Hukuk seçiminin iş sözleşmelerinin özel niteliği ile işçinin işverene hukuki ve kişisel olarak bağımlılığı gereği zayıf taraf olan işçiyi korumak amacıyla ancak işçi lehine olmak kaydıyla sınırlı olarak tanındığı, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde seçilen hukuka ilişkin hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olup matbu hazırlandığı, sözleşme hazırlanırken sözleşmenin yapılması sırasında karşı taraf olan işçiye uyuşmazlığa seçilen hukukun uygulanacağı hakkında açıkça bilgi verilmediği, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlanmadığı ve işçinin bu koşulları açıkça kabul ettiğinin belirtilmediği, bu nedenle taraflar için bağlayıcılığı olmayacağından sözleşme hükümlerinin yazılmamış sayılması gerektiği- Yabancı hukukun uygulanmasına yönelik sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu, Türk Hukukunun istikrarlı bir şekilde uzun süreden beri uygulanmasına rağmen sonradan görüş değişikliğine gidilmesinin hukuk güvenliği ile sürpriz karar verme yasağı ilkelerine aykırı olduğu, ayrıca taraflar arasında eylemli olarak iş ilişkisinde Türk Hukukunun uygulandığı, davacısı Türk ve işvereni de Türk Hukuk Mevzuatına tâbi olan uyuşmazlıkta Türk İş Hukukunun doğrudan uygulanan kurallar olması sebebiyle Türk Hukukunun uygulanmasının isabetli olduğu-
Davanın , taraflar arasında gerçekleştirilen sözleşme gereğince davalılar tarafından davacıya devredileceği taahhüt edilen otoparkların ayıplı çıktığı iddiası ile otoparklara isabet eden bedelin iadesi ile sözleşmeye aykırılık halinde ödenecek cezai şart bedelinin davalılardan tahsili istimine ilişkin olduğu- Dava konusu uyuşmazlıkta Türk Hukuku'nun uygulanması gerektiği, sözleşmenin 14.maddesi de dikkate alındığında Türk Mahkemeleri'nin yetkili olduğu, davalıların hisse devir vaadi sözleşmesinde devralan olarak geçmesi nedeniyle tüm davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunduğu ve hisse devir bedeli karşılığında yapılacak ödemelerden ve cezai şarttan tüm davalıların sorumlu olduğu, dava tarihinden önce 06/12/2017 tarihinde 8 nolu otoparkın... 'ye 2.500USD'ye devir edildiği zaten bu devir nedeniyle davalıların sözleşmeye aykırı davrandıkları ayrıca Gürcistan Makamları vasıtası ile alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu otoparkların , otopark olarak kullanılmasının mümkün olmadığı, bazılarının m2'sinin tapu kaydındaki m2'sinden daha düşük olduğu, otoparkların amacının otopark olarak kullanılması olması nedeniyle bu kullanıma elverişli olmamasından dolayı ayıplı olduğu ve otoparkların davacı tarafa teslim edilmemesi nedeniyle ayıp ihbarının zamanında yapıldığı bu nedenle ayıplı olan dava konusu otopark bedeli toplamı olan (KDV dahil) 37.904USD'nin davalılar tarafından davacıya ödenmesi gerektiği- Davacı tarafın cezai şart talebi ile ilgili olarak sözleşmenin 7.maddesi irdelendiğinde, "ayrıca ifaya ek olarak her bir ihlal için 1.000.000,00TL cezai şart" düzenlemesi bulunması nedeniyle tüm davalıların cezai şarttan sorumlu olduğu, alınan bilirkişi raporu ile de belirlenen cezai şartın davalı şirket ve diğer davalılar için fahiş olmadığı sonucuna varıldığından 37.904USD'nin davacı tarafından davalılara gönderilen 25/12/2017 tarihli ihtarnamenin davalılara tebliği tarihine (ihtarname davalılara 26/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir) 3 iş günü eklenmesi neticesinde 30/12/2017 temerrüd tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesi gerektiği-
Yurtdışında çalışan işçiler için uygulanacak hukuk seçimine ilişkin uyuşmazlıkta, en geç ön inceleme aşamasında uygulanacak hukuk konusunda anlaşılmış olması gerektiği- Davalı cevap dilekçesinde uygulanacak hukuka itiraz etmemiş ise ön inceleme duruşmasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile uygulanacak hukuk konusunda anlaşma yapılabileceği - Somut uyuşmazlık bu bakımdan değerlendirildiğinde, davalı vekili cevap dilekçesi ile mutad işyeri hukukunun uygulanmasını talep etmek suretiyle uygulanacak hukuka itirazda bulunmuş olup taraflar arasında Türk hukukunun uygulanması konusunda en geç ön inceleme duruşmasında bir anlaşma sağlanmadığı- Taraflar arasında iş sözleşmeleri imzalanmış olsa sözleşmenin dili Rusça olup davacı işçinin Rusça bildiği ispatlanamadığından, sözleşmede hukuk seçimi yapılmış olsa dahi bu durumun işçi bakımından bağlayıcı olmadığı- Hukuk seçimi anlaşması bulunmayan ve daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olmadığı anlaşılan tüm çalışma döneminde uyuşmazlığa mutad işyeri hukukunun uygulanması gerektiği-
