Davalı eşinin boşanma davası açıldıktan sonra dava konusu taşınmazın danışıklı olarak davalılara devrettiğini iddia eden davacının açtığı davada, son kayıt maliki ile ara malik arasında şekli bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu- Davacının bir alacağının bulunup bulunmadığı yani hukukî yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davacı ve davalı arasındaki mal tasfiyesi davasının sonucunun beklenmesi gerektiği- Davacı, son kayıt malikinin de muvazaalı olarak satın aldığı iddiasında ise, taşınmaz birçok defa el değiştirdiğinden kötü niyet zincirinin tespiti, araya iyi niyetli kişilerin girmesi suretiyle bu zincirin kopup davacı ile son malik arasında mülkiyet yönünden hukukî irtibatın kesilip kesilmediği ve muvazaanın ispatı bakımından son kayıt maliki yanında diğer ara maliklerin tümünün davalı gösterilmesi gerektiğinden, anılan şahsın (ya da şahısların) davaya dahilinin sağlanması için davacı tarafa süre verilmesi gerektiği- Davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorularak mahkemece, davalı ile şekli bakımdan dahil olması gereken diğer davalıların davaya dahilinin sağlanması, mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucunun beklenmesi, alacağın varlığı sabit olduğu ve davalıların tümü yönünden muvazaa olgusu ispat edildiği takdirde davanın kabulüne, aksi hâlde davanın reddine karar verilmesi gerektiği- "Taşınmazın eldeki dava açıldıktan yaklaşık bir yıl önce el değiştirdiği, istem tapunun iptali ve tescile yönelik olduğundan hükmün infazı bakımından davanın son kayıt malikine karşı açılması gerektiği, somut olayın niteliği ve davacının talebi gereği ara kayıt maliklerine davanın yöneltilmesinin gerekmediği, davalıların taraf sıfatlarının bulunmadığından verilen ret kararının yerinde olduğu ve hükmün onanması gerektiği" görüşü ile "diğer davalıların ancak asıl hasım olması gereken son kayıt maliki yanında zorunlu dava arkadaşı olabileceği, taşınmazın dava açılmadan önce devredildiği, bu durumda davacıya son kayıt malikine ayrı dava açması için süre verilmesi, açılacak davanın birleştirilmesi ve sonrasında da davacının hukukî yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından mal tasfiyesine yönelik davanın da sonucunun beklenmesi gerektiği" şeklindeki değişik gerekçeyle bozma gerektiği yönündeki görüşlerin HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Şikayetçinin taşınmazın eski maliki olup, takipten evvel taşınmazı ipotekle birlikte ............Ltd. Şti'ye sattığından alacaklı tarafından ........... tarihinde ............... Ltd. Şti hakkında takibe devam edilmesi yönünde talepte bulunulduğunun görüldüğü, bu durumda şikayetçinin tapu sicilinde ilgili sıfatına haiz olmadığı gibi ihalede pey süren kişi de olmadığı, ayrıca, şikayetçinin ipoteğe esas kredi sözleşmesinde asıl borçlu sıfatının da olmadığı, şikayetçinin, takibe konu ipoteğe esas kredi sözleşmesinde kefil olmasının ya da satış ilanının fuzuli şekilde kendisine tebliğ edilmiş olmasının kendisine ihalenin feshini talep hakkı vermeyeceği, buna göre, Bölge Adliye Mahkemesince, söz konusu taşınmaz yönünden de ihalenin feshi istemini esastan reddeden ilk derece mahkemesi kararının, düzeltilerek, istemin aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği- İİK'nın 134. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde; işin esasına girilmeden ihalenin feshi talebinin reddi halinde, şikayetçi aleyhine para cezasına hükmedilemeyeceğinin öngörüldüğü, buna rağmen ilk derece mahkemesince, şikayetçi aleyhine taşınmazın ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmolunması isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesince; HMK’nun 353/1-b-2 ve 356. maddeleri gereğince, İlk Derece Mahkemesi kararının, para cezası kaldırılmak suretiyle düzeltilip yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususta karar verilmediği anlaşılmış olmakla, anılan yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığı-
Dava, kambiyo senetlerine mahsus iflas ve doğrudan doğruya iflas istemlerine ilişkindir...
