Somut olayda, tasfiye konusu eklenecek değer kabul edilen 1977 ada 5 parsel 10 nolu bağımsız bölüm ve 2692 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tasfiyede esas alınacak değeri belirlenirken, yukarıda izah edilen ilkeye aykırı şekilde, taşınmazların taraflar arasındaki muvazaaya dayalı dava dosyasındaki hükmedilen alacak miktarı dikkate alınarak değer artış payı ve katılma alacağının belirlenmiş olmasının doğru olmadığı, o halde, Mahkemece, tasfiye konusu taşınmazların tasfiye (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitireceğinden bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihteki) tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değerleri belirlendikten sonra, değer artış payı ve katılma alacağı hesaplanarak ve talep miktarı da gözetilerek karar verilmesi gerekeceği-
Tarafların 01.09.2010 tarihinde evlendiği, 01.07.2015 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 29.06.2018 tarihinde kesinleşmesiyle boşandıkları, sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu- Mahkemece, tasfiye konusu arsanın edinilmiş mal olmadığı gerekçesiyle işbu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, kararın hatalı olduğu, şöyle ki, öncelikle tasfiye konusu arsa evlilik birliği içinde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde erkek adına satın alındığından edinilmiş mal niteliğinde olup davalı erkeğin taşınmazın üçüncü kişiye ait olduğuna yönelik iddiası yönünden de tanık delili dışında delili bulunmadığından mevcut delil itibariyle davalı tarafından taşınmazın üçüncü kişiye ait olduğunun ispatlanamadığının kabulünün hatalı olduğu- Her ne kadar tasfiye konusu arsa tasfiyenin sona erdiği tarihte mevcut değil ise de, boşanma dava tarihinden kısa süre önce taraflar arasında anlaşmazlık başladıktan sonra arsa satıldığından arsanın eklenecek değer olduğu kabul edilerek tasfiyede dikkate alınması gerekeceği-
TBK m. 19a dayalı tasarrufun iptali davalarında satış silsilesinde yer alan tüm alıcıların davalı olarak gösterilmesi ve taşınmazı devir silsilesindeki tüm satış işlemlerinin muvazaalı olduğunun kanıtlanması gerektiği, bu davalarda talep sonucunun nakden tazmine dönüştürülemeyeceği, İİK m. 283/2'nin kıyasen uygulanamayacağı- Üçüncü kişinin taşınmazı yargılama devam ederken dördüncü kişilere devrettiği ve bu kişilerin davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlandığı, ancak son kayıt malikine yapılan temlikin muvazaalı olup olmadığı hususunda mahkemece yeterince araştırma yapılmadığı- Davacı tarafça katılma alacağından doğan dava sonuçlarından kurtulmak için davalı borçlu tarafından taşınmazın devredildiğinin iddia edildiği, taraflar arasındaki aile mahkemelerde görülen dosyalarının derdest olduğu, bu dosyaların bekletici mesele yapılarak, davacının bir alacağının olduğunun tespiti halinde TBK m. 19. maddesi gereğince davalılar arasındaki tasarrufun iptale tabi olup olmadığının değerlendirilmesi ve iptale tabi olması halinde davacı yararına hükmedilecek alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak ve İİK m. 283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış yetkisi verilmeli, aksi durumda davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği- Mahkemece, kolluk aracılığıyla dava konusu taşınmazın devirden sonra kim tarafından kullanıldığının araştırılarak, taşınmazın bağ niteliğinde olduğu gözetilerek ilgili meslek odalarından davalılar tarafından taşınmazın kullanıldığına dair kurumlarında evrak bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği-
2. HD. 12.12.2024 T. E: 979, K: 9926
Davalının askerde olduğu dönemde davalının abisi adına alınan plakayı, davalı askerden geldikten sonra beraber çalıştırdıkları, daha sonra plakanın davalıya devredildiği uyuşmazlıkta, ticari plakanın davalı ve abisine ait olup davalı tarafından abisinden devralınan kısmın, abisine düşen yarı payı bulunduğu, bu yarı payın kişisel malı niteliğinde olduğunun ispat yükünün davalıda olduğu, abiden alınan bu kısmın kişisel mal niteliğinde olduğu somut delillerle ispatlanamadığından, ticari plakanın karar tarihine en yakın tarihteki değerinin yarısının davacının edinilmiş malı kabul edilerek, bu kısım üzerinde davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerektiği- "Bilirkişi tarafından belirlenecek değere göre artırılmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla" ... şimdilik bir dava değeri gösterilmek suretiyle açılan katılma alacağına ilişkin davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu-  Mahkemece, davanın kısmi dava ve talep açıklama dilekçesinin de ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğu- Mahkemece, (plaka yönünden verilen) bozma ilamına uyulduğuna göre, katılma alacağı talebinin niteliği gereği hukuki sebebi aynı olan tek alacak davası olması nedeniyle bozma ile bir önceki karar ortadan kalktığından, bozma sonrası verilecek yeni karar ile alacak miktarları ve kabul-ret oranları değişeceğinden, infazda tereddüt oluşmaması ve temyiz edilmeyerek bozma kapsamı dışında kalması yolu ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak oluştuğu da gözetilerek bozma kapsamı dışında kalan tasfiye konusu diğer mallar (taşınmaz ve araç) yönünden de yeniden hüküm kurulması gerektiği-
Evliliğin boşanma sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi hâlinde, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceği- Somut olayda; taraflar arasında yurtdışında açılan boşanma dava tarihi tespit edilerek sonucuna göre tasfiyeye dahil edilecek malla belirlenerek tasfiyenin gerçekleştirilmesinin gerektiği-
Tasfiyeye konu taşınmazın mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olduğu kabul edilerek karar verilmesi gerektiği- Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirlerin mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edileceği- Mahkemece taşınmaz ve aracın devir tarihi ile tarafların ayrı yaşamaya başladıkları tarih ve boşanma dava tarihi göz önünde bulundurulduğunda taşınmaz ve aracın eklenecek değer olarak kabul edilerek tasfiyede dikkate alınması gerektiği-
Davalı erkeğin dükkanın işletmesini evlilik birliği içinde devraldığı, taraflar arasındaki darp olayından sonra, boşanma dava tarihinden önce davalı erkeğin kız kardeşine dükkanın işletmesini devrettiği anlaşıldığından, mahkemece dükkanın işletmesinin devir tarihi ile taraflar arasındaki darp olayının tarihi ve önceki boşanma dava tarihi göz önünde bulundurulduğunda TMK 229. maddesi gereğince dükkanın devir parasının eklenecek değer kabul edilerek tasfiyede dikkate alınması gerekeceği-
Ücret alacağının hakedildiği dönemin evlilik birliği içinde olduğu anlaşıldığından, mahkemece çalışma karşılığı elde edilen edinimlerin (TMK mad. 229/1 inci bent) edinilmiş mal olduğu göz önünde bulundurularak, mahkeme kararıyla kesinleşen ücret alacağından kadının katılma alacağı olduğu kabul edilerek artık değere katılma alacağına hükmedilmesi gerekeceği-
Mahkemece, dava konusu meskenin devir tarihindeki durumu (nitelik ve özellikleri) dikkate alınarak tasfiye tarihi itibariyle (bozma ile günceliğini yitireceğinden verilecek karar tarihine en yakın tarih itibariyle) sürüm (rayiç) değerinin belirlenerek, buna göre artık değere katılma alacağı hesaplanması gerekirken, taşınmazın devir tarihindeki değeri esas alınarak artık değere katılma alacağı hesaplanmasının doğru olmadığı-