Mükerrer kadastro (çifte tapu) durumunun giderilmesi amacıyla açılan davada, ikinci kadastro işleminin ilk kadastronun kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadan yapılmış olması ve davacı Hazine'nin tapu siciline güvenerek hareket etmesi nedeniyle, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin Hazine aleyhine işletilemeyeceği, bu sebeple mahkemece işin esasına girilerek mükerrerliğe konu taşınmazın ilk kadastro tespiti tarihi itibarıyla kime ait olduğunun belirlenmesi gerektiği ve direnme kararının bozulması gerektiği- "3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuşsa ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı, bu hüküm uyarınca kesinleşmiş olması kaydıyla ilk tespit esas alınarak verilen direnme kararının usul ve yasa hükümlerine uygun olduğu ve onanması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
İstinaf dilekçesinin Bölge Adliye Mahkemesi'nce -HMK m. 341/2, 346 ve 352/1 kapsamında- reddine karar verilmesinin ardından, -22.07.2020 T. ve 7251 s. K. m. 53 ile- 3402 s. Kadastro Kanunu’na eklenen ek m. 6 hükmünün yürürlüğe girmiş olması karşısında, ilk derece mahkemesince verilen kararın, temyiz kanun yolu aşamasında yürürlüğe giren bu hükmü karşısında miktar itibariyle kesin hüküm niteliğine haiz olduğunun söylenemeyeceği, bu karara karşı istinaf kanun yolunun açık olduğu- "3402 s. Kanun'un ek madde 6 hükmünün geçmişe etkili olarak düzenlenmediği, HMK m. 448 kapsamında ilk derece mahkemesince kararın verilmesi ile usul işleminin tamamlandığı, kararın verildiği tarihte miktar itibariyle kesin olduğu, dolayısıyla istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı, temyiz sınırı bakımından taşınmazlarla ilgili bir ayrımın mevcut olmadığı, kesin olan bir kararın doğuracağı usuli kazanılmış hakkın nazara alınması gerektiği, kanun koyucu tarafından tanınmayan kanun yoluna başvuru hakkının yargı kararlarıyla tanınamayacağı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikine dayanak resmi aktin bulunup bulunmadığı ve temlikin neye göre yapıldığı hususları mahkemece ilgili tapu sicil müdürlüğünden sorularak öğrenilebileceği ve bu doğrultuda dayanak belgelere kolayca ulaşılabileceği mümkün iken, belirtilen hususlarda mahkemece resen bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olması doğru olmadığı-
Davacının dava konusu imar parselinde satış suretiyle pay edindiği, ne var ki, paydaşlardan …’nın açtığı dava sonucunda davacı payının iptaline karar verilerek davacının kayıtla ilgisi kalmadığı, başka bir deyişle dava tarihi itibariyle davacının kayda dayalı bir hakkının olmadığı görüldüğünden davanın aktif husumet ehliyetinin yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Tapu kayıtlarındaki kimlik bilgilerini düzeltilmesi amacıyla açılan davalar çekişmesiz yargı işi olup, bu davalara Sulh Hukuk Mahkemeleri'nde bakılması gerekeceği-
Tapu kütüğünde bulunması zorunlu olmayan nüfus bilgilerinin ilavesi veya düzeltilmesinin dava yoluyla istenemeyeceği-
Tapuda isim düzeltilmesi isteminde bulunan davacıların paydaş iseler de, düzeltme istenen diğer paydaş ölü olup, davacılarla mirasçılık bağı da olmadığı; davacının yetki belgesi de olmadığından davacılık sıfatının bulunmadığı-
Çekişme konusu taşınmaza ilişkin kayıtlar ilk tedavülünden tüm gittileri ile birlikte getirtilip kütüğün beyanlar hanesinde kısıtlayıcı şerh olup olmadığının araştırılması, şerh varsa kayıt maliki tarafından mülkiyeti kısıtlandığından, tahsis edilen amaç dışında kullanma olanağı bulunmadığından davanın reddedilmesinin gerekeceği-
Parsellerin birleştirilmesi ve birbirinden ayrılmasının, idari bir işlem olduğu-
  • 1
  • 2
  • kayıt gösteriliyor