Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, hukuki yararın bulunması ve dava hakkının kötüye kullanılmaması koşuluyla birden fazla ek dava açılabileceği- Davacının ihalelere katılamamaktan dolayı uğradığını iddia ettiği kâr mahrumiyeti zararlarının tahsili için birden fazla ek dava açmasının dava hakkının kötüye kullanılması olarak kabul edilemeyeceği- Bilirkişi marifetiyle zarar belirlendikten sonra bakiye tüm zarar ikinci ek dava ile talep edildiğine göre, somut olay bakımından, davacının fazla avukatlık ücreti almak için alacağını kısımlara bölerek çok sayıda dava açmayı amaçladığından, usul ekonomisi ilkesine aykırı hareket edildiğinden ve dolayısıyla dava hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemeyeceği-Zararı belirlenen davacının bu zararı tazmin etmesine yorum yoluyla engel olmanın adalet duygusunu sarsar nitelikte olduğu- "Eldeki davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutan davacının gerçek zarar kalemlerini öğrendikten sonra ikinci davayı açmasında hiçbir sakınca bulunmadığı, ne var ki aynı konuda üçüncü kez dava açarak davalıyı haksız yere her dava dosyası için ayrı vekâlet sözleşmesi yapmak zorunda bırakmak, ilâve yargılama giderine yol açmak, keza gereksiz yere emek ve mesai harcamasına sebebiyet vermek, mahkemeye erişim hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gereken 'yargısal taciz' niteliğinde olduğundan, bu durumun dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve dava hakkının kötüye kullanılması mahiyeti taşıdığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
İhtiyaç nedeniyle açılan tahliye davaları- Arabuluculuk başvurusu dava açma hakkının doğmasından önce yapılmış olsa da, söz konusu başvurunun dava açma süresi içinde sonuçlanmış olması halinde zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olacağı (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Yargıtay 3. HD. İlâmı)-
Taraflarca usulüne uygun şekilde ileri sürülen ve dayanılan vakıalar esas alınarak uyuşmazlıkların çözüleceği- Davacının protokolü onaylar mahiyette ..2008 tarihinde davalının imzasını taşıyan belge aldığı iddiasını dava dilekçesinde ileri sürmediği, dava dilekçesinin deliller kısmında bu belgelerin gösterilmediği, delil listesi incelendiğinde açıkça ..2008 tarihli belgelere dayanılmadığı, Özel Dairenin birinci bozma kararı öncesinde yapılan yargılama aşamalarının hiçbirinde bu belgelerden bahsedilmediği dikkate alındığında davanın reddine dair verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu- "Davacının süresinde sunduğu delil listesinde icra dosyasına dayandığı, ..2008 tarihli belgelerin de ilgili dosya içerisinde bulunduğu, böyle olunca direnme kararının bozulması gerektiği" yönündeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasına ilişkin uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince öncelikle, hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında, davacı tarafa, taşınmazın davacıya muris eşinden ne şekildi intikal ettiği, dava dilekçesindeki " davacıya eşi tarafından verildiği " yönündeki ifade ile ne kastedildiği, - davacı vekilinin temyiz dilekçesindeki " taşınmazın sağlığında müvekkilin eşi tarafından kendisine hibe edildiği " - yönündeki beyanı da dikkate alınmak suretiyle açıklattırılıp, kendilerine bu yöndeki iddialarını ispatlamaları için süre ve imkan tanınması ve bundan sonra davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerektiği-
Çekişmeli alacak davası için “konkordatonun kabulü” ön koşulu ortadan kalktığı için usul ekonomisi ilkesi de dikkate alınarak davaya genel hükümlere göre alacak davası olarak devam edilmesi gerektiği-
Adi yazılı şekilde taşınmaz satışı sözleşmesine dayanan edimin ifasının imkansız hale gelmesi nedeniyle müspet zararın tazmini istemine ilişkin davada, davacının sözleşme gereği yüklendiği davalıların murisinin haciz borçlarını ödediğini sunduğu deliller ile ispat edemediği-
