Mirasçılıktan çıkarılmaya ilişkin iptal davasının çıkarmadan yararlanan mirasçılara yöneltilmesinin zorunlu olduğu, taraf teşkili sağlanmadan karar verilemeyeceği- Davacının mirasçılıktan çıkarılmasına ilişkin eldeki iptal davasının reddedilmesi durumunda; tefrik edilen belirli mal bırakılmasına ilişkin vasiyetnamenin iptali davasını açamayacağı- Mahkemenin dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verebilmesi için, davada taraf olarak gösterilen kişilerin gerçekten o davada taraf sıfatına sahip olmaları gerektiği- Bir davada taraflardan birinin davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerektiği ve bu kararın, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, yine davanın esasına ilişkin bir karar olduğu- Tefrik edilmesi gerektiği belirtilen dava bakımından, davacının aktif husumet ehliyetinin olup olmadığı, mirasçılıktan çıkarılmaya ilişkin asıl dava sonucunda saptanması mümkün bir husus olduğundan, tefrik edilen dava yönünden, mirasçılıktan çıkarılmanın iptaline ilişkin dava sonucunun beklenmesi; asıl davanın reddi durumunda tefrik edilen davada davacı sıfatı bulunmayacağından davanın husumetten reddine, aksi takdirde davacının vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis talebinin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği-
Eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davada, bozma öncesi yapılan yargılama sırasında ıslah yapılması ve yargılamada sadece bir kere ıslah yapılabileceği (HMK m. 176/2) gözetilerek, ikinci ıslah talebinin reddi gerektiği- Davacının alacağını ispata yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunamadığı, söz konusu ödemelerin yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığından, bazı alacaklar yönünden alacak miktarının dahi hesaplanamadığı, all risk poliçe bedelinin ise dosya içerisinde yer alan belgelere göre davalı tarafından yapıldığı- Davacı süresi içerisinde ödemelerin sigorta şirketine verilmek üzere davalı tarafa yapıldığı yönünde bilgi veya belge sunulmadığından söz konusu taleplerin ayrı ayrı reddi ile davacının teminat alacağı yönünden, talep edilen ve ıslah edilen miktarın taleple bağlılık ilkesi gereğince dikkate alınması gerektiği- "Davaların yığılması halinde her bir talep bakımından ıslah yapılmasının mümkün olması gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110 uncu maddesi uyarınca davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) şeklinde bir davanın açılabilmesi için tüm taleplerin aynı davalıya karşı ileri sürülmüş olmasının şart olduğu, şirket tüzel kişiliğine yöneltilen genel kurul kararlarının iptali istemi ile gerçek kişi yöneticilere yöneltilen sorumluluk davasının farklı davalılara karşı açılması nedeniyle davaların yığılması koşullarının oluşmadığı ve tefrik edilerek bağımsız bir dava hâline gelen yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi olduğu gözetildiğinde, arabulucuya başvurulmadan açılan davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacının kaçak elektrik kullandığı yönündeki iddiaya dayanılarak yapılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti talebiyle açılan davada, ispat yükünün davalı şirkete ait olduğu, davalı vekiline ihtar içerir duruşma gününü de bildirir davetiye tebliğ edildiği halde cevap dilekçesine kaçak elektrik tespit tutanaklarının eklenmediği, mahkemenin usulüne uygun olarak yaptığı ihtara rağmen anılan delillerin süresinde dosyaya sunulmadığı, davalı vekilinin cevap süresinin uzatılmasına ilişkin talebinin bulunmadığı, davalı şirkete yazılan müzekkereye de cevap verilmediği, hâkimin yargılamayı belli sürede bitirmeleri hususunda adil yargılama kapsamında hukuki sorumluluğunun bulunduğu-
6098 Sayılı TBK' nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012'den sonra iş kazası ve meslek hastalıkları tazminat alacaklarına yapılacak ödeme noktasında kısmi ve tam karşıIık ödemenin bulunup bulunmadığı noktasında Yargıtay uygulamasının geliştirdiği denkleştirme metodunun kullanılması hakkaniyetli çözüme ulaşılması noktasında önem arz etmekte, ödemelere faiz işletilmek suretiyle tazminat alacağından mahsup yeterli olmayacağından bu doğrultuda ödemenin yapıldığı tarihteki verilere göre hesaplanan tazminat alacağı ile ödenen miktar birbirine oranlanarak, tazminat alacağının ne kadarının karşılandığı belirlenip karşılanan tutara ilişkin ödemenin fatura niteliğinde olduğu kabul edilerek, karşılanmayan bakiyesi için davacı tarafın alacak hakkının varlığı doğrultusunda bakiye tazminata hükmetmek gerekeceği-
Aynı olaydan kaynaklanan zarar nedeniyle davalıya karşı olan birden fazla talebin (maddi ve manevi tazminat) aynı davada birleştirmesi (objektif dava birleşmesi) durumunda temyizde kesinlik sınırının tespiti için temyiz edilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamlarının esas alınması gerektiği-"Dava, maddi ve manevi tazminat istemini içerdiğinden, davaların yığılması söz konusu olsa bile, her birinin ayrı dava olma özelliğini yitirmediği, maddi ve manevi tazminat istemlerinin ayrı kalemler olduğu, çoğu zaman tahkikatlarının ve delillerinin toplanma aşamalarında da farklılık bulunduğu, maddi ve manevi tazminata hükmedilebilme koşullarında da farklılık olduğu, maddi ve manevi tazminat taleplerinin iki ayrı dava olduğu, kesinlik sınırının belirlenmesinde maddi ve manevi tazminat miktarlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen HMK 46 vd. gereğince, dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almadığı- Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tâbi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılmasının olanaklı görülmediği- Davacı aynı olaydan kaynaklanan zarar nedeniyle davalı Hazineye karşı olan birden fazla talebini (maddi ve manevi tazminat) aynı davada birleştirdiğinden (objektif dava birleşmesi), taleplerin her biri ayrı dava olmakla birlikte, tek bir eylemden kaynaklandığından ve görünüşte tek bir hüküm bulunduğundan temyizde kesinlik sınırının tespiti için temyiz edilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamının esas alınması gerektiği- "Davanın maddi ve manevi tazminat istemini içerdiği, her iki istemin davaların yığılmasına konu olsa bile, her birinin ayrı dava olma özelliğini yitirmediği, maddi ve manevi tazminat istemlerinin ayrı kalemler olduğu, çoğu zaman tahkikatlarının ve delillerinin toplanma aşamalarında da farklılık bulunduğu, maddi ve manevi tazminata hükmedilebilme koşullarında da farklılık olduğu, maddi ve manevi tazminat taleplerinin iki ayrı dava olduğu, kesinlik sınırının belirlenmesinde maddi ve manevi tazminat miktarlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
İlgili kanun maddesinde sınırlı sayıda belirtilen (HMK. m. 46) sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacı aynı olaydan kaynaklanan zarar nedeniyle davalı Hazineye karşı olan birden fazla talebini (maddi ve manevi tazminat) aynı davada birleştirmiş olup objektif dava birleşmesi olarak adlandırılan bu durumda taleplerin her biri ayrı dava olmakla birlikte, tek bir eylemden kaynaklandığından ve görünüşte tek bir hüküm bulunduğundan temyizde kesinlik sınırının tespiti için temyiz edilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamlarının esas alınması gerektiği-
Terditli olarak açılan davalarda, arabuluculuk dava şartının ilk talebe göre değerlendirilmesi gerektiği- Tapu iptal ve tescil bu olmadığı taktide tazminata karar verilmesi istenilen davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • ...
  • kayıt gösteriliyor