İİK'nun 89. maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasında alacağın varlığı 1. haciz ihbarnamesinin tebliği tarihi ile belirleneceğinden, somut olayda davacıya 1. ihbarnamesi tebliğ edilmiş olup, tebliğ tarihinden sonra yapılan ödemelerin kötü ödeme olarak kabul edileceği ve davacının bu miktar ödeme yönünden takip alacaklısına karşı sorumlu olması gerekeceği-
Özel dairenin, erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığına dair kusurlu davranışı sabit görerek tarafların boşanmaya neden olan olaylardaki kusurlu davranışlarına ilişkin gerekçeyi onama kapsamında bıraktığı, eldeki davada özel dairenin; hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı ve eda hükmü niteliğinde olan tazminatlar yönünden ise hükmü bozduğu ve yeniden karar verilmek üzere dosyayı derece mahkemesine gönderdiği, böyle bir durumda derece mahkemesi bozmaya uyup takdir hakkını kullanarak yeni bir karar verebileceği gibi doğru bulduğu ilk kararında ısrar da edebileceği, ne var ki somut olayda olduğu gibi, Yargıtay’ın “onama” kapsamında değerlendirdiği kusurlu davranışın ispatlanmadığı gerekçesinden hareketle direnme kararı verilmesinin doğru olmadığı-
02/12/2020 tarihli İcra Müdürlüğü satış kararında; "2- Satışa çıkarılacak mal ilanının, ................ İcra Müdürlüğü satışa ait ilan panosu ile UYAP elektronik ortam ile yayınlattırmak suretiyle yapılmasına, taşınmazların münferit değerleri, usul ekonomisi ve taraf menfaatleri gereğince gazete ilanı yapılmasına yer olmadığına, " karar verildiği ve satışa konu Diyarbakır İli Bağlar İlçesi 4705 ada 1 parselde bulunan 36 adet dükkan vasfındaki taşınmazların 02.02.2021 ve 03.02.2021 tarihlerinde yapılan ihalelerde alacağa mahsuben alacaklı vekiline ihale edildiği, taşınmazların muhammen bedellerinin çok altında satılması karşısında taşınmazların bulunduğu Belediye sınırları içerisinde ilan yapılmamasının ihaleye yeterli katılımın olmasını engellediği ve ilanın gerekli talep ve talibi artırmaya yönelik yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece satışa konu 36 adet dükkan vasıflı taşınmaza dair yapılan ihalelerin feshine karar verilmesi gerekeceği-
Trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin davada, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının davalılar aleyhlerinde haksız fiil sorumluluğuna dayalı olarak genel hükümlere göre açılabileceği-
Vasi tayini kararına göre davacılara yaş küçüklüğü nedeniyle vasi atandığı ve davacılar takip tarihi itibari ile reşit olup vesayet kararı sona erdiği gözetildiğinde, davacılar tarafından takip yapılmasında bir usulsüzlük olmadığı-
Davada, elektrik hattından çıktığı ileri sürülen yangından kaynaklanan maddi zararın tazmini talep edildiğine göre, davaya konu olay, TCK. m. 171'deki taksirle genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçunu oluşturabilecek nitelikte olup; olaya uygulanacak zamanaşımı süresinin, aynı Kanunun 66. maddesi uyarınca 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi olduğu- Davaya konu yangın 07.09.2017 tarihinde meydana gelmiş olup davanın 30.01.2018 tarihinde açıldığı, ıslah dilekçesinin ise 29.09.2021 tarihinde verildiği gözetildiğinde, ıslah tarihinde ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı-
Tapulu bir taşınmazın zilyetlikle edinilmesi TMK'nun 713/2. maddesindeki koşulların aynı Kanun'un 713/1. maddesindeki diğer koşullarla birleşmesi halinde olanaklı olacağı; bunun haricinde tapulu yerin zilyetlikle iktisabının mümkün olmayacağı-
İpucu: Bu sayfada "etiketlenmiş" içerikleri görüntülemektesiniz. Arama sonucu sayfasında daha fazla sonuca erişebilirsiniz. İlgili kavramı tüm sitede aratmak ve bu sonuçları görüntülemek için lütfen tıklayın.