Daha önce görülüp kesinleşen Tüketici Mahkemesinin dosyasında dava konusu avukatlık ücret sözleşmesinin davalının iradesi ile imzalandığına ilişkin kabule dair istinaf başvurusunun bölge adliye mahkemesi kararı ile esastan reddedildiği ve taraflarca temyiz edilmeden bu hususun kesinleştiği- Davacı tarafından vekaleten takip edilen boşanma davasının para ile ölçülemeyen bir dava olup maktu vekalet ücretine tabi olması, boşanma ile birlikte talep edilen maddi, manevi tazminat ve nafaka istemlerinin boşanma talebine bağlı fer'i nitelikteki talepler olup harca tabi olmaması nedeniyle vekalet ücreti yönünden de dikkate alınamayacaği- TMK m. 225 uyarınca, mal rejiminin, eşlerden birinin ölümüyle, başka bir mal rejiminin kabulüyle, mahkemece boşanmaya, evliliğin iptaline veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesiyle sona ermesi, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak hakkında bir karar verilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesinin gerektiği- Mal rejiminin sona ermesinin, mal rejiminin tasfiyesiyle katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı davalarının görülebilirlik ön koşulu olduğu- Mal rejimini sona erdiren boşanma davasının derdest olduğunun anlaşılması durumunda usul ekonomisi gereğince bekletici mesele yapılması, tasfiye davasında, mal rejiminin sona ermemiş ve sona erdirecek davanın da henüz açılmamış olduğunun anlaşılması durumunda ise davanın görülebilirlik ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği- Davacı tarafından yürütülen mal rejiminin tasfiyesi davasının henüz boşanma davası sonuçlanmadan açıldığından, boşanma davası sonucuna bağlı mal rejiminin tasfiyesine yönelik yapılan vekalet ücreti alacağına dair sözleşme maddesinin geçersiz olduğu ve davacının ön koşulun oluşmadığı mal rejiminin tasfiyesi davası için davalıdan ancak maktu vekalet ücreti talep edebileceği, anlaşma protokolü ile davalıya kalan malların değeri üzerinden sözleşmede belirlenen nispi oran üzerinden vekalet ücreti hesabı yapılamayacağı- Dava türünün tam ıslah yolu ile kısmi davadan belirsiz alacak davasına dönüştürülemeyeceği-
Yeni bir mahkemenin faaliyete geçirildiği tarihten önce derdest bulunan davaların, istek üzerine veya doğrudan görevsizlik ya da gönderme kararı ile yeni kurulan mahkemeye devredilmesine olanak bulunmadığı- "Tabii hâkim ilkesi" ve "usul ekonomisi ilkesi" gözetildiğinde, HSK'nın ilgili kararlarında asliye ticaret mahkemesi olmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesinin ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların devredilerek asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğine dair herhangi bir hükme yer verilmediğinden "esasen bu konuda HSK'nın yargı yetkisine ilişkin düzenleme yapması da mümkün bulunmadığından" asliye hukuk mahkemesinin ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların yargılamasına devam etmesi gerektiği- Taraflar arasındaki iflasın ertelenmesine ilişkin uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan F. Asliye Hukuk Mahkemesi olup, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilen Muğla Asliye Ticaret Mahkemesince davaya bakılmasının olanaklı olmadığı (direnme kararının yerinde olduğu)-
Asıl dava ve birleşen dava tarihinin hatalı gösterilmesi veya hiç yazılmamasının mahallinde düzeltilebilir maddî hata niteliğinde olduğu esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmayacağı- Yeni bir mahkemenin faaliyete geçirildiği tarihten önce derdest bulunan davaların, istek üzerine veya doğrudan görevsizlik ya da gönderme kararı ile yeni kurulan mahkemeye devredilmesine olanak bulunmadığı- Taraflar arasındaki uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkemenin, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan T.lu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilen Manisa Asliye Ticaret Mahkemesince davaya bakılmasının olanaklı olmadığı ve bu hususun usul ekonomisi ilkesine de uygun düşeceği-
Dayanak ilam bozulmakla, hüküm ortadan kalktığından bozma ile ortadan kalkan ilama ilişkin hesaplama yapılmasının usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil ettiği- Birleşen davada şikayetin konusunu teşkil eden dayanak ilam şikayet tarihinden sonra bozularak ortadan kalktığına göre; İlk Derece Mahkemesince, şikayetin konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek 6100 sayılı HMK'nun 331. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderleri takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin ve istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddinin isabetsiz olduğu-
