Arazi niteliğindeki ............parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca gelir metodu esas alınarak değer biçilmesinin yöntem olarak doğru olduğu- 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrasının iptal edildiği, davanın 01.08.2023 tarihinden önce açıldığı, Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı- Hükme esas alınan bilirkişi kurulunca taşınmazın sulanma imkânının bulunduğu belirtilerek sulu tarım arazisi olarak kabul edilmek suretiyle değer biçildiği, bir taşınmazın sulu tarım arazisi olarak kabulü için nereden ve ne şekilde sulandığının tespiti gerekeceği, bu nedenle mahallinde yeniden keşif yapılarak, dava konusu taşınmazın fiilen nereden ve ne şekilde sulandığı Mahkemece ve bilirkişi kurulunca bizzat gözlemlenip, taşınmazın sulu veya kuru tarım arazisi olduğu belirlendikten sonra dava tarihi olan 2022 yılı için İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerinden taşınmazın bulunduğu yörede sulu ve kuru tarım arazilerinde mutat olarak ekilen münavebe ürünleri sorulup buna göre değer biçilmesi gerektiği-
Davacının, "davalılar arasında muvazaalı olarak senet düzenlendiğini, tapu iptal ve tescil davası açtığı taşınmaza haciz konulduğunu" belirterek, "davalı ...'nun davalı ... ...'a borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini" talep ettiği, davacı vekili tarafından, davacının masrafları karşılayacak ekonomik gücü olmadığı ileri sürülerek adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, davacının adli yardım talebi yerinde görülerek adli yardım talebinin kabulüne karar verildiği, yerel mahkemece kısmi olarak açılan menfi tespit davası nedeniyle davacıya harç eksikliğini tamamlaması için usulüne uygun olarak ihtaratta bulunulmasına rağmen, davacı tarafından harç eksikliği tamamlanmadığından dosyanın HMK m. 150/1 uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verildiği, davacı tarafça 3 aylık süreç içerisinde yenileme talebinde bulunulduğu halde eksik kalan harcı tamamlamadığından yerel mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı-
Mahkemece bozma ilamına uyularak bilirkişi raporuna itibar edilmişse de; davacılar tarafından itiraz edilen ödeme dekontlarının muris S.’ın kasasından çıktığını ifade ettikleri, kural olarak dekont elinde bulunanın ödeme yapmış olduğu kabul edilmekle dekontların ne suretle S.’ın elinde bulunduğu tespit edildikten sonra bilirkişiden ek rapor alınarak yapılan ödemelerin açıkça belirlenmesi ve kalan kısım var ise BK’nın 97. maddesi gereği davacının ödeyeceği kısım belirlenerek depo kararı verilmesi gerektiği-
Dava dilekçesinde, davacının iddiası ve talep sonucunun açık olması gerekli olup, aksi halde mahkemenin davacıya süre verip, dava dilekçesini açıklattırması gerekeceği-
"Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceği, ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağına” ilişkin HMK’nin 177. maddesinde -28.07.2020 tarihinde- yapılan değişikliğin derdest davalarda da uygulanacağı- Bozma sonrası "davacı vekilince son celse mazeret bildirmelerine rağmen bu konuda hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden hüküm kurulması" nedeniyle temyiz edilen ve "adil yargılanma kuralına uyulmaması" nedeniyle tekrar bozulan karar üzerine, bozma sonrası davacı vekili, "(ilk) Yargıtay bozma ilamında ancak bedel talep edilebileceği belirtildiğinden, taleplerini ıslah ederek dava konusu taşınmazın değerinin 1/2’sini edinilmiş mal rejiminin tasfiyesi ve katılım alacağı olarak talep ettiklerini" belirtmiş ve mahkemece "bozma sonrası ıslah yapılamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, (ilk) bozma ilamı araştırmaya yönelik olup tahkikat devam ettiğinden, davacının ıslah dilekçesi dikkate alınarak yargılama yapılıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
(A) bölümünün; evveliyatı itibariyle orman olduğu, imar ihyaya konu olamayacağı, (B) bölümünün; orman sayılmayan alan olduğu, 1984 ve 2002 yıllarında tarımsal faaliyete konu olduğu, (C) bölümünün; her ne kadar orman sayılmayan alanda kaldığı bildirilmiş ise de 1948, 1984 ve 2002 yıllarında kazandırıcı zamanaşımı koşulunun temel şartı olan tarımsal faaliyete konu olmadığı, kaldı ki; 26.03.2020 tarihli jeolog bilirkişi raporundan; (A) ve (B) bölümlerinden ayrı olarak bu kısmın (C bölümünün) aynı zamanda aktif çay yatağı alanı içinde yatağın taşkın sahası etki alanı içinde de kaldığı, bu haliyle; davacı bakımından (A) ve (C) bölümleri üzerinde davacı lehine kazanım koşullarının oluşmadığı- (B) bölümü üzerinde ise kazanım koşullarının oluştuğu, 1957 ve 1986 yılına ilişkin memleket haritası verilerinin, 14.09.2019 tarihinde taşınmaz başında yapılan keşifte yapılan mahkeme gözleminin ve alınan beyanların hükümde varılan sonucu desteklediği, amenajman planlarının ise mülkiyet belgesi yerine geçmediği, bilirkişi raporlarının kanaat verici yeterli bilimsel açıklamayı haiz olduğu-
İ. sözleşmesine konu taşınmazın belirlenen tarımsal niteliğinin tarım ve köyişleri bakanlığı il veya ilçe müdürlüğünden sorulup görüşü alındıktan sonra tescilin mümkün olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi, yapılacak araştırmaların sonucuna göre satışa konu payın, arazinin büyüklüğü itibariyle belirlenen tarımsal niteliğine göre satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde tapu iptali ve tescil davasının reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
TMK'nin 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebeplerine dayalı tapu iptali ve tescil isteği-
Üçüncü kişi, vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmesi gerekeceği-
Davacılara harcın tamamlattırılıp ondan sonra yargılamaya devam olunması, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda asıl olanın miras bırakanın asıl iradesi olduğu gözetilerek, muris tarafından davalı ...’e 04/07/1995 tarihinde satış suretiyle temlik edilen 1 sayılı taşınmaz bakımından asıl iradenin tespit edilip sonuca gidileceği-
İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.
