A. davalı tarafça dosyaya sunulan ve davacı tarafından da inkâr edilmeyen söz konusu faturanın kapalı fatura niteliğinde olup bilindiği üzere satıcının, düzenlediği faturanın alt kısmına kaşe ve imza koymasına faturanın kapatılması (akide edilmesi) dendiği ve bu durumun ticari bir örf ve adet kuralı olarak bedelin tahsil edildiğine karine olduğu- Söz konusu karine satış sözleşmesinin tarafları arasında geçerli olduğundan eldeki uyuşmazlığa konu vekâlet ilişkisine doğrudan uygulanması mümkün değil ise de somut olayın davacı tarafından inkâr edilmeyen ve ayrıntıları ile açıklanan özelliklerine göre, kapalı olarak tanzim ettiği faturanın varlığına rağmen satış bedelinin kendisine ödenmediğini, vekilin vekâlet görevinin gereklerini ve hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ispat yükünün artık davacıda olduğunun kabulü gerektiği- Dosya kapsamı itibariyle davacı bu hususu ispata elverişli delil sunamadığı gibi mahkemece hatırlatıldığında yemin deliline de başvurmadığından ispat olunamayan davanın reddine-
Avukatın vekâleten takip etmekte olduğu bir davada; taraflara oranla üçüncü kişi konumunda olduğundan görevi nedeniyle öğrendiği hususlar dışında, tanıklık etmek zorunda olup, tanık olarak dinlenilmesinde de yasal engel bulunmadığı, diğer tanıklar gibi HMK 240 vd gereğince dinlenilmesi gerektiği, aksi durumda; hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının ihlal edilip, savunma hakkı kısıtlanacağından davacı tanığı dinlenilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği- "Avukatlık görevini bıraktıktan sonra tanık olarak dinlenilmesi gerektiği, aynı davada vekillik ve tanıklık görevlerinin bağdaşmayacağı, hukuk davalarında vekillerin yargılamanın tüm safhalarında aktif olarak taraf adına gerek usuli gerekse esasa ilişkin bütün işlemleri yürüttükleri, davada taraf olmayan kişilerin tanık olarak gösterilmesi gerektiği, diğer tanıkların dinlenilmesi aşamasında vekillerin hazır bulundukları da düşünüldüğünde tarafın aynı zamanda vekili olan tanığın dinlenilmesinin hak kaybına da neden olacağı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Kadına özgü ziynet eşyası niteliğindeki bileziğin, eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılacağı ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanacağı- Davalı erkeğin düğünde toplam 12 adet bilezik takıldığına yönelik beyanının mahkeme önünde ikrar kabul edilmesi gerektiği-
HMK mad. 188 uyarınca; tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmeyeceği- Doktrin ve Yargıtay, dar anlamda ikrarı, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesi olarak tanımladığı-
Sigorta sözleşmelerinin karşılıklı 'güven ve iyiniyet' esaslarına dayanmasından hareketle; sigortalı ve sigortacının haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken iyi niyetli olarak hareket etmesi gerektiği- Sigorta poliçesi kapsamında teminat altına alınmış hususların neler olduğunun taraflarca ihtilaf konusunu oluşturması halinde ispat yükünün 'sigortacı' tarafta olacağı, ancak bu durum karşısında, sigortalının zaruri yükümlülüklerini kötüniyetli bir iradeden hareketle yerine getirmemesi ve rizikonun ortaya çıkış şekli itibariyle hayatın olağan akışına ve ilgili mevzuatlara uygun düşmemesi durumlarında ispat yükünün sigortalı tarafa geçeceği-
Mahkemece, "davacının süresinde delillerini sunmadığı" gerekçesiyle kiralananın tahliyesine ilişkin davanın reddine karar verilmişse de, önceleme duruşmasında, taraflar arasındaki çekişmeli hususların tespit edilmesi ve tahkikatın çekişmeli hususlar esas alınarak yürütülmesi asıl olup mahkemece, taraflara dilekçelerinde dayandıkları, ancak henüz sunmadıkları delilleri sunmaları için kesin süre verilmesi gerektiğinden ve daha önce tensiple veya inceleme tutanağı ile verilmiş olan süre sonuç doğurmayacağından, davacı vekiline, kira sözleşmelerini, tanıkların adı ve soyadı ile adreslerini, hangi tanığın hangi vakıaya ilişkin olduğunu içeren dilekçe vermesi için ön incelemeden sonra kesin mehil verilmeden davanın neticeye bağlanmasının hatalı olduğu-
Taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ise de; davacı erkek dilekçeler aşamasında yalnızca davalı kadının şiddet uyguladığı vakıasına dayanmış olup, tarafların dayanmadığı vakıaların hükme esas alınması mümkün olmadığı için davacı tarafça usulüne uygun şekilde süresince ileri sürülmeyen ve dayanılmayan şiddet dışındaki vakıaların davalı kadına kusur olarak yüklenilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu- Boşanmaya neden olan olaylarda davacı erkek daha kusurlu olduğundan, davalı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği- Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
D.çelerin karşılıklı verilmesi aşamasında gösterilmeyen vakıa ve delil olarak dayanılmayan tanık beyanı esas alınarak davalıya kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı-
Davalı kadın tarafından cevap dilekçesi verilmediği anlaşıldığı ve usulüne uygun şekilde süresinde ileri sürülmeyen ve çekişmeli olarak belirlenmeyen (HMK m.137., 140/3, 187) vakıa esas alınarak davacı erkeğe kusur yüklenemeyeceğinden, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda, davalı kadının tam kusurlu olduğunun kabulünün gerektiği- Davalı kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakasının, davalı kadın tam kusurlu olduğundan reddinin gerektiği-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı kadına kusur olarak yüklenen vakıalara, davacı erkeğin dava dilekçesinde dayanmadığı görüldüğünden; mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve çekişmeli olarak belirlenmeyen (HMK m. 137, 140/3, 187) vakıalar esas alınarak karar verilemeyeceği-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • kayıt gösteriliyor