İstinaf mahkemelerinin hukuki denetim yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak tahkikat sonucuna göre yeniden karar verme yetkisini haiz olan bir hüküm mahkemesi olduğu kabul edilirken, diğer taraftan da söz konusu hükümle bir nevi eksik inceleme gerekçesiyle dosyanın mahalline geri gönderilmesinin kabul edildiği- Dar istinaf sisteminin amacına uygun olarak istinaf mahkemelerinin hukuki denetim görevini yerine getirirken gerektiğinde yeniden tahkikat ve inceleme yapmalarına imkân verecek bir uygulamanın benimsenmesinin ancak ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine konu olacak verilerin bulunmaması hâlinde ise tahkikatın yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesi gerektiği- Olaya ve maddi delillere en yakın olan mahkemenin ilk derece mahkemesi olduğu-
İstihkak davasının husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi halinde, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 7/II maddesi gereğince mahkemece maktu avukatlık ücretini geçmemek üzere nispi avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekeceği-
Davalının taşınmazı paydaş olan babasına teban kullanıp kullanmadığı belirlenerek, babasına teban kullandığının saptanması halinde, davanın; paydaşın paydaşa karşı açtığı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası olarak nitelendirilip, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı belirlenip, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanarak, harici veya fiili taksim yoksa TMK'nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümleneceği-
Borçlunun eşinin aile konutu şerhi konulmuş olan taşınmaza ilişkin yapılan ihalenin feshini -tapu sicilindeki ilgili sıfatıyla- isteyebileceği-
Aracın ikinci el olması veya davalı satıcı şirketin devirde vekaleten hareket etmesinin davacının tüketici vasfını ortadan kaldırmayacağı, satın alınan aracın hemen sonra motor arızası verdiği ileri sürülerek ayıp oranında indirim ve maddi zararın tahsili istemli uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği-
Anonim şirketlerde bölünmenin, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabileceği- Bölünme sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülüklerinin, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanacağı; bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşeceği- Kanun koyucunun bölünme kararına karşı açılacak iptal davasını, özel bir hüküm ile düzenleyerek pay sahiplerini bu hususta genel hükme ve dolayısıyla “genel kurul kararının kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınmış olması koşuluna” mecbur bırakmamış olması; pay sahiplerinin iddia olunan menfaat zedelenmelerine yahut bölünme usulsüzlüklerine karşı hızlı sonuç almalarını sağlayıcı nitelikte olduğu- İptal davasında ileri sürülebilecek yegâne sebeplerin, 6102 sayılı TTK’nın 134-190 maddeleri arasında düzenlenen hususlara aykırı biçimde veya noksanlar ile bölünme kararı verildiği yönündeki iddialar olacağı- Bölünme kararına karşı iptal davası açmak üzere hak düşürücü sürenin iki aylık hak düşürücü süreye bağlandığı ve sürenin bölünme kararının tescil edildiği tarihten itibaren başlayacağı- Bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının davacısının, bölünme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş olan pay sahipleri olduğu davalısının ise tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden devralan veya yeni kurulan şirket/şirketler olduğu- Ancak kısmî bölünmede ise bölünen şirket sona ermeyeceğinden devralan şirket veya şirketler ile birlikte bölünen şirketin de davalı olabileceği- Somut olayda; bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 192) veya genel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 445) davalısı tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3) devralan veya yeni kurulan şirket/ şirketler olup, devralan şirket veya şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olmakla, somut olayda ek tasfiyeye (6102 sayılı TTK md. 547) gerek kalmadığı gibi HMK'nın 124. maddesinin şartlarının da değerlendirilmesine gerek olmadığı-
Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemi-
Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekeceği, bir kişinin belli bir davada davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanının, Yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de olmadığı, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vâkıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durum olduğu-
Davalılar, dava konusu bağımsız bölümlerin bedeli karşılığında davacıdan alındığını, satış bedelinin davacıya elden ödendiğini savunmuş iseler de; anılan bedelin davacıya ödendiğinin senetle ispat edilemediği, davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığı, öte yandan davalı tanıklarının anılan bağımsız bölümleri davacının ilk eşinden olma davalı oğlunun satın aldığını ifade ettikleri, ancak davalının bedelini ödediği taşınmazları kendi adına tescil ettirmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı hakkında yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında dört adet bağımsız bölümü tek seferde satın alma gücünün bulunmadığının tespit edildiği ve davalı tanığının alınan beyanında davalının davacının ilk eşinden olma oğlunun bacanağı olduğunu ifade ettiği, ayrıca davalının dava dışı bağımsız bölümü davalınn yetkilisi olduğu şirkete devrettiği, dava dışı bağımsız bölümler ile ilgili davaların da devam ettiği bir bütün halinde gözetildiğinde, davacı tarafından verilen vekaletnamenin kötüye kullanıldığı ve davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri sonucuna varıldığı-
Duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlâli olarak değerlendirilmesinin mümkün görülmediği- Somut olayda 6100 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığı-
İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.
