Aile Mahkemesince velayetin değiştirilmesi hususunda açılan davanın sonuçlandırılmasının, vesayet kararının kaldırılmasına bağlı olmadığı, diğer bir değişle çocuğa ... atanması davasının "velayetin değiştirilmesi" davasını bekletici mesele yapmasının gerektiği, aksi halde velayetin değiştirilmesi davası boyunca çocuğun, yasal temsilci korumasından mahrum kalacağı, hatta velayetin değiştirilmesi davasının retle sonuçlanması halinde vesayet kararının kaldırılması nedeniyle yeniden ... atanması için yargılamanın tekraren yapılmasının gerekeceği-
Velayetin değiştirilmesine ilişkin davanın sonuçlanması, bunun üzerine vesayet kararının kaldırılıp kaldırılmayacağının düşünülmesi gerektiği, aksi durumda öncelikle vesayet kararının kaldırılması ve velayetin değiştirilmesi davasının devam etmesi durumunda, velayetin değiştirilmesi davası sonuçlanana kadar küçüğün yasal temsilcisinin bulunmayacağı, velayetin değiştirilmesi davasının reddine karar verilmesi durumunda ise küçüğe yeniden atanmasının gündeme geleceği, bu durumun ise yasal düzenlemelere aykırılık teşkil edeceği-
2. HD. 06.11.2024 T. E: 3610, K: 8359
Davacı ile gayri resmi birliktelik yaşayan, bu birliktelikten dünyaya gelen çocuğun babası olduğunu kabul eden, nüfusa kayıt işlemleri gündeme geldiğinde ise "eşinden boşanacağını, evlendikleri zaman çocuğun nüfusu ile ilgili bir sorunun kalmayacağını" beyan eden erkeğin bu aldatıcı davranışları ile aleyhine babalık davasının açılmasını engellediği- Tarafların ortak çocuğun doğumundan önce ve sonra birlikteliklerini bir aile oluşumu içinde sürdürdükleri, resmi evliliğin gerçekleşeceği yönünde davalının davacıda güven duygusu yarattığı ve onu oyaladığı kanıtlandığından, babalık davasının süresinde açılmadığından bahsedilemeyeceği-
Kendisi kısıtlı olanın velayeti doğrudan doğruya kullanmasının mümkün olmadığı, o halde; tarafların müşterek çocuğun velayetinin davalı baba yerine, davacı anneye verilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğu-
Boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurlu olduğundan eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemeyeceği- Velâyetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararı olduğundan; aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, ana/babanın yaşam koşul ve ortamı değerlendirilip, çocuğun sağlıklı gelişimi için hangi ebeveynin yanında bulunmasının üstün yararı olduğu tespit edilip, aradan geçen zaman da göz önüne alınarak yeniden inceleme ve rapor istenip; idrak çağında bulunan çocuğun velayet konusundaki görüşleri de alınarak ve toplanan diğer deliller birlikte değerlendirilerek, velâyet konusunda bir karar verilmesi gerektiği-
Erkeğe yüklenen eşine fiziksel şiddet uyguladığı kusuru dikkate alındığında, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin, davacı- davalı kadına göre ağır kusurlu olduğu ve bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulünün doğru olmayıp bozmayıp bozmayı gerektiği- Kadına karşı yapılan fiziksel şiddetin, kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği- Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdir edilmesi gerektiği- Çocukla baba arasında tesis edilen kişisel ilişki süresinin, babalık duygularını tatmine elverişli olmadığından uygun süreli kişisel ilişki kurulması gerektiği-
Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkün olsa da; velayet hususunun, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelmesi nedeniyle idrak çağında oldukları anlaşılan ortak çocukların bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihlerinin kendilerine sorulması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği-
Yargılama süreci boyunca tarafların ortak çocuklarının anne yanında kaldıkları; çocukların anne yanında kalmalarının fiziksel, sosyal, kültürel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyeceği hususu ispatlanmamış olup, duruşmada dinlenen ortak çocukların da velayet hususunda ebeveynleri arasında seçim yapmak istemedikleri, babanın ise; kendisine yeni bir aile düzeni kurmuş olması ve çocukların alıştıkları çevreden ayrılmaması ilkeleri bir arada değerlendirildiğinde ortak çocukların velayetlerinin anneye verilmesi gerektiği-
Velayeti anneye verilen çocuk ile babaya verilen çocuğun birbirlerini göremeyecek şekilde kişisel ilişki düzenlenmesinin çocuklar arasında kardeşlik duygusunun gelişmesini engelleyecek nitelikte olduğu gibi, her yıl yarıyıl tatilinde kurulan kişisel ilişkinin de infazda duraksama yaratacak nitelikte olduğu, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün bu kısmının düzeltilerek onanması gerektiği-