Arabuluculuk konusu uyuşmazlıkların "işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacaklar" olarak belirtildiği ancak dava konusu alacaklar bakımından anlaşma sağlandığı veya sağlanamadığının açıkça belirtilmemiş olduğundan dava şartı olan arabuluculuk faaliyetinin yerine getirilmediği-
Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulünün gerektiği- Dosyada "ibraname-feragatname" başlıklı belgede "fazla mesai ödemesi" açıklamasıyla parayı davacının tamamen ve nakden aldığının yazılı olduğu belgenin bulunduğu ve banka kayıtlarında da davacıya ücret ödemesi açıklamasıyla "ibraname-feragatname" başlıklı belgede yazan alacak kalemlerine ilişkin ödemeler yapıldığı anlaşıldığından fazla çalışmaya ilişkin miktar içeren ibranamenin ve banka kaydının dikkate alınarak ödenen miktarın yapılan hesaplamadan mahsup edilmesi gerektiği-
Maersk Line A/S'nin Danimarka'da kurulu yabancı bir şirket olduğu, taşıyıcı şirket ve konşimentoyu düzenleyen acente ile geminin yabancı olması nedeniyle yabancılık unsuru taşıdığı, dava konusunun Türk mahkemelerinin yetkisinin münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmayıp deniz taşımasından kaynaklandığı, konişmentonun 26 ncı maddesinde düzenlenen yetki klozunun halefiyet hükümlerine göre davacı şirketi de bağladığı, konişmentodaki yetki şartına göre somut uyuşmazlık yönünden Londra'da bulunan İngiliz Yüksek Adalet Mahkemesinin yetkili olduğu-
Davacıların murisi ile davalı banka arasında akdedilen kredi sözleşmesi uyarınca sözleşmeden doğan uyuşmazlıklara Alman Hukukunun uygulanacağı kararlaştırmış olduğu- MÖHUK 24/I. maddesi uyarınca taraflar arasındaki ihtilafa Alman Hukukunun uygulanmasının gerektiği- Alman Hukuku göz önüne alındığında davalı bankanın cebri icra yolu ile iflas tabelasına kaydettirmiş olduğu alacağını talep edemeyeceği-
Bölge Adliye Mahkemesi; kefalet sözleşmesi Alman Hukuku'na tabi olarak düzenlenmiş ise de taraflar uyuşmazlık halinde uygulanacak hukukun belirlenmediği, davacının davasını açarken hukuki sebep olarak Türk kanun maddelerine dayandığı, davalının ise davaya karşı verdiği cevap dilekçesinde TBK’nın olaya uygulanmasını talep ve kabul ettiği göz önüne alındığında davanın her iki tarafının TBK’nın dolayısıyla Türk Hukuku'nun uygulanmasında mutabık oldukları yönünde karar vermiş ise de Yargıtay 11. HD'nin davacı şirketin Almanya'da kurulmuş olduğu, davalının da yurtdışında ikamet ettiği, sözleşmenin Köln/Almanya'da akdedildiği, taraflarca sözleşmede açık bir hukuk seçimi yapılmadığı anlaşılmış olup, bu nedenle yabancılık unsuru bulunan sözleşmeye Alman Hukuku'nun uygulanıp uygulanamayacağının Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamında tartışılmadan Türk Hukuku'nun uygulanması suretiyle sonuca varılmasının doğru olmadağı kanaatinde olduğu-
Sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği, MÖHUK’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında ise tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanacağından ve bu hukukun, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutat meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun iş yeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok iş yeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan iş yeri hukuku olarak kabul edileceği, eldeki davada, taraflar arasındaki sözleşme tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olup, bu tür sözleşmelerde tek satıcının edimi karakteristik edim olarak kabul edildiğinden, karakteristik edimin ifa yeri de Antalya ili olduğundan Türk Mahkemeleri'nin yargı yetkisine haiz olduğu- Davacı şirket vekilince haksız fiilin bir türü olan haksız rekabete dayalı olarak davalılardan tazminat talebinde bulunulmuş olması esas alındığında da, yine MÖHUK’un 40. maddesinin atıfta bulunduğu HMK’nın 16. maddesi gereğince haksız rekabet olgusunun gerçekleştiğinin ve zararın doğduğunun iddia olunduğu yer de Antalya ili olduğundan eldeki uyuşmazlıkta Türk Mahkemeleri'nin yargı yetkisine sahip olduğu- Davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan dava haksız rekabet ve uğranılan zarar iddiasına dayalı olarak açılmış olup, bu şirketin diğer davalı yabancı şirket ile aralarında organik bağ bulunduğu ve diğer davalı tek satıcılık sözleşmesinin tarafından bağımsız bir 3. kişi olmadığı iddialarıyla bu şirkete karşı açılmış davanın, mahkemece bu iddialar nazara alınıp deliller toplanıp değerlendirilmeden sırf davacı şirket ile aralarında sözleşme bulunmadığı gerekçesiyle sıfat yokluğundan reddinin doğru olmadığı-