Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca davacı işyerinde yapılan genel denetim kapsamında hazırlanan ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışanların İş Kanunu'na tâbi olduğu yönünde tespit içeren iş müfettiş raporunun iptaline yönelik işverenin itiraz yoluna başvurarak dava açmakta hukuki yararının bulunduğu-
Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu raporunun iptali için açılan davada husumetin doğru hasma yöneltilip yöneltilmediği-
Dava konusu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Bakanalık) Teftiş Kurulu Başkanlığının teftiş raporunda mevcut tespitlere ve bu tespitlere ilişkin itiraz avasında taraf teşkili-
4857 sayılı Kanun'un 92/3 hükmü kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunca düzenlenen tutanağın iptali isteminin yerinde olup olmadığı-
4857 sayılı Kanun'un 92/3 hükmü kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunca düzenlenen tutanağın iptali isteminin yerinde olup olmadığı-
Teftiş raporunun iptali davasında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yanında kimliği belirlenebilen şikâyetçi veya ihbar eden işçiye de yöneltilmesi gerektiği- Şikâyetçi veya ihbar eden işçi konumunda olmadığı sürece, sırf tutanakta veya teftiş raporunda adı geçen işçilere husumet yöneltilmesinin gerekli olmadığı- Dava konusu rapor ve tutanaklarda, şikâyetçi veya ihbar eden konumunda olmayan işçilerin işçilik alacaklarına ilişkin tespitlere yer verilmesinin de bu sonucu değiştirmeyeceği-
Hukuk seçimi anlaşması bulunmayan tüm çalışma döneminde mutad işyeri hukukunun uygulanması gerektiği-
Dava konusu müfettiş raporunda, işçi alacaklarına yönelik tespit yapıldığı açık olup; bu durumda yapılmış olan tespitin dayanağı, bilgi ve belgeler ve davacı tarafından sunulan deliller incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ve işverenin SGK'nın fazla measiye ilişkin kararına karşı açtığı davada verilecek kararın, davanın tarafı olmayan işçi adına kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden; davanın şikayet yoluna başvuramayan işçiye yöneltilmesi gerekmediği-
5510 sayılı Kanun’un 59’uncu ve 100’üncü maddelerinde söz edilen görevliler tarafından düzenlenen tutanakların üçüncü kişilerin imzalı beyanları alınarak düzenlenmiş ve imza inkârına da konu olmamış ise artık aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edileceği, tutanakların aksinin ancak yazılı delille ispatlanabileceği- Hakkında verilen boşanma kararı kesinleşen hak sahibine, yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden 506 sayılı Kanun hükümlerine göre kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle Kurumca kesilerek, yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar yönünden borç tahakkuk ettirilmesi işleminin 5510 sayılı Kanun’un 56/son maddesine uygun olup olmadığı ile birlikte yaşama olgusunun Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere davalı ile boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu dönem olan yıllar yönünden yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak muhtarlıktan ikametgâh senetleri elde edilmesi, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılması, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiğinin saptanması, seçmen bilgi kayıtlarının getirtilmesi, varsa çalışmaları nedeniyle resmî/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adreslerin dikkate alınması, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığının belirlenmesi, boşanan eşlerin kayıtlı olduğu adresler açısından uyuşmazlık konusu dönemi aydınlatıcı geniş kapsamlı emniyet araştırması yapılması, anılan adreslerde görev yapmış/yapmakta olan istem hakkında düşünce edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi, görgülerine başvurulması ve bunlara ilâveten davalı ile boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu dönemdeki mernis ve medula kayıtlarının da getirtilerek tüm toplanan deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
5510 sayılı Kanun’un 59’uncu ve 100’üncü maddelerinde söz edilen görevliler tarafından düzenlenen tutanakların üçüncü kişilerin imzalı beyanları alınarak düzenlenmiş ve imza inkârına da konu olmamış ise artık aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edileceği, tutanakların aksinin ancak yazılı delille ispatlanabileceği- Hakkında verilen boşanma kararı kesinleşen hak sahibine, yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden 506 sayılı Kanun hükümlerine göre kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle Kurumca kesilerek, yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar yönünden borç tahakkuk ettirilmesi işleminin 5510 sayılı Kanun’un 56/son maddesine uygun olup olmadığı ile birlikte yaşama olgusunun Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere davalı ile boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu dönem olan yıllar yönünden yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak muhtarlıktan ikametgâh senetleri elde edilmesi, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılması, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiğinin saptanması, seçmen bilgi kayıtlarının getirtilmesi, varsa çalışmaları nedeniyle resmî/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adreslerin dikkate alınması, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığının belirlenmesi, boşanan eşlerin kayıtlı olduğu adresler açısından uyuşmazlık konusu dönemi aydınlatıcı geniş kapsamlı emniyet araştırması yapılması, anılan adreslerde görev yapmış/yapmakta olan istem hakkında düşünce edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi, görgülerine başvurulması ve bunlara ilâveten davalı ile boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu dönemdeki mernis ve medula kayıtlarının da getirtilerek tüm toplanan deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
