusurunu ispatlayamadığı gibi maluliyeti ile iddia edilen kaza arasında illiyet bağının varlığını da ispatlayamadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verildiği-
Senedin vadesinde ödenmemesi üzerine icra takibine geçen davacının, takip sonucu alacağını tarihinde tahsil ettiği - Temerrüt tarihi olan 29.12.2017 tarihinden alacağın tahsil edildiği 24.07.2023 tarihine kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler ile o dönem içerisindeki yasal faiz oranları da dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu, dolayısıyla davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulünün gerektiği-
Mahkemenin tasfiye konusu taşınmazın edinilmesine davacının çalışarak elde ettiği gelirle katkısının olduğuna yönelik kabulü yerinde ise de, tasfiye konusu taşınmazın edinme bedelinin tamamının davacı tarafından karşılandığına yönelik kabulün hatalı olduğu- Davacının taşınmazın edinilmesine çalışarak elde ettiği gelirle katkı iddiasında bulunduğu, davalının ise taşınmazın takılan altınları ile edinildiğini savunduğu, davacının çalışarak elde ettiği gelirle taşınmazın edinilmesine katkısının mevcut delillerle ispatlandığı, ayrıca özellikle tarafların ortak çocukları olan tanıkların davacı ve davalıdan duyumlarına dayalı beyanlarına göre de, davalının bir kısım altınlarının da taşınmazın edinilmesinde kullanıldığının ispatlandığı, ancak taşınmazın edinilmesinde kullanılan altınların miktarının tam olarak ispatlanamadığı anlaşıldığından, mahkemece, tasfiye konusu taşınmazın edinilmesine erkeğin çalışarak elde ettiği gelirle, davalı kadının da altınları ile katkısı olduğu kabul edilerek tarafların katkı oranı mevcut delil itibariyle belirlenmesi mümkün olmadığından hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir edilerek katkı payı alacağına hükmedilmesi gerektiği-
Adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar verildiği- Mahkemece bozma ilamına uyularak, kadın lehine 22.000,00’er TL maddî ve manevî tazminata hükmedilmişse de, yeniden kurulan hüküm bozma ilamında belirtilen ilkelere, bozmanın amacına uygun olmayıp, kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatın yine az olduğu-
