Kısmi dava- Ek dava açma hakkı- Hakkın kötüye kullanılması- Yargısal taciz-

Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, hukuki yararın bulunması ve dava hakkının kötüye kullanılmaması koşuluyla birden fazla ek dava açılabileceği- Davacının ihalelere katılamamaktan dolayı uğradığını iddia ettiği kâr mahrumiyeti zararlarının tahsili için birden fazla ek dava açmasının dava hakkının kötüye kullanılması olarak kabul edilemeyeceği- Bilirkişi marifetiyle zarar belirlendikten sonra bakiye tüm zarar ikinci ek dava ile talep edildiğine göre, somut olay bakımından, davacının fazla avukatlık ücreti almak için alacağını kısımlara bölerek çok sayıda dava açmayı amaçladığından, usul ekonomisi ilkesine aykırı hareket edildiğinden ve dolayısıyla dava hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemeyeceği-Zararı belirlenen davacının bu zararı tazmin etmesine yorum yoluyla engel olmanın adalet duygusunu sarsar nitelikte olduğu- "Eldeki davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutan davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci davayı açmasında hiçbir sakınca bulunmadığı, ne var ki aynı konuda üçüncü kez dava açarak davalıyı haksız yere her dava dosyası için ayrı vekâlet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilâve yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken 'yargısal taciz' niteliğinde olduğundan, bu durumun dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve dava hakkının kötüye kullanılması mahiyeti taşıdığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-

"...22. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının ihalelere katılamamaktan dolayı uğradığını iddia ettiği kâr mahrumiyeti zararlarının tahsili için birden fazla ek dava açmasının dava hakkının kötüye kullanılması olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre anılan taleplere ilişkin olarak mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

23. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

24. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Buradan hareketle mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasanın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Anayasa Mahkemesinin B. No: 2018/8474, 12.01.2022 § 42, B. No: 2014/13156, 20.04.2017, § 34).

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında; herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makûl bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. 

26. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Anayasa Mahkemesinin B. No: 2018/8474, 12.01.2022 § 43, B. No: 2012/791, 07.11.2013, § 52). 

27. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak veya kanun yoluna başvurmak isteyen kişilerin ilgili mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir (AİHM, Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23.01.2003, § 34). Bu nedenle, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da kanunlar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdırlar (AİHM, Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26.07.2007, § 29; Eşim/Türkiye, B.No: 59601/09, 17.09.2013, § 21)....."

Devamı için tıklayınız…